Gülsen NURDOĞAN

Gülsen NURDOĞAN

Es'ad Coşan Bir Hayır Kervanının Başındaydı

Rahmetli Es'ad Coşan; yurtiçi ve yurtdışında gittiği beldenin insanlarıyla buluşur, onlarla çeşitli toplantılar yapar, o beldedekilerle görüşür, oradaki müslümanların sorunlarıyla ilgilenir sonra da bunları, neşrettikleri dergilerde (Islam, Gülçocuk, Kadın ve Aile vb.) ya da Akra radyodaki sohbetlerinde dile getirirdi. Böylece dünyanın her köşesindeki müslümanları birbirinden haberdar etmiş olurdu. 

Bu işler o günün şartlarında küçücük gibi görünen fakat bugüne gelindiğinde önemi ve kıymeti daha iyi anlaşılan bir iş imiş. Bu gibi durumlarda  aklıma şunlar geliyor:
Allah cc. İbrahim aleyhisselam'a emretmiş ki beytimi (Kabe) temizle ve  insanları çağır. Gelsin hac etsinler.
Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam demiş ki, Yarabbi ben nasıl duyurayım ki? Sesim nereye kadar yetişebilir? Tüm insanlara sesimi nasıl duyurayım?..

Allah-u Teala buyurmuş ki: Sen çağır, ben işittiririm!

Rahmetli Es'ad Coşan 12 Şubat 1997'deki 'Sevgi ve Kaynaşma Günleri' olarak adlandırılan toplantılarının açılışında, bu tarz toplantıları ilk defa Avustralyalı ihvan kardeşleriyle yaptığını dolayısıyla bu toplantıların mucidinin  Avustralyalı ihvan kardeşleri olduğunu söylemiş ve bunu 'ilk buluş, hakkı tekaddüm' olarak nitelendirmiş.

Es'ad Coşan, 1990-1997 yılları arasındaki konuşmalarından oluşan 'Kulluk Sanatı' isimli kitabın 'Bizim Çalışmalarımızda Çok Amaçlılık Vardır' başlıklı bölümünde bu toplantılar için şunları söylemiş.

"Bu güzel toplantıların başlangıcı, hakk-ı tekaddüm deniliyor, yani bir şeyi ilk önce yapmanın üstünlüğü ve fazileti Avustralya'daki ihvanımıza aittir. İlk önce Avustralya'daki kardeşlerimiz böyle toplantılar tertip ettiler. 

Orada kardeşlerimiz senenin sonundaki büyük tatilde arkadaşları toplamak için böyle güzel eğitim çalışmaları tertip ettiler. Yine benim hayret ettiğim, çok büyük mekanlar tuttular. Mesela bir üniversiteyi tuttular. Bu Türkiye için duyulmuş bir şey değil. Mesela İstanbul Üniversitesini, Ortadoğu Teknik Üniversitesini, Hacettepe'yi veya Boğaziçi Üniversitesini tutmak gibi bir şey. Hiç kimsenin hatırına gelmez. Ama kardeşlerimiz orada bir üniversiteyi tuttular. Tutmak'tan amacım, muradım; kiraladılar yani. Havuzlarıyla, spor salonlarıyla, lojmanlarıyla, evleriyle, amfi theater tarzındaki, kademeli salonlarıyla, mikrofonlarıyla, projeksiyon cihazlarıyla, her şeyiyle bize teslim ediyorlar, yani kiralık, buyurun…

Koca bir üniversite, geniş çayırlar, çayırlarda suni göller, tarifsiz güzellikler… Bu toplantıları yapıyorlar. 200-300 kişi toplanıyorlar. Hanımlar, beyler, çocuklar ayrı eğitime tabi tutuluyor ve 10 gün kadar bu eğitim devam ediyor.

Biz bunu çok beğendik. Takdirimi, hayranlığımı da buradaki arkadaşlara söyledim. Onlarda burada böyle toplantılar tertip etmeye başladılar.

Sonra bu adet Avrupa'ya yayıldı. Mesela Almanya'da, İsveç'te, İngiltere'de, Amerika'da… Böyle geniş yerler tutup, eğitim çalışmaları yapmaya başladık. Bize mahsus bir çalışma şekli oldu. Bu tarzı ben başkalarında duymamıştım. Doğrusu güzel oldu. Buluşun da bize ait olması ayrıca beni sevindiriyor ama hakk-ı tekaddüm, yani ilk buluş Avustralya'daki kardeşlerimizindir.

Bu toplantıların sayısını unuttum ama benim zihnimde çok iz bırakanlar var.

Mesela Ayvalık'taki Murat Reis Oteli, çok güzel bir koydaydı, çok büyük bir oteldi; orada çok büyük konuşmalar yaptık. Değişen dünya şartlarına göre siyaset, iç ve dış siyasetin ve bizim ve bizim vakıf çalışmalarımızın nasıl ayarlanması, düzenlenmesi gerektiğini orada konuştuk. Çok mühim gelişmeler, çok büyük değişmeler yaptık. Bizim camiamız için çok büyük atılım oldu. Onu hatırlıyorum.

Sonra Gemlik'teki deniz kenarında bir yer tuttuk… oradaki toplantımızı hiç unutamıyorum çünkü Uludağ'ı tutmak istiyorduk, olmamıştı; kar istiyorduk biraz ama deniz kenarı olmuştu. Allah'tan bir kar yağdı, diz boyu kar oldu; denizin kenarı bile, orada da kar isteği yerine geldi. Bir hafta orada eğitim yaptık. Fikir bakımından çok yoğun çalışma ile geçti. Sanıyorum Gemlik eğitiminde üç aylık bir eğitimi bir haftaya sıkıştırmış olduk ve çok ciddi çalıştık…

Sonra Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel toplantısı; kardeşlerimiz unutmazlar. Hele Izmir'in güneyinde, Aydın'ın Söke ilçesindeki, Akbük'teki toplantılarımız hiç unutulmaz. 950 kişilik May Otel'i tamamen doldurmuştuk da, yanındaki otellerden de arkadaşlar yerler tutarak ancak katılabilmişlerdi. Çok güzel bir yerdi. 

Akbük'teki toplantımızın en büyük, en unutulmaz sonucu; radyo ve televizyon şirketlerimizin kurulması olmuştur. AKRA'yı öyle kurmuştuk. AKRA'nın 'AK' Akbük'ten, 'RA' kelimesi de radyodan gelmedir. AKRA, bize Akbük'ü hatırlatıyor. Onun için o Akbük'teki toplantı da bizim için asla unutulmaz, tarihe geçmiş çok önemli bir gündü…"

Es'ad Coşan Bir Hayır Kervanının Başındaydı. 

Ben onun postnişini olduğu İskenderpaşa dergahını böyle nitelendiriyorum. 

Neden?

Sadece kendimden yola çıkarsam mesela ben; rahmetli hocamın sohbetlerini Akra radyodan  ilim ciddiyetiyle dinler, kendim ve insanlık için gerekli notlarımı alır sonra onu, muhatabım olan herkese aktarırdım. Böylece yüce Allah'ın ve Onun sevgili Rasülü Muhammed aleyhisselam'ın  hoşnutluğunu kazanma yolunda olmuş olurdum. Kalbim ve gönlüm bu sayede memnun ve mutmain olurdu. Böylece kaç kişinin duasını almışlığım oldu. Kaç kişinin hatasından dönmesine vesile oldum, kaç kişinin bu sayede hayırlı işler yapmasına vesile kılındım bilemem. Ruhu, bunalımlara düşmüş kaç kişinin kalbinde çiçekler açtırdım bilemem. Bütün bunlar evvelAllah önce Es'ad hocamın sayesinde oluyordu. Çünkü İslam dininde, hayra vesile olan hayrı yapan gibidir. 

Es'ad Coşan'ı takip edenler tıpkı onun gibi güzel işler yaptılar. Yapmaya da devam ediyorlar. O, bu hayır kervanını Muharrem Nureddin Coşan hoca efendiye devrederek bu dünyadan ayrıldı. 

Muharrem Nureddin Coşan hocaefendi de farklı bir metodla güzel işler yapıyor. En bariz özelliği ise sıradan bir insan gibi hayır işlerini kendi elleriyle yapması. Çünkü onlar Hz. Muhammed aleyhisselam'ın izini takip ediyorlar. 

Sevgili Peygamberimiz insanlara iyiliği emrederken o iyiliği bizzat yaparak emredermiş. Mesela mescid yapımında elleriyle taş taşımıştır. Kapının eşiğine yıkılıp düşen ve yüzü gözü kan içinde kalan sümüklü bir köle çocuğunu kendi elleriyle temizleyip pırıl pırıl yapmış sonra kucağına alıp sevmiştir. 

'21. Yüzyılda Kulluk Sanatı' adıyla Server yayınlarından çıkan kitaba göz gezdirirken altını çizdiğim  satırlarda duygulandım. 1997'de ismini duyup AKRA radyo aracılığıyla sohbetlerini dinlediğim Es'ad Coşan hocamı vefatına kadar takip ettim. Bir çocuk edasıyla oturdum radyosunun başına. Dinledim, öğrendim ve uygulamaya çalıştım. Ömrümün en güzel yıllarıydı. Şu dünyada yaşıyordum ve takip ettiğim bir liderim vardı. Ve ben bu korkunç dünyada bu sayede korunabiliyordum. Hani Allah buyurur ya "O korunanlar…" diye. Anlarsınız siz ayeti açıp okuyunca. Uzun malumata girmeyeceğim. 

Peygamberler miras bırakmazlar. Bıraktıkları miras, öğretilerini ayakta tutmaya çalışan alimlerdir. Hz. Peygamber, böyle alimlerle birlikte hareket etmemizi öğütlemiştir. Ben de bu öğüdü inşallah yerine getirebilirim diye düşünüyorum.

Sevgili hocam dünyayı diyar diyar dolaşarak yaptığı o toplantıların, kendilerine has bir özelliği olduğunu söylüyor. Kocaman üniversiteler kiralanıp güzel bir eğitim çalışması yapılıyor. İlk kez Avustralya'da yapılıyor bu toplantılar. İlk icad eden Avustralya'daki müslümanlar. Sonra bu uygulamayı hocamız tüm Avrupa'da devam ettiriyor. Böylece kendilerine has bir eğitim modeli ortaya koyuyorlar. Allah onlardan razı olsun. 

Onlar bu şekilde tanıştılar, kaynaştılar, bir araya geldiler. İyilik yaptılar, iyiliği anlattılar, iyiliği öğrettiler. Dünyanın her yerine insanlık götürdüler. Hayır götürdüler. Güzellik götürdüler. Şefkat, acıma, merhamet, ikram ve ihsan götürdüler. Ve hala götürmeye devam ediyorlar. Rahmetli Es'ad Coşan kendisini sevenlere hepiniz ayrı ayrı lider olun, bir lidere bağlanmayın sonra üzüm salkımı gibi alıp götürüyorlar. Bana da bağlanmayın sonra beni de sıkıştırırlar diyerek müslümanları uyardı.

Ama bu; cemaat olmayın, toplanmayın, anlamında değildi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum