Kanser Olduğunu Öğrenince Yazdıkları

Ölüm her canlının bir gün karşısına çıkacak mutlak gerçektir. İnsanın ölümü düşünmeyeni yoktur. Az ya da çok ölüm her insanın gündemindedir. Ölüm karşısında takındığı tavır, ölüm öncesi yaptığı hazırlıklar ya da vurdumduymazlığı insanın kimliğini, kişiliğini ve kalitesini ortaya koyar.

Hikâyelerin, masalların, efsanelerin ve filmlerin bizi en fazla etkileyen yanı içindeki ölüm sahneleridir. Büyük hikâyelerde büyük acılar ve meydana geldiği dönemde geniş kitleleri derinden sarsmış ölümler vardır.

İnsan kendi ölümünü düşünmekten bilinçli olarak kaçınmayı, ölüm üzerine uzun uzun düşünmemeyi başarsa bile, bir yakınının, çok sevdiği bir dostunun ölümü ile bu kaçış sona erer, ölüm kendini her ferdin bir numaralı gündem konusu yapmayı bilir.

Ölüm karşısında en sağlam duranlar onu bir yok oluş ve her şeyin sonu olarak görmeyenlerdir. Ölüm ebedi hayatın başlaması için çıkılan bir yolculuk, fani dünyadan ana yurda gidiştir esasen.

Ölüm ve sonrası olmasaydı, bütün yaptıklarımızın hesabı verilmeyecek olsaydı hayatın bir anlamı olmazdı.

Ölüm ve sonrasının varlığı, hayata değer katıyor, yaşanılan zorluklar ve çekilen acılara karşı gücümüzü artırıyor.

Emma Bombeck Avustralya’da kanserden öldü. Onun kim olduğundan çok ölümü kuvvetli bir biçimde hissettiğinde neler düşündüğü ve hangi duygularla dopdolu olduğudur.

Emma Bombeck okuyacağınız yazıyı, kanser olduğunu öğrendikten sonra kaleme almıştı:

Hayatımı yeniden yaşabilseydim eğer; hastayken yatağa girer, dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek gibi düşünmezdim.

Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz, yakardım.

Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim.

Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.

Oturma odasında TV seyrederken patlamış mısır yer ve şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda, leke olacak diye daha az korkardım.

Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.

Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.

Saçım bozulmasın diye arabanın camının açılmasını önlemezdim.

Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.

TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.

Ömür boyu garantili, pratik vs denilen hiçbir şeyi satın almazdım.

Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı taşımanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim. Bu o kadar nadir bir olay ki! Olağanüstü bir şey.

Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla “Önce git ellerini, yüzünü yıka” demezdim. Onlara daha çok “Seni seviyorum” ve ondan da çok “Özür dilerim” derdim.

Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu. Dikkatle bak. Gerçekten gör. Yaşa. Vazgeçme. Küçük şeyler için şikâyet etmekten vazgeç.

Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı ile ilgilenmezdim.

Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım.

Unutmayın, sahip olduğumuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah’a şükredin.

Tek bir hayatımız var ve bir gün sona eriyor. Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz.”

 Üstad Necip Fazıl Kısakürek ne güzel anlatmış ölümü;

Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber

gumuslale@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum