KORKMAYIN DİN ELDEN GİTMİYOR !

Newyork’ta Beş Minare filmini 2 defa izleme fırsatı bulmuş, her ikisinde de ‘’kesin bir karalama politikası vardır’’ önyargısı ile açık aramış, lakin tek bir taraflı durum sezemeyip gereksiz bir mutluluğa kapılmış halimle, herkese şiddetle izlemesini öneriyorum. İzleyen büyük bir kesimin din elden gidiyor velvelesine kapılacağından şüphem yok. Filmde canlandırılan Hacı Bey karakteri Hıristiyan kadınla evli bir Müslüman. Hem kilise, hem imam nikahı ile kızını evlendiren bir cemaat lideri. Biz sevmeyiz pek böyle tipleri. Bin iyi yönü olsun, biri kafamıza yatmazsa harcarız cemil cümlesini. Zihinlerimiz din elden gidiyora çalışmaya başlar. Biz tek taraflı değerlendirip, tek suçtan hüküm giydirip, darağacına fidan dikmede mükemmel, parçalara ayırıp iyi kötü takdirinde münezzeh bir milletiz yazık ki. Cebimize katıp gittiğimiz Mahsun Kırmızıgül=Kürt etiketi sinema çıkışında basılmaya başlandı bile. Film çıkışında duyduğum bir kaç yorumdan sonra bağırmak geldi içimdensesimin koridor yankılarını hayal ederek…

 

KORKMAYIN DİN ELDEN GİTMİYOR!

 

Biliyor musunuz en çok nerde kaybediyoruz ?

 

En çok şeklen dindar görünmeyip, imanen yaşayan güzel ahlakları kaybediyoruz. Şekille uğraşmaktan özlere inemeyişimizle, ''Bırak canım o ne bilir dini'' düşüncesi kıskacında, daralmışlığımızla kaybediyoruz. ‘’Din oyuncak mı!’’ savunmasıyla, biz gibi düşünmeyen, biz gibi yaşamayana tahammülsüzlüğümüzle, vur deyince öldürüşümüzle, cihada katletmekten başlamakla, tebliğ etmeden vurmakla, ya hep ya hiççiliğimizle, eksik gelmesin tam olsun, yarım kalmasın, tamamlansın eksik gönüllülüğüyle, dinin henüz alfabesinde olana recmi anlatıp, hacı yatmaz misali nereye çekersen o yana eğilecek insanları buraya çekemeyerek kaybediyoruz…

 

Molla vari eğitimler ve medrese tekniklerinin hala yeni nesle sökeceğine inanan bir kesime inatla karşıyım. Ilımlı İslam tabiri, bu başarısızlıktan sonra doğmuş bir çözüm arayışıdır kanımca. Israrla bu septisizmle dinin elden gitmeyeceğine inanan kesim, hiç öğretemeyip kaybetmektense, ılımlı İslam’la kazandırmak düşüncesini hazmetmediği sürece kaybediyoruz.

Kürt eşittir pkklı zihniyeti ile kirlettiğimiz yüreğimizde, Halkın yüz çevirip boynuna pkk yaftası taktığı, pkknın sürü içinde başkaldıran etiketi bastığı, sığınacak liman bulamayan, at gözü ile kapattığımız kucağımıza inat, pkk, üstün zekasıyla(!), her daim affa hazır komünist hoşgörü(!) politikasıyla, her koşulda her kürde kucak açmış olduğundan, sevmediğimiz her kürdü kaybediyoruz. Mazlum Kürt ne devlet içinde halk, ne millet içinde erkan…


Öyle ya kibrit çakıp yakmak gerek hepsini(!)

Okullardaki din derslerine, otobüste Kürtçe konuşan Kürde, Türk bayrağı asan Türk’e, Ramazan ayında yemek yiyen Gayrimüslime, cumaya gitmeyen Müslime, başını örten talebeye, mini etekli görevliye, tahammülün olmadığı bir ülkede elbet 72 buçuk millet yaşatmış bir Osmanlı huzuru aramıyoruz.

 

Yüreğine tohum atmadığımız, önce insanı sevip, sonra dini sevdirmediğimiz, evvela şekli, ırkı, dini, mezhebi ile uğraştığımız, her fıtratı her yanlış üslupta kaybediyoruz.

 

Oysa Ademoğlu bu dünyaya eksik gelir. Sırat-i müstakimde tam olma yolculuğuna adanmış bir ömür yaşamaktır payına düşen. Bundan sebeptir kulluğun katları. Sidretül Münteha bundan sebeptir. Öyle değilse neden hepimiz orada değiliz? Ademoğlunun yoluna dikenler koymayınız lütfen. Yolu gülle donatamıyorsanız, dikenler de koymayınız. Bırakın mücadelesini versin Ademoğlu. Hayatının eksik olduğu bir döneminde ona rastladınız diye eksik Müslüman etiketi vurduğumuzda… Kaybediyoruz…

 

Bazen Kızılay’ın dağıttığı hissine kapıldığım, fabrika hatalı inanç ölçeklerini, her inananda çalıştırmaya başladığımız noktada şah ve matız zaten. Herkesin inancını, itikatını ölçmek, sanki tüm diğer canlıların boynuna borç biçilmiş. Sanırsınız (haşa) yüce mizan dünyada kurulmuş da sayısız yargıç görevini ifa ediyor... Şekille mi çalışa bu ölçek?

 

          Duyuyorum tüm sesleri…

 

          Miden geniş mi diyen hacılardan, döv-söv-öğret hocalardan, cihatçı teröristlerden, tahammülsüz feministlerden, ya tam gelsin ya hiç gelmesinci mollalardan, genleştirdikçe genleştiren İlahiyatçılardan bıktık usandık artık. Bırakın herkes dilediğince yaşasın. Herkese katolizör olmak zorunda mıyız Allah aşkına! Tahammül etmeyenler oldukça, hak arayan tahammül edilmezler olmayacak mı? Bir yerde ne kadar çok hak aranıyorsa, o kadar haksızlık olduğu anlamına gelmez mi? Dağıtın insanlara haklarını. Ve tahammül edin. Bırakın yarım gelsin, eksik gelsin. Ama gelsin! Aynı safta olduğunda su altından eğitmek imkanlılığını, ırakta olanı eğitmek imkansızlığına tercih etmeyin… Bırakın eksik de olsa safınızda olsun.

 

Peygamber hoş görüsünden başlasak keşke... Sevmekten ve sevdirmekten başlasak…


Neden ki bu tahammülsüzlük…

 

Musa’nın mı başına gelen mi geldi başınıza yoksa? Ardınızı döndüğünüzde inkar eden topluluklarda mı imtihanlara uğradınız? Yoksa Nuh’ un derdine mi ortak oldunuz? Hiç inandıramayıp helak istediğiniz bir toplulukla mı sınandınız ? Taif’de pislikler mi saçıldı başınıza yoksa.

 

Neyin nesi bu denli tahammülsüzlük…

 

Bırakın herkes yaşasın bildiği inandığı şekilde. İnanç, iman ve itikat yüreğe girmeye görsün. Gerisi kolaydır, sudur sızacaktır.

Tahammülün ve hoşgörünün zarafetini yaşayın. Görün ki huzur tahammül sularında nasıl yaşanırmış. Görün ki ruh tahammül ettiğince nefes alırmış.


Tahammül, hoşgörü ve Mevlana kenti Konya’dan selam ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum