Fatma Ç. KABADAYI

Fatma Ç. KABADAYI

"Benim Oyun Sandığım"

img-0321-004.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgimg-0321-003.jpgUNICEF ve Milli Eğitim Bakanlığımızın yeni ve ortak projesi olan “Benim Oyun Sandığım” Projesi hakkında bilginiz var mı bilmiyorum.

2023 Vizyonu kapsamında Okul Öncesi Eğitim Kurumlarının zorunlu olmasını hedefleyen Bakanlığımızın bir eğitim uygulaması. Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya SELÇUK öğretmenimizin büyük kıymet verdiği büyük bir proje.

Oldukça güzel, iyi düşünülmüş ve maliyetli elbette. Bu proje için Türkiye’nin yirmi altı ili pilot olarak seçildi. Burada amaç Okul Öncesi Eğitim Kurumu’na hiç gidememiş kırsal bölgelerdeki çocuklara ulaşmak.

Peki nasıl?

Öncelikli bu proje için birer tahta sandık hazırlandı. Bu sandıkta gelecek eğitim öğretim yılı içerisinde ilkokula başlayacak ama henüz hiçbir eğitim kurumuna gidememiş kırsal bölgede yaşayan çocuklar hedef alındı.

Hangi çocuklara sandık götürüleceği ve yılsonuna kadar hangi aralıklarla eğitime devam edeceğine dair her şey net ve ayrıntılı. Öyle ki 365 gün ne yapılacağı planlanmış durumda. Tabi bu projede yer alan öğretmenler de Ekim’den bu yana devam eden bu çalışma için canla başla çalışmakta. Gönüllü olarak...

Çocuk Gelişimi mezunu olsam da alan değişikliği nedeniyle Okul Öncesinde görev yaptığım için ben de bu projede görevli bir eğitimci olarak şu iki kelimeyi söylemek istiyorum: “Duygusal Süreç” Konya Selçuklu bölgesinden seçilen iki öğretmenden biri olmanın mutluluğu tarif edilemez. Berna Yolsal Gümüşefe ve Fatma Çetin Kabadayı ikilisi. Gönüllünün de ötesinde iki isim...

Evet, gerçekten okula hasret, henüz bir öğretmeni olmamış çocukların evine gidiyor ve onlara “Ben geldim, ben senin oyun öğretmeninim,” deme mutluluğuna erişiyorsunuz.

Onların gözlerindeki masumiyeti, utangaç bakışları görünce sarılmak istiyor ama malum sebepten bunu yapamıyorsunuz. Sadece yüreğine dokunacak kelimelerle iletişim kurabiliyorsunuz. Onlar da siz de buna hazırsanız zaten sorun olmuyor.

Tabi, kapıdan sandığı verip çıkmıyorsunuz. Uzun ve ayrıntılı bir süreç. Çok önceden Milli Eğitim Müdürlükleri, okul müdürlükleri ve köy muhtarlarıyla belirlenen adreslere konvoy halinde gidiliyor. Öndeki arabada Şube Müdürü, okul müdürü ve görevli öğretmenler, arkadaki büyük arabada ise sandıklar ve hediyeler oluyor. Sadece gittiğimiz çocuğa değil o evdeki çocuklara da birer küçük hediye götürüyoruz.

Çok çeşitli köylere gidiyoruz. Bugün de nasip oldu Konya İl Milli Eğitim Müdürümüz Seyit Ali BÜYÜK, Selçuklu İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan KAYACILAR, Şube müdürlerimiz Mustafa SAKARYA ve Mehmet AKPINAR ve bize her daim öncülük eden okul müdürüm Mehmet Erdal Hocamızla gittiğimiz bu köylerde kim bilir kaç çocuğa gelecek için ilk adımını atacağı sandığı teslim ettik. Her seferinde onlarla heyecanlanmak, mutluluklarına ortak olmak müthiş bir duygu.

Kaç çocuğa dediğime bakmayın, hepsi belli, hepsi heyecanla bekliyor ve o kadar güzeller ki.

Çocuklarımıza ve ailelerine kendimizi tanıtmak amacıyla hazırladığımız materyallerin olduğu kendimize ait küçük bir de kutumuz var. Girdiğimiz evde sandığın konulacağı yeri tespit ettikten sonra önce kendimize ait tanıtım kutumuzu açıp çocuğumuzun öğretmenini tanımasını sağlıyoruz. Adımızı, çocuklarımızı, en sevdiğimiz şeyleri minyatür nesnelerle anlattıktan ve iletişim kurmaya başladıktan sonra işte o sandık açılıyor. Bazıları başlarda utandıkları için konuşamıyor ama sonradan açılıyor. Farkında olmadan kardeşlere de okul sevgisi kazandırmış oluyoruz. Ne mutlu bize.

Tahta sandığı önce büyük bir karton kutudan çıkarıyoruz. Bu anlar hep fotoğraflanıyor elbette. Çocuklar için öyle güzel şeyler var ki anlatamam. Boya kutusundan, boyama önlüğüne, tarağından tırnak makasına, sabundan ıslak mendile, kitaplarından defterlerine, makasından yapıştırıcısına, kuklasından, oyun halısına, zekâ oyunlarından, çeşitli oyuncaklara aklınıza gelebilecek her şey düşünülmüş.

Çocuklar sandık açılıp ürünler tanıtılırken o kadar heyecanlanıyorlar ki bir sonrakinde sandıktan ne çıkacak, onda ne var diye gözünüzün içine bakıyorlar ve sabretmeyi, düzenli olmayı, materyallerine sahip çıkmayı işte o ilk gün öğreniyorlar. Sahip olma duygusunun mutluluğunu yaşadıktan sonra başlıyorlar resim yapmaya, oynamaya, öğrenmeye… Bizim o bir saat içinde yapacaklarımız, öğreteceklerimiz, okuyacaklarımız hep plan program dâhilinde elbette.

İlk gittiğimiz evden ayrılırken Reyhan isimli yeni öğrencim bana “Size öğretmenim diyebilir miyim?” deyince sarılmamak için kendimi zor tuttum. Kuzum benim, nerdeyse ağlatacaktı beni, “Tabi ki diyebilirsin, çok sevinirim,” dedim.

Ardından diğer öğrenciler…

Hepsi öğrenmeye hevesli ve devletin bu imkânından yararlanmayı en çok hak edenler.

Elbette farklı çocuklar, farklı aileler, farklı köyler gezerken üzüldüğünüz noktalar da oluyor. İyi ki gelmişiz, iyi ki bu çocuğa ulaşıldı dediğimiz çocuklar ve mekânlar da oluyor. Öyle duygusal anlar oluyor ki bu ziyaretlerde inanın anlatmak çok zor.

Sandık tesliminden sonra belirli aralıklarla aynı evlere gidip derslere devam ediyoruz ve aralarda da zaten iletişim araçlarıyla haberlerini, görüntülerini, videolarını alıyoruz. Bu arada görevli izinli olan bizlerin yerine o günler için başka öğretmenler dersimize giriyor. Gidilen öğrenciler e-okula kaydolduğu için artık okulumuz öğrencisi. İzleme ve değerlendirme çalışmaları da yapılıyor. Tıpkı diğer öğrenciler gibi.

Kısacası “Benim Oyun Sandığım” isimli projede olmak gerçekten gurur verici. Evet, bedensel ve zihinsel olarak yorucu olsa da her anına değer.

İyi ki böyle bir proje var.

İyi ki için de biz de varız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum