Müzik Yasak Olunca

 

Geçen haftalarda kızım bir video linki göndermiş ve “baba mutlaka izlemelisin” demişti. Hemen o gün imkânım olmasa da ilk fırsatta izledim.

                Bekir DEVELİ Beyefendi’nin muhterem Ömer KARAOĞLU ile yaptığı bir söyleşisiydi. Söyleşinin konusu, ilk olarak “MUTE DESTANI” ve “MUS’AB BİN UMEYR” kasetleriyle başlayan Türkiye’nin müzik arayış serüveniydi. Zevkle izlenecek ve o günlerin tadını/ kokusunu insanın dimağına sunacak bir söyleşi olmuş. Benim için gerçekten de öyle oldu. Zira o kasetlerin zor şartlarda piyasaya çıktığı o günlerde ben üniversiteye yeni başlamış bir gençtim.

Kulaklarımız ilk kez mi müzik dinliyordu? Elbette ki hayır... Onlardan önce Yunus Emre’nin “sordum sarıçiçeğe” ilahisi vardı. (Muhtemelen bunda hiçbir suç unsuru görülememiş olmalı... ) Rahmetli dedem; çocukları severken bu ilahiyi söyler, bazı dizeleri kucağındaki çocuğun ismi ve özelliğine göre de değiştirir, ona uyarlardı. Bizim gibi köklü bir medeniyet geçmişi olan bir toplumda daha iyileri yok muydu? Neden yokmuş gibi davrandık? Burası başka bir konu... Yazımın asıl amacı da bu değil.

İşte o dönemde çıkan bu müzikler nasıl bir zorlukla üretilirdi bunu bilemezdik. Hatta neden daha sık kaset yapılmadığı, yenilerinin hızlıca piyasaya sürülmediği için de eleştirdik... Zira gençlik için bir ilaç gibiydi bunlar. Zaman içinde Yunus Emre’nin başka ilahileri de kulaklarımıza ulaşmaya başlasa da onlar kadar bizim yaşımız hitap etmiyordu.     

whatsapp-image-2020-12-12-at-11-49-01.jpeg        

“Mekke’nin Fethi’nde” sanki hep birlikte ve uygun adım “ayet- ayet, sure -sure” yürürdük içeri. Nasıl olsa kazanılmıştı zafer... Ama öncesindeki mücadeleyi ve hicretin zorluklarını da zaten yaşamıştık. İşte tam da bu dönemde sanki bir can simidi gibi girmişti gençliğin dünyasına...

 Ancak bunların değerini şimdi çok daha iyi ve ayrı bir tonda anlıyorum. Afrika insanı, kapı gıcırtısını müzik olarak anlayıp hemen oynayabilecek kadar ritme düşkün bir toplumdur. Ancak Burkina Faso’da İslam çok farklı bir anlayışla ulaştırılmış. Önceleri Ticani tarikatı aracılığı ile İslam kendisine yer bulmuş bölgede... Tarikatın zikri, müziği ve yaşam tarzı yön vermiş onlara. Ancak bu sistemi sağlam bir ilmi yapı ile destekleyememişler. Şeyhlerin çocukları İslam’ın çıkış noktası olan Mekke ve Medine’ye eğitim için gitmişler. Sonra da farklı birer kişilik olarak dönmüşler. Kendisini ehlisünnet / selefi olarak isimlendiren daha çok da Suudi Arabistan ve vehhabi anlayışından beslenen İslam düşüncesi burada yayılmaya başlamış. Bir kısmı her şeyiyle tabi olmuş o düşüncelere... Bir kısmıysa kısmen tabi olmuş.

whatsapp-image-2020-12-12-at-11-49-00.jpeg

                Bu düşünce sistematiği içinde en kolay “yasaktır” damgası alanlardan birisi de müzik olmuş. İslam dünyasının birçok yerinde müzik, tartışmalı bir konudur. Ancak bu tartışmalı konuya yasak damgası vurarak işi kolayca bitirenler için müziğin önemi de olmaz. Onların dünyasında böyle bir şeye ihtiyaç(!) da yoktur.  Bu nedenle de her türlü müzik ve ritimsel aletleri kökten yasaklamışlar.   Böyle yasaklama kararı alınca da yerine bir alternatif üretmek için çalışmaya veya o alana kafa yormaya da gerek kalmamış. . Hâsılı kökten kesip atınca, “zinhar yasaktır” deyince de tüm sorunlar çözülüvermiş(!)

Ülkedeki İslami söylem ve düşüncelerin hepsi aynı mı? Elbette hayır... Ancak onların görüşlerine destek vermeyenler bile etkisinde kalmış. Nasıl kalmasın ki ülkedeki en önemli İslam âlimleri Suudi üniversitelerinde yetişmiş. Yani biz düne kadar yoktuk. Bugün ne kadar varız? Bu da tartışılır.

whatsapp-image-2020-12-12-at-11-49-01-1.jpeg

Sonra ne mi olmuş? Müslümanlar müziğe ait çok sert ve kalın çizgiler koymuşlar. Ticani tarikatının bazı zikir ilahisine benzeyen Arapça- yerel dil karışımı dini müzikleri kalmış. Bu da gençliğin ilgisini cezbedecek cinsten değil. Bu sefer gençler bu ihtiyaçlarını karşılamak için Pazar günleri kiliseye müzikalleri dinlemeye gitmeye başlamış. Gençlerin hatası(!) tabi bunlar. Bir türlü söz dinlemeyen ve kendi başına hareket etmeyi seven bu gençliği ne yapmalı bilmem...

Fetva verecek makamda olanların maslahatı ve ümmetin genel ihtiyaçlarını düşünmeden kadim kitaplarda böyle yazıyor diye bazı hassas hususları insanların önüne koyup buna zorlamaları acı sonuçlar veriyor.

Pazar günlerin ümmetin evlatları kiliselerde müzik dinlemeye giderken, ümmetin önderleri de kendi aralarında tartışmaya devam ededursun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum