İki Sayın Vali

Bir yardım kuruluşunun fakirler için yapacağı giyim yardımı organizasyonu öncesinde bir ilimizin valisi ziyaret edilir. Maksat, yapılacak açılış merasimine sayın valiyi davet etmek ve yardım çalışmaları konusunda bilgilendirmektir. Sayın vali, “Kimden izin aldınız yardım dağıtmak için?” sorusundan başlayıp, ailelerin bilgisinin sosyal yardımlaşmadan sorulması gereğine kadar hatırlatır.

Yardım kuruluşunu temsil eden görevlilerin bir dayak yemediği kalır. Onlar, yılların tecrübesiyle yardım işini nasıl yaptıklarını tekrar tekrar anlatmak zorunda kalırlar. Zira valimiz çok hiddetlidir. Yardım görevlisine tekrar tekrar, “Siz bu işi nasıl yapıyorsunuz?” sorusunu yöneltir, -muhtemelen cevaba kulak vermediği için- anlatılanların defalarca tekrarlanması gerekir.

Halktan kopuk ve halka rağmen icraatların diz boyu olduğu, idarecilerin halkın ne düşündüğünü hiç önemsemedikleri eski dönemlerde, bir sayın vali, “Bu ülkeye komünist parti gerekliyse onu da devlet olarak biz kurarız” diyerek ülke tarihine geçmiştir. Günümüzdeki çiçeği burnunda başka bir vali ise, “Yardım yapmak gerekiyorsa onu da devlet yapar. Sivil kuruluşlar bize sormadan kime yardım yapacaklarını belirleyemezler” mantığını dillendirmektedir.

Bu valimizin zihniyeti ülke yönetimine hakim olsa, Endonezya’dan Bosna’ya, Somali’den Azerbaycan’a, Mozambik’te Gazze’ye yardım götürmek, ülkemizi bütün kıtalarda temsil etmek, Türkiye sevgisini her renkten insanın gönlünde yeşertmek, dahası kardeşliklerimizi pekiştirmek ne mümkün!

Vali bey karşısındaki görevlilerin yoksulu, öksüzü, yetimi, dulu, yaşlıyı, engelliyi, kısacası zayıf ve gönlü kırık insanları temsil ettiğini unutmuş olmalıdır. Aksi takdirde daha dikkatli ve özenli davranır, makamına gelmiş misafirlere kötü muamelede bulunmazdı.

81 ilin valisi arasında yardım kuruluşu temsilcisini bu derece inciten başka vali var mıdır? Kuruluş yetkilileri bu dozda bir hakareti hatırlamıyorlar. 28 Şubat dönemi valileri dâhil.

Yalnız bir vali iki yıl kadar önce benzer muameleyi reva görmüş aynı yardım kuruluşunun bir görevlisine ve gönüllüsüne.

O ilde de ihtiyaç sahiplerine giyim yardım yapılacakmış. Oluşturulan geçici giyim mağazasının açılışı için sayın valiye davetiye götürülmüş. Davetiyeyi, yardım kuruluşunun genel merkezinden bir görevli (adı Ahmet Ateş olsun) ve kuruluşun o ildeki gönüllülerinden birisi götürmüş valiye.

Vali, birkaç dakikalığına vali olduğunu unutup savcı, hakim ya da emniyette sorgu yapan bir görevli gibi davranmış misafirlerine. Kendisine yapılan izahların hiçbirini dinlememiş, dolayısıyla anlamamış.

Tatsız geçen kısa görüşmenin ardından misafirler zorunlu olarak kalkıp kapıya yönelmişler. Vali bey arkadan seslenmiş yardım kuruluşu görevlisine, “Ahmet bey, açılışınıza gelmeyeceğim. Bakın, gelemeyeceğim demiyorum, gelmeyeceğim” demiş.

Açılıştan sonra Ahmet Ateş bu nahoş görüşmeyi genel merkezden gelen yetkiliye aktarmış. O şöyle demiş, “Siz vali beyin adını şimdiden unutabilirsiniz. Zira ben hafızama yazdım, unutmayacağım. Sayın valinin icraatlarını ve akıbetini merakla takip edeceğim.”

O ilde 3000 fakir vatandaşımız tepeden tırnağa yeni giysilerle donatılmış, sevindirilmiş. Yerel medya ve ulusal basında bu faaliyetin haberleri yer almış ama bunu vali görmemiş. Çünkü gözlerini kapatanlar gerçekleri göremezler. (Vali bu konuyla ilgilenmediği için sevindirilen vatandaşlarından haberi bile olmamış. Ne diyordu şair, “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında / Ne sen bunun farkındasın / Ne de polis farkında.” Onun gibi)

“Açılışınıza gelmeyeceğim” diyen valinin uzun süre kendisini hakim yerine koyup birilerini mahkum ilan etmesi mümkün olmamış. Zira kısa bir süre sonra başına gelmedik iş kalmamış. Sadece görev yaptığı vilayette değil, bütün Türkiye’de rezil olmuş. Valinin adeta basireti bağlandığı için komik icraatlara imza atarak il tarihine adını yazdırmış. Sayın vali hangi icraatlarından dolayıdır bilinmez, merkeze alınmış, adını hatırlayan yokmuş. “Merkez”de ne ile meşgul olduğu da bilinmemekteymiş.

Kuruluş yetkilileri vali için bir şey mi yapmışlar diye merak edip araştırdım. Onlar her hangi bir şey yapmamışlar. Ancak muhtemelen “kabağın sahibi razı olmamış.” (Konuyla ilgili çarpıcı hikâyeyi arama motorlarından bulup okuyabilirsiniz. Zira çok ibretliktir.)

Yakın tarihte yardım kuruluşu görevlilerini azarlayarak önceki valiyi hakarette geçen sayın valinin yardım işlerine hiç de yabancı olmadığı söyleniyor. Halkla iletişimi de fena değilmiş. Ne var ki, halkın en mağdur, muhtaç ve gariban kesimine hizmet için gecesini gündüzüne katan bir yardım kuruluşunun görevlileri ile doğru ve sağlıklı iletişim kuramaması hayra alamet değil.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her valiler toplantısında sıkı sıkıya tembihlediği konular bir kısım valilerimiz tarafından iyi anlaşılmamış demektir. “İlinizde bir fakir zor durumda kalsa önce sizin haberiniz olmalı, çözüm bulamadığınız noktada benim haberim olmalı. Çözüm üretilmemesi halinde müteselsilen hepimiz sorumluyuz” diyen bir Başbakan’ın döneminde, bir ili “sayın vali” gibi birisi temsil edebilir mi?

Yerel gazetede sayın valinin icraatlarını konu alan bir söyleşiye yer verilmiş. Meğer sayın vali “istişare”nin önemine inanırmış.

Şimdi merak ettim doğrusu sayın vali karşısındaki misafirlerini bile dinlemezken, -hatta makamından kovarcasına çıkarırken-, kimlerle hangi meseleyi konuşabiliyor, istişare edebiliyor?

İyi ki bu ülkede sayın valilerin sayısı fazla değil. Aksi halde halkımızın hali nice olurdu. Onlar yine sadece doğum ve ölümler sonrası kayda alınmak, kayıttan düşürülmek için vilayetin kapısından girerler, çok mecbur kalmadıkça “devletlü”lerin semtine uğramazlardı.

gumuslale@gmail.com 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum