Hadiselere Zaman Tepesinden Bakınca

Üç sene önce (15 Haziran 2017 de)  Tüm Dünya’da, ABD’ nin, Çin’in, Avrupa’nın… “ Ali kıran baş kesen”  olduğu dönemde yazdığım satırlara bir daha baktım. Gördüm ki,  Olaylara, hadiselere, gelişmelere ancak Allah’ımızın bize gönderdiği Kur'anın ve O ebedi Kitabın baş müfessiri olan efendimiz Hz Muhammedin(sav) gözü ile (hadisler) baktığımız zaman sağlıklı değerlendirmeler yapabiliyoruz. Çünkü Kur'an ve Hadisler, şaşmaz, değişmez,  ezeli ve ebedi ölçüler barındıran bir kaynaktan neşvü nema bulmuşlardır. Korona hadisesi ve onun etkileri bir kez daha gösterdiki her şeyin sahibi Allah'tır (cc) ve  her gücün üstünde O'nun (cc) gücü, her aklın üstünde O'nun (cc) aklı vardır.  Rabbimiz bize bir daha hatırlattıki insanlar, devletler aslında çok aciz, pek zayıf varlıklardır. İşte üç sene önce yazdığım yazı; 

“En zor durumlarda, en sıkışık anlarda, en umutsuz vakitlerde Dünyaya, insana, gelişen hadiselere  Kuranın /İslam’ın ve yaşanmışların albümü diyebileceğimiz tarih ilminin gözüyle bakmazsak yeis tufanı ruh okyanusumuzu güçlü dalgalarla savurmaya başlar.  Kendimizle, ülkemizle ve dünya ile ilgili gelişen olumlu - olumsuz gelişmelere maddeci bir gözle, güdük akıl gözlüğü ile bakarsak,  korku ve ümitsizlik tüm benliğimizi kaplar ve hiçbir şey yapamaz hale geliriz.

 “Her şey Amerika’nın elinde, O ne derse o olur. Gâvurlar çok güçlü, her şeye onlar karar veriyor. Rusya, Çin, Almanya İngiltere, İsrail… Hepsi çok güçlü, hepsi pek kudretli, bunların gücüne güç, kuvvetine kuvvet yetmez. Bundan dolayı bizlerin, devlet olarak, millet olarak bu büyük güçlere karşı yapacağımız fazla bir şey olmadığından kabuğumuza çekilmek, olaylara karışmamak, etliye sütlüye bulaşmamak zorundayız. Bundan başka yapacağımız hiçbir şey yok. Evet, zulüm var ama ne yapalım gücümüz yok, sömürü var,  kan var,  haksızlık, katliam diz boyu… Lakin bizim gücümüz bunları engellemeye yetmez.  Bu nedenle yapılacak en akıllı iş, fert olarak ümmet olarak, devlet olarak tüm bu haksız ve kötü manzaralara ardımızı dönüp, ıslık çalarak oradan uzaklaşmak olmalı…” Fikri hem Kurana, hem insanlık onuruna, hem de tarih ilmine zıt bir davranıştır. İslam’ı iyi anlayan, tarihi iyi okuyan zihinler bu tez karşısında şu gerçekleri görerek bu yanlışa dur derler :

Kuranda (ki O, Allah’ımızın insanlığa gönderdiği son kitap, son ilahi mesajdır) gerçek gücün imanda olduğu bildirilir:  “ Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir. Ali İmran 139…”

İnsanlık onuru, yani fıtrat, insana, “her zaman hakkın, adaletin, mazlumun, garibin yanında ol!” der. Bir mümin şuna inanır güç haktadır, kuvvette değil, haklı olan güçlüdür silahı parası olan değil. 

Tarih bilimi de zaten bu görüşlerin çok sık sergilendiği bir hakikatler meydanıdır. Nerde o kudretli Çin İmparatorluğu 2123 Yıl yaşadı. Nerde o Doğu Roma İmparatorluğu ki  1058 Yıl, nerde o Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ki  844  yıl, nerde o Osmanlı İmparatorluğu ki  624 Yıl... Yaşadılar. Hepsi de gittiler tek tek gidenler gibi. Eğer her şey madde, eğer her şey maddi güç olsaydı ne bu devletler yıkılırdı, ne firavunlar, nemrutlar, karunlar yok olurdu. Bu teze (yani gerçek güç madde değil manadır tezine)  en büyük örnek İslam tarihinde var. Şöyle ki Peygamberimizin(sav) Medine kurduğu Medine İslam devleti hem nüfus olarak, hem toprak olarak, hem askeri, hem de  teknik güç olarak, o zamanın iki süper gücü olan Bizans ve Sasani imparatorluklarının gücü karşısında  solda sıfır kalıyordu. Lakin gelişmeler gerçek gücün parada, toprakta, askeri güçte,  ekonomik gelişmişlikte… Olmadığını, inanan ve haklı olan devletlerin, grupların daha güçlü olduğunu göstermiştir. Bu iki süper güç Peygamberimizin vefatından kısa bir süre sonra Hz Ömer devrinde dize getirilmişlerdir. İslam devleti, Sasani imparatorluğunu tamamen sona erdirmiş Bizans’ın da birçok toprağını ele geçirmiştir.   İslam tarihini şöyle bir okuyan bu gerçekleri apaçık görür.

Bu günde din aynı din,  dünya aynı dünya, hayatın kanunları aynı kanunlar… Bu yüzden günümüzdeki gelişmelere, hadiselere Kuranın /tarihin gözüyle bakarsak ne ye’se düşeriz ne de ümitsizliğe kapılırız. ABD güçlüymüş, Ortadoğu’yu dizayn  edecekmiş! O güçlü değil biz manen zayıfız. Rusya Şöyle yapacakmış, çok kudretliymiş. Hayır, biz manevi yönden geriledik Rusya bundan dolayı şımarıyor.” Çin Sincan’da çok zulüm yapıyor, lakin biz zayıfız bir şey yapamayız” Hayır, Bu zalimlerin, bu cebbarların  gücü hakkın karşısında sıfır mesabesindedir. Önemli olan bizim, Peygamberimiz ve sahabeler dönemindeki imana ve  İslam’ın hayat anlayışına sahip olmamızdadır. Öyle olduğumuz gün ne ABD, ne Rusya, ne Almanya, ne Çin   karşımızda duramaz ve zulüm yapamaz. Lakin İslam dünyası Vehnle yaşadığından, İmamiyesi kopmuş tespih gibi darmadağın olduğundan, selin önündeki çer çöp gibi hayat selinin önünde savrulup gidiyor. Günümüz İslam Dünyasının gücünü, dünyanın süper güçleri ile kıyasladığımızda ( nüfus, asker, para, silah…)  Hz Ömer devrinde ki İslam devletinin durumundan çok daha iyi olduğunu görürüz. O zaman eksik olan ne? Eksik olan inancımızdaki, maneviyatımızdaki, yaşantımızdaki zayıflık, bunları tersine çevirdiğimiz gün zulüm sona erecek, kutlu asırlar tekrar avdet edecektir inşallah.Ve dünün "Güç bende" diyenleri nasıl zaman değirmeninde ufalanıp gitmişse  bu günün zalimlerini de aynı akıbet beklemektedir. Müslüman olaylara Kuranın ve tarih ilminin gözüyle baktığı müddetçe ne ümitsziliğe kapılır ne de korkunun girdabına düşer.”

       http://www.habername.com/yazi-lutfi-ayhan-rahmetli-de-12023.htm

 

Bu yazı toplam 581 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum