Evlat mı Devlet mi ? Muhteşem Yüzyıla Aykırı Bir Bakış

                                                           

 

              Muhteşem Yüzyıl Dizisi yayınlanmaya ilk başladığında lehte ve aleyhte bir çok yazı yazılmış, hakkında bir çok  laf edilip söz söylenmişti. Diziye karşı çıkanlar genellikle 'Dindar', ' muhafazakar' kesimin aydınları, kanaat  önderleri  idi. Karşı çıkış sebepleri çok haklı bir temele dayanıyordu: Dizideki görüntüler, işlenen konular  Osmanlıyı, Kanuniyi, sarayı tam yansıtmıyor... Bu görüş çok haklıydı.  Çünkü hakikaten Osmanlı sarayındaki kadınların giyimleri ile dizideki kadınların giyimleri, Osmanlı Sarayında yaşayanların bir birlerine karşı tavır ve konuşmaları ile dizideki tavır ve konuşmaları, Kanuninin hayatındaki gerçeklerle dizideki gerçekler birbirleri ile uyuşmuyordu. Ömrünün büyük bölümünü savaşlarda ve at sırtında geçiren Muhteşem Süleyman,  dizide genellikle sarayda oturuyor ve   kadınlar , paşalar, şehzadeler arasında cereyan eden  entirikaları düzeltmekle, çekişmeleri engellemekle  vakit geçiriyordu. Dizinin sorumluları bu eleştirilere ; 'biz belgesel çekmiyoruz. Osmanlı Tarihini birebir anlatmıyoruz. Biz,  bir dönem yaşanmış hadiseleri sinema dili ile, görselliği öne çıkararak anlatmaya çalışıyoruz' diyorlardı. Ben de o dönem 'Muhteşem Reklam'başlığı ile bir yazı yazmıştım. Bu yazı halen bu gün Can Dündarın Web sayfasında yayınlanmaya devam ediyor.

              Bu gün yaşadıklarımız, diziye olan ilgi ve diziyi seyredip tarihe yönelen insanların çokluğu,  görüşlerimi teyit ettiği için gerçekten mutluyum.

                                 Muhteşem Yüzyılı Birde Bu Gözle Seyredin

 

               Dünyalık sevgilerin en büyüğü,  en şiddetlisi hangisidir? Anne sevgisi mi, baba sevgisi mi, eş sevgisi mi? Kardeş, vatan, devlet, bayrak, arkadaş, para, makam ..sevgisi mi?  Dünyada ,  şiddeti en büyük sevgi bir annenin çocuklarına  duyduğu sevgiymiş. Bu sevgi bebeklikte zirve yaparmış. Ondan sonraki en büyük sevgi ise babaların çocuklarına duyduğu sevgiymiş. Bundan dolayıdır ki Allahü zülcelal Halilullahı olan İbrahim peygamberi Oğlu İsmailin sevgisi ile imtihan etmiş.  O ululülazm peygamber bu imtihanı kazanmıştır.Yakup Peygamber de Dünya güzeli olan oğlu Yusuf ile imtihan edilmiştir. Bundan dolayıdr ki ben bir kaç yazımda babaların oğullarına duyduğu sevgiye 'Yakup sevgisi'demiş ve her babanın  gönlünün  bir yakup denizi olduğunu dile getirmiştim.

              Dizinin en çok seyredilen ve tartışılan sahneleri insanları çok şaşırtmışa benziyor. Bir babanın, çok sevdiği, ciğer paresi, oğlunu öldürtmesi  inanılmaz geliyor günümüz insanına. Halbuki Osmanlı ve dünya  tarihinde  Mustafanın öldürülmesinden daha acıklı, daha inanılmaz yüzlerce hadise var. Mustafanın öldürülmesine hem dini hukukta , hem akılcı hukukta öyle veya böyle referans bulunabilirken(çünkü o isyan etmek üzere idi.) henüz bir yaşında, üç yaşında, beş yaşında  padişah çocuklarının 'ileride fitneye sebep olabilir' kaygısıyle öldürülmesi ne dine, ne akla uyar.( Firavunun erkek çocukları daha doğar doğmaz öldürtmesi, tarihin en acıklı hadisleri arasında yer almaz mı?)    Pekiyi 600 yüzyıldan fazla yaşayan, 350 sene tek başına dünyaya nizamat veren, bırakın insanları, kurtları ve kuşları bile merhametleri ile kuşatan ve yaşatan bu insanlar nasıl oluyorda bir katilin bile zor yapacağı bir fiile, bir eyleme imza atıyorlar.(bebeklerini  katlediyorlar) Yalnız burada şuna dikkat çekmek isterim bu insanlar başkalarının  değil, kendi çocuklarını öldürüyorlar. Zor olanda bu zaten.  Başka ülkelerde, başka devletlerde,  değişik  zamanlarda ve günümüzde (başta Suriye olmak üzere, Filistinde Myanmarda, Irakta ve bütün dünyada )  rastladığımız şekilde kendi halkının veya düşmanlarının  çocuklarını öldürmüyor bu insanlar, kendi çocuklarını öldürüyorlar.  Bence bu durum dünyada bir devlet başkanının yapabilceği en büyük fedakarlıktır. 'Varsın benim çocuğum ölsün, varsın benim kardeşim ölsün. Yeterki fitne olmasın, yeterki millet birbirine girmesin,  devlet parçalanmasın millet bölünmesin...'diyerek ciğerlerinden bir parçayı kesip atmaktan daha acı bu eylemi yapmaları, ciğer  parelerini öldürmeleri  suç mu yoksa fedakarlık mı?  Günümüzde kim bunu yapabilir? Ben öğretmenken öğrencilerime bu soruyu sorardım ve konuyu  anlatılış biçimime göre onlardan değişik cevaplar alırdım Sora onlara derdim ki;' Çocuklar!  Bu gün ülkenin en ileri gelen devlet adamları, en ileri gelen din adamları, en ileri gelen ekonomistleri...gelseler ve ; "Hocam, ülkenin selameti, devletin kurtuluşu, milletin felahı sizin ellerinizde. Oğullarınızdan birini millete kurban edersek millet selamet bulacak, devlet kurtulacak,  ülke huzur bulacak..." deseler ; ben onlara ; "çekin gidin başımdan derdim." diye açıklama yapardım.  Bu gün yine aynı fikirdeyim. Çünkü benim gönlüm çok çok yüce değil,  vicdanım ve  iç dünyam o kadar erdemle dolmamıştır. Bu yüzden ben,  padişahların, çocuklarını, kardeşlerini,  bir yandan kanlı göz yaşları döküp bir yandan  öldürmelerini merhametsizliklerine değil tam tersi bizlerin anlayamayacağı yüce bir erdeme bağlıyorum.  

 

             Son olarak dizinin bu sahnesini seyredip Cihan Padişahı Kanuniye kızan ve  O'nun aleyhinde twetler atan, yorumlar yapan,  hakaretler eden kardeşlerime benim bir sorum var: Padişahlar, ihtimal dahilinde olan  bir tehlikeyi önlemek için, büyük bir fedakarlık göstererek  kendi bebeklerini, kendi  çocuklarını, kendi kardeşlerini,  devlet için,  din için, millet için, vatan için öldürmüşler ve büyük bir yanlışlık yapmışlar . Pekiyi, günümüzde kaç yüzbin anne, baba, doktor haklı hiç bir sebep yokken karnındaki bebeğin canına kürtaj yolu ile son vermekte, öldürmekte? "Bu beden benim! Bu bebek benim " diyerek karnındaki günahsız yavruyu öldürmeye, kıymaya cevaz veren bazı hanım kardeşlerimiz Kanuniye kızarken durup düşünmek zorunda değiller mi? 465 sene önce yaşanmış bir ölüme, bir evladın öldürülüşüne feveran eden milletimiz, elan yaşanan kürtajlara (anne karnındaki bebeklerin  hunharca katledilmesine) niye ses çıkarmıyor?   

                                                       Sanatın Gücü

                Akla, mantığa, hakka, gerçeğe aykırı bu hali insanlar nasıl kabulleniyor? Nasıl içselleştirebiliyor? Bunun cevabı  "sanatın gücüdür." Olay, hadise sinema diliyle öyle etkili bir şekilde anlatılıyor ki, onun etkisinde kalan insanlar,  akıldan, mantıktan uzaklaşıp duygularının tesirine giriyor. Böylece insanlar, yukarıda yazdığım çelişkiyi  yaşıyorlar. Sanatın gücü işte budur. Bu gücü dindar, milliyetçi, vatan sever insanlarda  bir an önce keşfedip, onun vasıtası ile hakkı, hakikati, gerçeği,tarihi, İslamı tüm dünyaya anlatmalılar.

                        

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum