İslâm' da Hırsızın Elinin Kesilmesi ve İslâm' ın Hedeflediği Toplum -1-

Hırsızlık eden erkeğe ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş oldukları fiillere karşılık, Allah’ tan (gelen) caydırıcı bir müeyyide olarak her ikisinin ellerini kesin: Zîrâ Allah kudretlidir, hikmet sahibidir.” (Mâide 38. Ayet)

Hicrî 10. yılda Veda Haccı esnasında (Medîne Dönemi) nüzûl olan bu ayetin öngördüğü cezanın son derece şiddetli oluşunun hikmetini anlayabilmek için “İslam Hukuku” nun bazı temel prensiplerini ve İslâm toplumunun (devletinin) müslim-gayrimüslim, kadın-erkek her bireyine sağlaması gereken standart, devrolunamaz, devredilemez sosyo-kültürel ve ekonomik hakların bilinmesi gerekmektedir.

İnsanlığın iki dünya mutluluğu için muhtaç olduğu bu prensip ve haklar nelermiş, maddeler halinde incelemeye çalışalım.

1-İslâm Hukuku’ nun temel prensibi; “kimseye karşılığında bir hak verilmeksizin hiçbir görev ve teklif yüklenemeyeceği” ilkesidir. Bu prensipte yer alan "görev" terimi; “ceza ehliyetini” de kapsamaktadır.

2-İslâmî hükümlerle dizayn edilen bir toplum ya da devlette, müslüman-gayrimüslim her fert için sağlanması gereken standart haklar tanınmadan ve fertler bu haklardan yararlandırılmadan cezaî yaptırımlar uygulanmaz.

3-İslâm toplumunun (devletinin) her üyesinin (müslim-gayrimüslim) devrolunamaz haklarının başında korunma hakkı gelir. Sayısız Kur’ an emrinden ve sahih hadislerden açıkça anlaşılacağı gibi her vatandaş toplumun ekonomik kaynakları üzerinde bir paya ve böylece sosyal güvenlikten yararlanma hakkına sahiptir. Başka bir deyişle her vatandaşa toplumun tasarrufundaki kaynaklar ile adîl bir hayat standardı sağlanmalıdır.

İslâmî anlayışa göre, insan varlığının fiziksel ve sosyal ihtiyaç faktörleri, ruhsal gerçeklerden ve değerlerden ayrı düşünülemez.

Bu özelliğiyle İslâm; insanın sadece ruhî ihtiyaçlarını değil, aynı zamanda bedenî ve zihnî ihtiyaçlarını da karşılayacak bir toplum tasarımına sahiptir.

Bir toplumun (devletin) gerçekten İslâmî olabilmesi için; kadın-erkek, müslim-gayrimüslim her bireyin; insan onurunun, gerçek özgürlüğün ve ruhî gelişmenin sağlanabilmesi ve korunabilmesi için gereken asgârî maddi-manevî refah ve güvenlik haklarından yararlanabilmesi gerekmektedir.

Çünkü, günümüz beşerî sistemlerinin ürettiği sömürü düzenlerinde olduğu gibi, mensuplarından bir kısmının hak etmedikleri bir yoksulluktan yakınmalarına göz yumarken diğerlerinin ihtiyaçlarından fazlasına sahip olmalarına izin veren bir toplumda gerçek bir mutluluk ve istikrara yer yoktur.

Eğer bir toplumun mevcut kaynakları bazı toplumsal grupları refah içinde yaşatırken toplumun çoğunluğunu emeklerinin ancak günlük yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya yettiği bir duruma düşürecek şekilde adaletsiz dağıtılmışsa yoksulluk ruhî gelişmenin en tehlikeli düşmanı olur ve bazen de bütün toplumu Allah’ a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaştırarak ruhî gelişmeyi öldürücü bir materyalizmin kollarına itebilir.

Allah Resûlü’ nün (as) şu hadisi bu durumun en net ifadesidir:

Yoksulluk kolayca hakikâtin inkârına (küfre) dönüşebilir.”

Sonuç olarak, İslâm’ ın o çağlar üstü mesajının hedeflediği sosyal yapı gereği; toplumu oluşturan kadın-erkek, müslim-gayrimüslim her bireyin;

1-Yeterli yiyecek ve giyecek,

2-Yeterli barınak,

3-Eğitimde fırsat ve imkân eşitliği,

4-Sağlık ve hastalık durumlarında bedava tıbbî bakım,

gibi en temel bireysel hakların sağlandığı ve standart hale getirildiği bir idârî yapı amaçlanır.

Böyle bir idârî yapı gereği; toplumun her üyesine çalışma çağında ve sağlıklı iken üretken ve kazançlı iş sahibi olma hakkının verilmesi; hastalık, dulluk, zorunlu işsizlik, yaşlılık veya küçüklükten doğan imkânsızlık gibi hallerde ise toplum veya devlet tarafından yeterli beslenme, barınak vs gibi imkânların sağlanması gerekir.

Böyle kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma toplumsal yükümlülüğü birçok Kur’ an ayetinde ortaya konulmuş ve Hz. Peygamberin (as) çok sayıdaki tavsiyesinde de desteklenmiş ve açıklanmıştır.

Yukarıda bahsettiğimiz maddî-manevî olgulara ek olarak, bu cezanın uygulanabilmesi için gerçekleşmesi gereken başka şartlar da vardır. Bazı kaynaklarda 18’ e kadar çıkarılan bu şartlardan kısaca bahsedelim:

El kesme cezası; akıllı olmayana, bülûğ çağında olmayana, hırsızlığın haram olduğunu bilmeyene uygulanmaz. Belli bir miktarın altında değeri olan mallar için uygulanmaz. Korumalı olmayan, açıkta olan bir malın çalınmasında uygulanmaz. Açlıktan ve muhtaçlıktan çalana uygulanmaz. Gıda ürünleri (ekmek, sebze, meyve, vs) çalındığında uygulanmaz. Hırsızlıktan ötürü tevbe edip pişman olan ve yakalanmadan çaldığı şeyi sahibine teslim edene uygulanmaz. vs.

Görüldüğü gibi İslâm’ ın amacı el kesmek, kol kesmek, kelle koparmak değildir. Rabbimizin muradı; devlet imkânlarının toplumun her kademesine adîl miktarda dağıtılması -ki böylece suçun ve suça götüren yolların en başından ortadan kaldırılması amaçlanır-  toplumda mal dokunulmazlığının güven altına alınması, huzurlu bir toplumun inşa edilmesidir, vs.

Bütün bu şartlara rağmen hırsızlık yapan kişi ya delidir ya da kleptomanidir.

İnşaallah bir sonraki yazımızda, el kesme cezasının tarihçesi, uygulandığı olaylar ve hangi durumlarda erteleneceği konularından bahsetmeye çalışacağız..

 Vesselâm…

kenanozmen@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.