'Lale Devrimi', 'Gül Devrimi', 64 milyar dolar afyon parası

Kırgızistan'da beş yıl sonra yeniden sahnelenen rejim değişikliği, Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai ile ABD arasındaki gerilim, Pakistan'da "iç savaşı andıran" gayri resmi olağanüstü hal, Orta ve Güney Asya'da yaygınlaşan istikrarsızlık bütün dünyayı tehdit eder hale geldi. Bu üç ülkedeki gerilimlerin hepsinde ABD ve müttefiklerinin müdahalesi, rejim değişikliği projeleri, terörle mücadele palavraları, nükleer silahların kontrolü planları var.

Pakistan'ın, içinde bulunduğu krizden kurtulmasının tek yolu ABD'nin müdahil olmasının önüne geçmektir. Ülke içinde, etnik grupları birbirine düşüren, terörle savaş adı altında Afganistan'daki savaşı bu ülkeye taşıyan, iç savaş tezgahlayan, her gün örtülü ve açık operasyonlarla onlarca kişinin ölümüne yol açan aynı güçlerdir.

Kırgızistan'da 2005 yılındaki "lale devrimi"nden bu yana istikrar sağlanamamıştır. Dün devrilen ekibin içinde olanlar karşı cepheye geçip, bugün "gül devrimi" yapıp yönetimi devraldılar. Rusya'ya selam verdiler ve Afgnasitan savaşında en büyük lojistik üslerden biri olan Manas'taki ABD askeri üssünün kapatılması çağrısı yaptılar. ABD, Rusya, Çin arasında sıkışıp kalan ülkede, cepheler net değil, saflar sürekli değişiyor. Hangi güç öne geçerse onun taraftarlar yönetimi deviriyor.

Bölgesel bunalımın ana üssü olan Afganistan'da batağa saplanan, "rezil olmadan" çıkmanın yollarını arayan, ülke içindeki askeri operasyonlarda hiçbir başarı elde edemeyenler, 2001 yılında işgal ettikleri ülkeye lider olarak atadıkları ismi harcıyorlar. "Karzai modeli" olarak siyasi tarihe geçen Karzai ile Washington arasında sert rüzgarlar esiyor. Ne diyor bakın Karzai: "Yabancılar bu ülkede kukla rejim istiyor, köle bir hükümet istiyor, ülkeyi başka yerlere çekmek istiyor..." Ardından ekliyor; "bu baskılar devam ederse Taliban'a katılırım." Kavga, son seçimlerde ABD desteğinin Karzai'nin arkasından çekilmesiyle başladı. BM Afganistan Temsilcisi Peter Gelbright, 2009 seçimleriyle ilgili yolsuzluk iddialarında bulundu. Karzai ise, kendisine yönelik komplolarda ABD'nin parmağı olduğunu ilan etti. Son olarak Gelbright Karzai'yi, "ülkesinin en büyük ihraç ürünü" olduğunu söylediği "uyuşturucu bağımlısı" olmakla itham etti.

Konu uyuşturucuya gelmişken; birkaç not aktaralım. ABD'nin Afganistan'ı işgalinden sonra beş yıl içinde, afyon üretimi olağanüstü bir artış gösterdi. Ağustos 2007'deki BM verilerine göre neredeyse bir milyon hektar alanda afyon üretimi yapılır olmuştu. İşgal sırasında 185 ton üretim varken bugün bu rakam 8 bin 200 tona çıktı. Bu, Afganistan Gayri Safi Milli Hasılası'nın yüzde 53'üne, dünya genelindeki afyon üretiminin yüzde 93'üne tekabül ediyor. İşgal, Afganistan'ı tam anlamıyla bir "narkotik devlet"e dönüştürdü.

Geçtiğimiz günlerde Kabil'de yapılan uyuşturucu konferansında Rus Federal Narkotik Servisi, Afganistan'da bugünkü afyon üretiminin mali karşılığının yaklaşık 64 milyar dolar olduğunu, bunun 500 bin dolarının üreticiye verildiğini, 300 bin dolarının Taliban'a yakın kişilerin eline geçtiğini, kalanının ise küresel uyuşturucu mafyasının kontrolünde olduğunu açıkladı. Bu sözler, bütün dikkatleri Karzai'nin üzerine çevirdi. Gelbright'ın "uyuşturucu bağımlısı" iması bu yüzden olmalı.

Şimdi; jeopolitik gerekçelerinin dışında işgalin nasıl bir endüstri oluşturduğunu görüyor muyuz? Peki bu pastayı kimler paylaşıyor acaba? "Mafya" tanımını biraz geniş yapmakta fayda var. Ülkelere yaşatılan travmaların her zaman kulağa hoş gelen gerekçeleri olabiliyor. Ama bir de bu tarafı var. Tabii gerçeği görmek isteyenler için. Kırgızistan'dan, Tacikistan'dan, Afganistan'dan ve Pakistan'dan bir şeyleri tartışırken, bölgesel gerçeklere, geçişkenliğe dikkat etmekte fayda var.

Önceki ve Sonraki Yazılar