BU MEMLEKETTE GELİN OLMAK

Bizim kınalı kuzularımız vardı memleketlerimizde. Hepsini telli duvaklı gelin ederdik. Mutlu olamayacaklarını bildiğimiz halde, annelerinin kaderini yaşayacak prenssiz, prensessiz diyarlara gönderirdik. Bilirdik ki her kuzu, bir ''oy gelin'' türküsü hikayesi olacak ilerde. Her gelin bir öykü, bir yürek yaresi. İncecik ruhundan anlayan erkekler yok çünkü bu yerlerde.

Oysa inceciktir gelin ruhu... Hassas... Narin...

Küçücüktür gelin. Yüreği kocaman. Kızlar erken gelin olur bu yerlerde. Çocuk olmadan gelin olur. Her gelin bir sızıdır içimizde

Gelinler hesap soramaz buralarda. Nazlıdır ya gelin dediğin. Naz geline yaraşır. Lakin her nazın sonu devrilen bir sofra olduğundan, naz demek kadınlığını bilmemek demek olur..

Herkesten sakınmak istese de sevdiceğini, içine basar kıskançlığı. Hasetlik değildir kıskançlıktan kasıt. ''Ya yiterse'' kaygısından mütevellit, bir bağır acısıdır en taş basılmışından

Burada gelinler çıkmayı başarmış 3-5 gelinlikli resimlerine bakamaz, kaybetmişliğin sızısından. Fena acır yürekleri. Bizim memlekette gelinler gelinlik resimlerine çok bakamaz. Her bir poz, ''hani ömür boyuydu'’nun bağdattan dönen hesabıdır çünkü. Bundan sebep resimlere bakmaz gelinler. Saklar köşe bucak başkasından... 

Her düğün resmi binlerce sözdür. Tutulmayacağını yalnızca gelinin bilmediği binlerce söz. Dışarıdaki herkes bilir de bir tek bizim memleketin gelinleri bilmez.. Zaman almaz çok lakin. Başlar musalla taşına vurunca dünyada ''demek ki'' derler.

Sonra yol başlar. Şımarıklık biter. Gelinin boncuk boncuk gülen gözlerinin feri solar önce yavaştan. Çok konuşmaz, çok yemez olur sonra. Yalnızca nefes alması gerektiğini bilir. Haddini bilir. Yerini bilir. Bu dünya için hiçbir şey olduğunu ağrıya ağrıya kabul eder sol yanı. Tek istediği bir insan için, yalnızca bir insan için her şey olmak olsa da bir gelin için çok şeydir bu da.

Bir er eli yoktur buralarda, kadın saçında gezecek. Şefkate açılan bir yürek yoktur. Kadın olmak kimsesizleşmek buralarda. Hiç olmak. Hiçe sayılmak. Yok olmakla arada bir anımsanmak, surete hapsedilmek arasında yaşamak.

Kadın olmak zor zanaat. Ruhun her daim aç kalır. Çekip gitmek dahi isteyemezsin. Yitip gitmek dahi. Hayallerine bile gelmekten ürker bu düşünceler. Birileri duyuyormuş gibi, hep biliyormuş gibi ve haddini hep aşıyormuş gibi…

Yunus Emre' nin Sitaresi olmayı hakedecek hiç bir gelin olmamıştır bugüne dek buralarda. 

Bu yüzdeki gülleri solduranın ocağı başına…. Diyemez gelinin yüreciği…

Bizim memlekette gözlerde feri sönen ışığı, yalnızca anneciği görür gelinin. Bir anne kızının kahkasında da, gözyaşında da hüznünü görür. Konuşmadan anlatmadan… 

Benim annem yok. Ölü de değil. Gözlerimdeki fer söndü de anlatsam bilecek yok. Dinleyecek, yürek yaresine kapılacak bir annem yok. Bir sır kutusuyum. Gizli bir sandık heybemde. Dağlarda açarım yalnızca. Açar da ağlarım. Benden başka kimse bilmez hikayelerimi. Öykülerimi kimseye anlatmamışım. Pişmanlık nedir bilmem sanırlar.

Çok kez sırtımdan vuruldum. Evlat acısını da gördüm baba ocağında çıkan yangını da. Dağları kekik kokar buralarda. Kokar kokmasına da sevdiceğinle duymadıktan sonra… Her güzellik yaraya çıkar sonunda.

Gelin olmak yoldur bu diyarda. Geleni bekleyen, gelmeyeni özleyen, düşleyen bir yol. Hepsi camda eğleşir şimdi. Yola bakışır. Yol uzun… Yol hüzün demektir. Gitmektir yol bazen, bazen gelmek.

Allah’a giden de bir yoldur, karabasan bir ormandan aydınlık güneşe çıkan da. Yol her şeydir. Gidişim, dönüşüm, yeniden sevişim hep yoldandır. Hep yoldadır hikayem. 

En güçlü anımdır yalnızlığım. Hikayem herkes gibi aslında. Ne batık, ne derin. Ne bambaşka bir acı. Sıradan. Bu memleketin tüm gelinleri mahsundur. Tüm gelinler mahsundur aslında. Umutlara çıkan yolculuklara, korku ile ümit arasında gülümseyen kurbanlık kadar mahsun…

Elimize kınayı yaklarlar da ''kader'' demeye yollarlar bizi. Ya batacaksın ya çıkacaksına giden bir yolculuğa yollarlar valizsiz, kefensiz, duvakla... 

Bundan öte başımıza her geleni kaderden biliriz. Ne illettir felek dedikleri çark. Hep gelinleri mi döndürür çemberinde. 

Dün hayat veren su kader yüzünden gün olur boğar bizi.

Ben.. Bu memleketin kadere terk edilmiş gelinlerinden, sadece biriyim. Bu köyün herkes gibi, sıradan bir gelini. Saçlarımda şefkatle dolaşan bir ele hasret binlerce gelinden biri.

Kimseler duymaz sesimi. Derdimi kimseler bilmez. Kimsesizim, hiçsizim. Her şeyi kaderden bilirim de yine de razı gelirim. Kıskanırım sevdiğimi. Çok severim de anlatamam. İçim acır göğsüm sıkışır. Kaybetmeye razı gelişim de bundan, geri dönüp hesapsız sevişim de..

Beyaz tennuremle akıp gitmek istiyorum dünyadan.. Belinde siyah kuşağı olmadan. ''Gel gör beni aşk neyledi'' diyerek… Yunus gibi.. Tapduk gibi... Bektaş gibi. Hiç olasım, sonsuzlukta hayat bulasım var…

Yine de kokusundan vazgeçemediğim. Dön dolaş kokusunda yittiğim.

Kızgınlığıma çare olmazdı olmasına da ruhum uyuyamazdı…

Şimdi yine gitmek istiyorum sadece…

Neyse…

 

Bizi facebookta bulun : https://www.facebook.com/pages/GEL-G%C3%96R-BEN%C4%B0-A%C5%9EK-NEYLED%C4%B0/105065156203811?ref=ts&sk=wall#!/pages/Habername-Bet%C3%BCl-Kur%C5%9Fun/166036873419125

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum