Kaya yolu

Taş taş değil bağrındır taş senin

Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin,

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri

Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin,

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey

Ferhat niçindir kırdın bunca taş senin...  (Osman sarı)

 

Yolum ne zaman Burkina Faso’nun KAYA şehrine doğru çevrilse bu şiir aklıma gelir. Belki de oranın adının Kaya olmasından kaynaklanıyor. Adı Kaya olunca bizim kayalara mı benzer? Evet diğer şehirlere göre biraz daha kayalık ve taşlı tepeleri vardır. Ama asıl oranın sertliği bu kayadan değil. İçimi yakan başka manzaralar var. Sizlerle onları paylaşmak isterim.

Bugün çok özel bir gün benim için. Uzun zamandır planını yaptığımız Kaya seferi var. Sabah erkenden yoldayız.

Yol üzerindeki bir şehirde okuyan yetim bir kızımız var ve onun okul ücretini ödeyeceğiz. Okulu bulamadık. Bu okulun Kaya’da olduğu haberi gelince orada bir okulu ziyaret gerekti program dışı olarak...

whatsapp-image-2020-10-21-at-17-02-21-1.jpeg

Size burayı tanıtayım önce: Geniş denilecek bir bahçe içinde Franko -Arap bir okul burası. Yan yana 3 büyük sınıf var. Büyük dediysem öyle de değil. Kızlı erkekli cıvıl-cıvıl öğrenci kaynıyor. Dayanamayıp sınıfları görmek istediğimi söyledim. Bir sınıfa girdik. En derli tolu olanı buydu.

Bir sırada 4 kişi oturuyor. Her yer öylesine dökük ki... Sonra mecburen diğer sınıfları da gezdik. Sonra daha küçük ve yarım duvarlı, yarım boyda tahta bir kapının olduğu iki sınıf daha var. Karşı taraftaki lise sınıflarını gösterdiler. Durum içler acısı. Bazı resimleri çektim. Birkaç küçük kız, fotoğraf karesinde yer alabilmek için benden önce her sınıfa girdi...

Buradan İslam’ın zafer sancağı çıkmaz. Buradan Burkina’yı kalkındıracak adam zor yetişir. Allahtan ümit kesmiyorum. Lakin manzarayı okumak da çok zor değil. Ama biz aradığımız okula ulaşabilecek iletişimi yakaladık.   

whatsapp-image-2020-10-21-at-17-02-21-3.jpeg

  Önce şehirdeki Müslüman- Hristiyan ayrımı yapılmadan davet edilmiş, engellilerle buluştuk. Burada iki adet çadır kurulmuş. Sandalyeler var. Çoğunun sandalyeye de ihtiyacı yok. Tekerlekli sandalye ile geldikleri için... Onlara kısa konuşmaların ardından küçük de olsa hediyelerimiz dağıttık.

Dağıtımlar bitince dualarını aldık. Bir amca vardı başında yerel bir örme şapkası ile... Fark ettim ki iki elinde de parmakları yok. Onunla ilgilendim dua istedik. Ellerini açtı ve uzunca dua etti. Ne dediğini anlayamasam da bildiğim kelimeler var içinde... Erzene/ cennet, Firdevs... Ben de duasına âmin dedim. Ne dediğini bilemesem de, ulaştığı yeri bildiğim için “Âmin!” demek, bize ayrı bir duygu yaşatıyor. Dünyanın bir noktasında bir Müslümandan dua geliyor... Böylesi bir anı yakalamak için bazen neler verilmezdi ki...

 Buradan başka bir yetim ailemize gidiyoruz. Bu evde üç yetim ve dul bir anne var. Annenin sağ eli felç, sol taraf da yarım çalışıyor. Çocukların birisi Türkiye’de, diğerleri burada okuyor. Yolda okulunu aradığımız kız bu evin...  Kapı önünde oturan anneyi ziyaret ettik. Biz otururken yaşlıca bir amca da geldi. Bunun çocukların amcası olduğunu öğrendik. Onunla da tanıştık. Biz, anneye bir miktar para verdik. Kadın paranın miktarına bile bakmadan bunu orada oturan amcaya uzattı.  O da kalsın diye işaret edince cebine koydu. Burada adet böyledir. Para, mal ve söz büyüğündür. Bunu izlerken bizim diyarda yaşanan bazı sıkıntıları hatırlayıp üzülüyor insan...  Sen - ben davası... O olmayınca da daha rahatlar. Herkes kendi sınırını biliyor. Bu sınırı bilmek çok önemli...

whatsapp-image-2020-10-21-at-17-02-20.jpeg

Müsaade alıp ayrıldık. Şimdi diğer iki yetimin evine gideceğiz. Burayı ilk kez ziyaret ediyoruz. Bizi içeri aldılar. Bir dede ve babaanne var. Abdurreşit, birinci sınıfa gidiyor. Kardeşi ise ana sınıfına gidiyormuş. Yetim kalmışlar. Hristiyanlar dedeye hemen gelip çocukları istemiş. Ne kadar masum ve insani(!) değil mi? Bu Müslümanlar nasıl hesap verecek bilmem... İşimiz çok zor olacak. Dedesi de vermemiş. Şimdi yardım alarak onların hayatını idame ettiriyorlar. Abdurreşit’in gülen yüzünü görmek zor oldu ama güldü bizim için. Anlaştık. Çok iyi çalışacak ve Türkiye’ye okumak için gidecek. Adını bile duymadığı yer orası ama... 

whatsapp-image-2020-10-21-at-17-02-21.jpeg

Kaya, misyonerlik faaliyetlerinin çok güçlü olduğu bir yer. Burası daha kadim bir İslam şehri aslında... Zira kuzeye ve doğuya gittikçe İslam’ın temeli eskileşir. Ama Kaya’ya özel önem vermişler. Niçin Kaya? Burası az yağmur aldığı için geçim derdi yüksek. Yani “İncil arasına kıstırılmış 50 dolar” muhabbeti burası için geçerli. Bir de buradan olup da devlette görev alanlar, sonra Hristiyan olmuş. Tabi onlara bakıp özenenler veya onlara işi düştüğü için yaranmak amacında oraya geçenler de var. Derken bu çoğalmış. Geçen yıl bir petrol istasyonunda Amerikalı bir aile ile tanışmıştık. Adamlar Kaya’da kalıyor. Onlar kendisini misyoner olarak tanıtmıştı. Ama bölgedeki terör olaylarının fitilini de taşıyor olma ihtimali yüksek. Adam çok güzel morece / yerel halk dili konuşuyordu. Burada morece bilmek önemlidir.  

Terörden kaçan ve çoğu dul kadınlardan oluşan başka bir nokta daha yürek dağlayıcı manzara... Biz yüz kişi beklerden üç yüze yakın gelen olmuş onlara yemeğimizi ve hediyelerimizi ikram edip ayrıldık.

İkindi namazı öncesi şehir merkezindeki programımızı bitirdik. Akşam mı? Orası daha güzel oldu. Hamdolsun...   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum