Erzurum'un bu türküsünü rezil ettiler!

Önce şu “İktidara yakın gazete ne demektir?” onu tartışalım. (Dikkat buyurunuz, “iktidardakilere yakın gazete” demedim..)

“İktidara fikren yakın gazete” ile iktidarı “yakın markaja alan gazete” arasında muhakkak ki bir fark vardır.

Kaldı ki “yakın olmak”, “yakınlaşmak” ve “aynı olmak” aynı şeyler değildir.

Örneğin evimdeki yatak odası mutfağa yakındır ama yakınlık var diye ben kalkıp mutfakta yatıp kalkmıyorum.

Pek tabii ki yatak odamızda da yemek pişirmiyoruz.

Peki siz hiç kasap dükkanının önüne değil de kasap dükkanının yanındaki nalbur dükkanının önüne “konuşlanan” kedi gördünüz mü?

Göremezsiniz, çünkü kedinin amacı çivi yutmak değil, et yemektir.

Tabii, et kasap dükkanında değil de kasabın cebinde ise kedi kasaba iyice yaklaşacaktır.

Eti yemek için kedi ya kasaba “sırnaşacaktır” ya da yüz bulamazsa kasabı “tırmalayacaktır”.

İşte bu miyavoloji enstitüsünün mümtaz mensupları ikide bir şu türküyü mırıldanırlar:

“Sabunu koydum legene, bah başıma gelene, ben canımı verirem, gadir gıymet bilene.. Tey o yana bu yana, heç de bakmir bu yana, almış yari yanına, dön o yana bu yana..”

Gerçi memleketim olan Erzurum'un bu güzel türküsünü köşe yazılarında başka bir şekilde “cover”layıp yuvarlıyorlar ki, okuyunca insanın fareyi kaçırmış kedi gibi üzülesi geliyor..

Misal, şöyle diyorlar: “Glock'u koydum 'vc'ye, bah başıma gelene, ben oyumu verirem, cunta nedir bilene… Tey o yana bu yana, heç de oy gelmir bu yana, aldım mütekaitleri yanıma, dön o yana bu yana..”

Evet bu kişiler “Mutfakta yangın var” diyerek beş yıldır iktidarın kapısının önünde yatıp kalkmakta, hatta Rahmi Koç'un morali bozulmasın diye sağ ve sol yanaklarındaki beşer adet kıldan mürekkep bıyıklarını bile kesmektedirler.

Tabii, yatıp kalkarken “bir o yana bir bu yana” (tey tey de tey tey..) dönmekte ve “Şu ihlale işlerini nasıl pişiririm..” demektedir.

Ama bakıyorlar ki iş bir türlü pişmiyor, bu kez pişmiş aşa su katmayı deniyorlar.

İşte bunlardan biri olan ve Hürriyet'in internet sitesinde “İşte tatilden dönen Bekir Coşkun'un beklenen yazısı..” diye anons edilen Bekir Coşkun..

Bu arada Hürriyet.com'un baş editörü Fatih Çekirge'ye öngörüsünden dolayı teşekkür ediyorum.

Çünkü gerçekten Coşkun'dan “beklediğim”(!) bir yazıydı..

Evet beklediğim bir yazı yazmasını beklediğim Coşkun diyor ki ve sıkılmadan diyor ki ve milleti hamakat yerine koyarak mealen diyor ki:

“..Tutuklayanlar tarikatçı; tutuklananlar ise Atatürk'ü sevenler..”

“..Cumhuriyet'in en tepesi cebren ve hile ile, hain ve gafiller tarafından zapt edilmiştir..”

Demek ki neymiş? Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz ve tutuklama kararı veren üç kişilik ağır ceza mahkemesi heyeti tarikatçı imiş..

Peki Cumhuriyet'in en tepesi neresi oluyor? Herhalde Bekir Coşkun'un tepesinin tası olmuyor!

Ya neresi oluyor? Pek tabii ki Çankaya oluyor..

Orada kim oturuyor? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oturuyor, değil mi?

Şimdi gelelim, benim tepemin tasını attıran ve şu memleketi sevmesem tasımı tarağımı toplamama vesile olacak olan ve ahlakilikten bir gram nasibini almamış olanların söylediklerine..

Çankaya, ne zaman cebren ve hile ile “ele geçirildi”?

Bu halkın % 47.7'si hileyi anlayamayacak kadar zekadan yoksun mudur?

Bu ne biçim bir iftiradır ve bu iftirayı atarken şekilden şekle girmek nasıl bir duygudur?

Aynı gazetenin, gözaltıların ertesi günü manşete “Sanki Ziverbey gibi..” diye bir başlık atması kadar vahim bir durum değilse bu durum, vahamet arzeden şey nedir?

Ziverbey derken, Türk sinemasının en komik filmlerinden Şekerpare'de oynayan Şener Şen'in canlandırdığı “Ziver” tiplemesi kadar komik kaçmıyor musunuz?

Ziverbey Köşkü'nde İlhan Selçuk'a yapılan işkence elbette mazur görülemez ama bu son gözaltılarda işkence nerede yapıldı, kime yapıldı?

(Ergenekon zanlısı Kuddusi Okkır konusunu ayırıyorum.. Çünkü orada, belki de beraat edecek olan bir insanın ölüme terk edilmesi gibi bir fecaat vardı.. Kaldı ki idam mahkumu bile ölüme terk edilemez..)

Hele hele, “Generallere yapılan muamele Abdullah Öcalan'a bile yapılmadı..” diyerek milleti provoke eden “28 Şubat muhibbi” Hüsamettin Cindoruk'a “bilge siyasetçi” muamelesi yapılması, işin bir başka trajik yanıdır.

Evet kendini kaplan zanneden şişman kediler ne yaparsa yapsın ormanın kralı olamayacaklardır.

Çünkü doktrinde “miyavlama” olarak anılan seslendirmeler artık kulak tırmalamaktadır!

Önceki ve Sonraki Yazılar