Ramazan KERPETEN

Ramazan KERPETEN

BİR RAMAZAN’IN RAMAZAN’I…

Ramad, yakacak derecede kızgın taş…

Ramazan; böyle mevsimlerde oruç tutmak, nefsin en zoruna giden açlıkla sınanmak,

Ramadların değeni yakması gibi, günahları yakıp kavuran bir ay demek,

üç ayların üçüncüsü demek…

 

Evet, Ramazan;

on bir ayın sultanı. Ümmete tahsis edilmiş bir fırsat sefinesi. Bağrında, “bin aydan daha hayırlı” bir Kadir çekirdeğini barındıran bir zemin.…

 

Ramazan;

Şeytan-ı râcim’in bile, sağanak halinde yağan rahmet karşısında bir ümitle başını kaldırması demek!

 

Memlekette pide, zeytin, hurma; sahurda, anne elinin mahsulü börekler, bol manili davullar demek!..

 

Ramazan;

“Belhüm Edall” kuyularından, derece-i insan düzlemine çıkma arayışları ve çırpınışları demek..!

 

Ramazan;

Sultanahmet’lerin, Süleymaniye’lerin eteklerinde yaşayıp da, günde beş vakit salaha ve felaha çağrının rayihasıyla mest olmak, iftarı da haber veren akşam ezanları demek.. Yürek hoplatan, ziyafete çağrı top sesleri demek..! Bu anılarla avunmak demek!

 

Ramazan;

arefesinde yâd ellere doğru yelken açmak, geride kalan bu güzelliklere hasret kalmak demek. Dönmemek üzere gitmek, kalıp da kavrulmak demek..!

Çan sesleri ve katedraller arasında, minareler arasına gerilmiş manidar mahyaları hayal edip iftar demlerini beklemek demek..! “Ezan-ı Muhammedî”nin bu diyarda ve her diyarda şehbal açması ümidiyle yaşamak demek..!

 

Ramazan;

Kerbelâ’da Hz.Hüseyin’in / Son Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) ciğer paresinin ciğerinin susuzluktan kavrulması demek.

Ve yine Ramazan li;

Bir yirmibeşinci gününde, bir Kadir gecesinde, seksen küsur yaşında Urfa’da hayata gözlerini yuman Asrın Garibini yürek burkuntusuyla hatırlamak demek..!

 

Ramazan;

Şubat Soğuklarında esen poyrazlarla, kendisine Yesrib olmuş mekanlarda cebrî meskun olmuş Gözyaşı Sultanı’nın hasret ve hicranla geçen yıllarını, beşinci katlardaki teravihlerini özleyişini sinenin derinliklerinde duymak demek..!

 

Ramazan;

bir de acı tedaî demek; gencecikken, şakağına yediği kurşunla, arkada körpecik üç evlat bırakıp giden bir “dayı” demek. Bu yürek paralayan hadisenin arkasında doğmak demek, onun adını yaşatmak, o namın çağrışımları ve ağırlığı altında ezilip gitmek, mahlaslarda hafiflemek demek..! Bir saplantıyla yaşayıp, bir anaforda şu kırık-dökük mısraları yazmak demek:

 

Öldüğünde yirmibeşinde

Var ya da yokmuş, denildiğine göre

Geride üç elcağız oğluyla

Kundaktakinin adı Hüsran,

Böyle biten bir vadeye denk geldiğinden...

 

Yakışıklıymış, hızlı yaşamış

Şakağına yediği kurşundan yüzüne

Akan kana rağmen güleç kalabilen

Bir yüzü olan dayım Ramazan...

 

Ölümünden sonra doğmakla onun

Adını almış olan, onu hiç görmemiş ben

Hep yirmibeşime geldiğimde öleceğim

Saplantısıyla yaşadım bugüne değin

Şükür şu an fazlayım yirmibeşlerden

Nasıl geldi geçti ama Allahu a’lem...

Evet Ramazan;

tuttuğunu koparmakla, pehlivanlığı ve gözü karalığıyla eşkıyalara göz açtırmayıp, bundan mülhem, halk arasında bir nâm alan, kanundan sonra bunu kendisine soyadı olarak ekleyen dedenin hatırasını taşıyıp, başında da mübarek kelimeyi taşımaya çalışmak demek.…

 

Ramazan;

bir de hoş hatıra demek; her karşılaşmada, isme gönderme yaparak: “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan / Nerelerde kaldın ey Ramazan?” diye zâtımıza seslenen Yavuz Bülent Bâkiler’i hatırlamak demek...!

 

Ramazan, ölmek için onu, en güzel zaman dilimi bilip, hitamı bu mevsimde erdirme beklentisi demek…

***

Ramazan’ınız hayırlı, mübarek ve bereketli olsun, oruçlarınız kabul olsun.. bu bol tedaîli Ramazan’da, oruç tüten ve kokusu Allah katında en hoş rayiha olan ağızlarınızla yaptığınız dualarınızda şu mücrim kardeşinizi de eksik etmezsiniz inşallah.

 

Ramazan Kerpeten

rkerpeten@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.