Günlük Dilde Konuştuğumuz Kelimeler Çok Hızlı Değişiyor

Aziz ve muhterem okuyucularım, mutlaka sizlerin de dikkatinizi çekmiştir. Her yıl günlük dilde konuştuğumuz kelimeler arasına yenileri giriyor. Bu günlerde de herkesin dilinde bir “pandemi” kelimesidir gidiyor. Oysa bu kelimenin Türkçe karşılığı var ve “salgın hastalık” olarak kullanılan “salgın” kelimesini yediden yetmişe herkes bunu bilir ve kullanır iken bu yıl, kaşla göz arasında dilimize bir de bu kelime giriverdi. Dilimize katılan bu kabil sözcüklerin bir kısmı kalıcı olmasa da diğerleri az ya da çok günlük konuşmalarımızda da yer almayı sürdürüyor.

 

Belli ki bu yeni gelen nevzuhur sözcükler daha önceleri kullanmakta olduğumuz bazı kelimeleri de farkında olalım ya da olmayalım dilimizden uzaklaştırıyor. Bugün benim çocukluğumda Çoğulhan’da (Afşin ilçesinin bir kasabası) büyüklerimizin konuştuğu haliyle bizimde öğrenip bir müddet kullandığımız kelimeleri sıralamak geldi aklıma.

Hani hemşehrimiz,  Hayati Vasfi Taşyürek’in, “Lügatçemiz” adlı şiirnde bahsettiği kelimeler var ya!
 

“Yemeniye kelik yoğurda katık

Bulgur pilavına aş derler bizde

Genç horoza celfin piliçe ferik

Kümesi yollarken kiş derler bizde” dediği gibi,

Tam olarak bilemiyorum, bu sözcüklerin bazıları belki de sadece bizim kasabaya aitti. Yahut da ben öyle düşünüyorum. Bir bölümü komşu köylerde de kullanılsa bile en fazla bizim ilçemizle birlikte komşu ilçede de kullanılırdı diye düşünüyorum.

 

Bazı kelimeleri için harf ya da söylenişteki küçük değişikliklerle Çoğulhan dışındaki köy ve kasabalarla komşu ilçelerde kullanıldığını düşündüğüm bunların bazıları var ki meğer başka vilayetlerde de kullanılıyormuş.

 

Mesela “tâydaş yahut tâdeş” kelimesi bunlardan birisi. Bu kelime Bayburt’ta da kullanılırmış. Malum sözcük akran, aynı yaş grubunda olanlar anlamında kullanılır bizim bölgede. Sadece Bingöl’de bu kelimenin “tay” şeklinde söylendiğini duydum. Süleyman Nevzat Üstadım'ın ifadesine göre Kığı'da bu kelime "sen tayınla oyna" şeklinde de kullanılırmış.

 

Tâydeş kelimesinin anlamı da malumunuz; “Sen tâydeşinle oyna”, “Onlar tâydeş yahut onlar tâydeş mi”, “Filanların oğlu bizim oğlanın taydaşı”, ve benzeri şekillerde kullanılır ve akran manasına gelir.


Şimdi bizim Çoğulhan Kasabasında (eskidendi o şimdi Kahramanmaraş Büyükşehir olduğu için sizin Çoğulhan’da artık mahalle oldu diyenlere itiraz edemem ama bizim gönlümüzde Çoğulhan halen “kasaba”) vakti zamanında kullanılan ama şu an orada da söylenmesi neredeyse unutulmuş kelimeleri sıralayacağım. Ve yazımı okuma lütfunda bulunan siz dostlardan da benim bu yazıya eklemediğim başka kelimeleri yorumlarınızla ilave etmenizi bekleyeceğim.

 

Bu eski kelime sevdası da nerede çıktı derseniz, açıklamam lazım. Bizim İstanbul’da oturduğumuz evimiz, binanın sekizinci katı. Burası binamızın da son katı olup, iki aydır, mutfak balkonunun pencere kenarına iki güvercin tünedi. Hiç gitmiyorlar adeta buradan. Belki de benim Güvercin suyuna bulgur pilavı” adlı yazıma nazire olsun diye geldiler bilemem.:))))

 

Ancak bu iki güvercinden birisi, bordo renkli olanı (biz memleketteyken bu renge kiremit rengi mi derdik ne!?) siyah olanı yiyecek ekmek kırıntısı yahut bulgur ya da buğday verdiğimizde oradan hemen uzaklaştırıyor. Sanki rakip birisiymiş gibi kanatlarını açıp bir şeyler söylüyor. Garibim siyah güvercin hiç itiraz etmeden, hemen kenara çekiliyor ve o ayrıldıktan sonra (tabi kalırsa) yemeğe çalışıyor.

 

İşte bu kırmızı güvercinin yaptığına Çoğulhan’da “humsuzluk” yani az gözlülük derler. Yanlış ifade ettiysem okuyucularımdan beni uyarmalarını rica ediyorum. Hem o kelimeleri kullanmaya kullanmaya ben de unutmuş olabilirim. Bu sayede düzeltme imkanım olur. Peki “siz o kelimeleri kullanıyor musunuz” diye soracak olursanız.

 

Evet ben zaman zaman kendi evimdeki konuşmalarımda kullanırım Çoğulhan’a has sözcükleri. Bu nedenle eşim ve çocuklarım az çok bilirler ne anlama geldiklerini baştan söyleyeyim. Hatta Çoğulhan’a gittiğimde bu kelimeleri birden bire cümle içerisine kullanmaya başlıyorum.

 

Neyse efendim sözü, pardon yazının bu giriş kısmını daha da uzatmadan gelin şu kelimeleri sıralayalım. Bu kelimelerin bir çoğunu da biraderim Tekin’den bir kısmını Doç. Dr. Necati Demir Hocam  ve diğer arkadaş ve akrabalarımdan aldığımı, ayrıca konuyu çevremle paylaştığımda ise tahminimden fazla sayıda kişinin katkısı olduğunu söylemem lazım! Tabi yazılışları hatırıma geliş sıralarına göre olacağı için alfabetik dizilmeyeceklerini belirteyim.


Haydi Bismilllah,


Humsuz (açgözlü. huysuz), horsunmak (küçümsemek), hınazalanmak (çekememezlik), sokranmak (söylenmek)

bıldır (geçen yıl), bıyıl (bu sene), bayak (önce), debiyak (az önce), ötaan (geçen günlerde), tâydeş (akran), pahıl (cimri), kevüklük (samanlık), hazındamı (kiler), kerkinmek (bir işi yapmaya yeltenmek), giçişmek (ayağı kaşınmak), maa (toprak evde bir oda büyüklüğündeki yer), arıstak (toprak evlerde iki merteğin arası), çağ (lavabo, evin banyo yapılan yeri) , süük (damın kenarı), mertek (toprak damın tavanındaki ağaç), hezen (toprak evde merteğin bir ucunun üzerine konulduğu büyük ağaç, kiriş), katıklık (ayranın katık olarak süzüldüğü yer), evreaç (saç üzerinde yufka ekmeği çeviren tahta), tandırlık (toprak evlerde tandırın bulunduğu bölüm), kepenek (çoban keçesi), ısmarıç (sipariş), cibelmek (şımarmak), tuvarlak (yuvarlak), dearmi (dairese), gosguç (çomurda oynanan oyunda yere saplanan sopa), küşne (karapurçak), bider (hububat ve baklagillerde tohum), gem (döven), gem sürmek (döveni harmanda kullanmak), lo (kerpiç evin damında toprağı sıkıştıran silindir taş), könes (kötü, fena), köynek (gömlek), saho (pardesü), orun (gizli, saklı), kişiflemek (gizliden takip etmek), ömürtlek (soğanın erkeği), ellani (el yıkanan leğen), lean (leğen), teş (büyk leğen), guzlamak (doğurmak), pinnik (kümes), hazlanmak (sevmek), ırsız (arsız, geçimsiz), digelmek (ayakta durmak), dooşmek (dövüşmek, kavga etmek), savuşmak (uzaklaşmak), sıvaşmak (bulunulan yerden gizlice ayrılmak), daatlemek (bakmak, seyretmek), düve (yavrulamamış inek), süve (pencere ya da kapı kenarı, pervaz), hımbıl (yavaş hareket eden), garsamba (evde yahut bulunulan ortamdaki fazlalık eşya, karışıklık), guluncu kalkmak (omuzları tutulmak), hatize (toz şeker ve nişasta karışımından yapılan bir yemek), hedik (buğdayın kaynatılmış hali), kavurga (buğdayın kavrulmuş hali), haspir (aspir, yalancı safran), nişe (nişasta), bastık (pestil), çıvıklama (ince bulgurdan yapılan zebzeli bir çorba türü), çobanaşı (bir tür sebzeli bulgur pilavı), gazma (kazma, çapa), gazmacı (çapa işçisi), kömbe (bir tür börek), omaç (yağda yumurtayla karıştırılan yufka ekmek), eşgi (ekşi), utuzmak (oyunda kaybetmek), bişi (yağda kızartılan hamur), pakla (fasülye), gavurpaklası,(bakla), duurcük (ince bulgur), evgün (ayçiçeği), geçgere (iki kişinin yük taşıdığı ahşap araç), ninemeli (ne yapmalı), garababa çıkasıca (garababa hastalığına uğrayasıca), çıkla (sade), bahale (bak hele, bakar mısın), bahana (bahane), booz (bu kez), gecokdu (geç vakit), pasak (kir), pasaklı (kirli), soğukluk (pirpirim), hıyar (salatalık), soğukluk aşı (pirpirimden yapılan yemek), çitil (zebre ve meyve ağacı fidesi), kıska (soğan tohumu) şor vermek (konuşmak), şorcu (lafı çok seven, lafçı), sülenke (çocuk oyununda diske benzer taş), mucuk (sülenke ile oynanan oyunda ceviz büyüklüğündeki taşlar), helbet (elbet, elbette(elbet, elbette), çaprı (toprak evin badanasında kullanılan beyaz toprak), gulle (misket), soğukluk (pirpirim), sitil (küçük su kabı, bir bakraç türü), guşgana (ekmek kabı), peşgır (havlu), melefe (yorgan yüzü), gadanalam (derdini alayım), satır (büyük su kabı), dahra (satır), inecek/enecek (merdiven), süllüm (merdiven), mavu (mavi), gınalısarı (kahverengiye çalan sarı), kösnü (köstepek), yalınağıveren (kertenkele) çatak (toprak arklarda suyun yönünü çeviren çamur engel), evlek (ekin sulamada kolaylık olsun diye ayrılan her bir bölüm), gever (evleğin başında arktan evleğe su vermek için yapılan toprak yükselti), gebermek (ölmek), kepmek (yıkılmak), gubar (toz toprak), havlu (avlu), idare (gaz lambası), beşirik (toprak sıva için hazırlanan çamur), daermen (değirmen), damızlık (yoğurt mayası), gidik (oğlak), camız (manda), potuk (manda yavrusu), ceyran (elektrik akımı), zahra (kışlık yiyecek, kuru gıda, zahire), zavar (kısmen öğütülmüş hububattan hayvan yemi), zembil (büyükçe çubuktan yahut lastik kab), Sınsı (küçük kürek, faraş), akmın (gübre), küllük (evin çöleri ve sobadan çıkan küllerinin atıldığı yer), halbır (kalbur), mıh (çivi), misavur (misafir), çele (buğday sapı, anız), pendir (peynir), çalhama (ayran),köçek (kilit), dil (anahtar), zerze (kapıyı kilide bağlayan zincir, hayvan yuları), eşiklik (kapı eşiği), örtme (balkon), gamine (çok, sayısız), saen (sahan), teyek (bitki yaprağı) tağ, kerpiç duvarlardaki oyuk, ahırlarda tavukların yumurtladığı yer), taanı canın ala (Tanrı canını alasıca), sarat, iri gözenekli kalbur), gözer (kalbur ile sarat arası elek), öteaçe (öbür taraf karşı yaka), umsuluk olma (bir yiyeceği canın çekmesi), gopmak (koşmak), hayvalıya gitmek (hızlıca, koşarak gitmek), arisili (tertemiz), yayan gitmek (yürümek), fuhara (fakir), saha mi (gerçekten mi), durele (biraz dur, biraz bekle), düzenci (numaracı), patada (patates), suvan (soğan), tomatis (domates), şikara geçmek (nazlanmak), zerhoş (sarhoş), arahı (rakı), tilar (yorgan yüzü, nevresim), okuntu (düğüne davet edilenlere verilen küçük hediye/davetiye), cibinlik (sivrisinek ve böcekden korunmak için ince tülden yapılan yatak etrafına yapılan bir nevi çadır),  zıbın (çocuk tulumu), zevzek (boş konuşan, geveze), ötlek (korkak), işlik (fanila), (evcil büyükbaş hayvan dışkısı), temek (samanlığa saman atmak için duvarda açılan küçük boşluk, yadırhı (yabancı, el), ellaham (sanırım, herhalde), yazı (tarla), noöşgörüyon (ne yapiyorsun), denek (değnek), güneyik (ay çekirdeği), okla (oklava), zurba (bölük, grup)...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum