Seçim Günü Dört Kasım

ABD, bugün yeni başkanını seçiyor. 'İlk siyahi başkan adayı' olarak tarihe geçen Barack Obama başkan seçildiği taktirde kuşkusuz devrim niteliğinde bir netice ortaya çıkacak. Böylesi bir sonuç, Martin Luther King'in rüyasını -gerçekleştirmek ne kelime- aşmak anlamına gelecektir.

*

Obama anketlerdeki üstünlüğünü son güne kadar korudu. Demokrat başkan adayı, sonuç üzerinde en fazla etkili olacak kritik eyaletlerde de Cumhuriyetçi John McCain'in önünde görünüyor.

Kampanyayı “favori” olarak tamamladı, Obama…

Bu tabloya rağmen, Amerikan seçim sisteminin “ikinci seçmen”e dayalı özelliği nedeniyle sonuç hakkında kesin ifadelerle konuşmak mümkün değil…

Seçmenler, başkanı doğrudan seçmiyor.

Halk, 538 temsilciden oluşan 'Seçiciler Kurulu' delegelerini seçiyor.

ABD'de en çok oyu alan değil, 270 delegeyi alan başkan oluyor.

2000 yılındaki son derece tartışmalı –hileli- o kader seçiminde Dabılyu Bush, ülke genelinde Al Gore'dan 600 bin civarında daha az oy aldığı halde, (kardeşinin vali olduğu) Florida eyaletini kazanarak ikinci seçmen oylarında üstünlük kurmuş ve başkan olmuştu.

McCain Cephesi, belli başlı anketlerin tamamında yedi puana kadar varan farklarla geride olmalarına rağmen; delege sayısı yüksek olan kritik eyaletlerde Demokratları yakından takip ettikleri, en azından yarıştan kopmadıkları için ümitlerini koruyorlar.

McCain “büyük sürpriz”i gerçekleştirebilmek için son çabalarını sarf etti.

*

Barack Obama “ümidi” geleceği; John McCain ise “kabusu” geçmişi simgeliyor.

“Irak Savaşı'nın Amigosu” sıfatına sahip McCain, bir nevi “Bush'un devam filmi”ni çekmek istiyor.

İkinci Bush, sekiz yıllık iktidar dönemiyle “gelmiş geçmiş en kötü başkanlar” listesinde yer almayı garantiledi. Bazı açılardan ise “en kötü başkan” olarak anılacağı kesin…

McCain, hem ABD'ye hem dünyaya ağır faturalar çıkarmış olan Dabılyu dönemini devam ettirmek amacıyla yola koyuldu:

Dolayısıyla, Bush politikalarının tüm kötülüklerini temsil eden bir aday olarak seçime giriyor.

McCain seçilirse, dünyanın belli başlı bölgelerinde bugünkü “gardı düşmüş” halini dahi arar hale gelebilir, ABD…

“Kurgusal 11 Eylül” bağlamında giriştiği “Gayrımeşru Irak Savaşı” Bush yönetimi ve ABD'yi tüketen temel faktör oldu.

Ebu Garib ve Guantanamo zulümlerini, Afganistan'da önüne geçilemeyen yenilgiyi, Pakistan'ı kontrolde tutamayışlarını, İran'ı 'bütün meydan okumalarına rağmen' bir türlü vuramamış olmalarını da Bush'un hanesine ekleyelim…

Hepsinin ötesinde “hayati yenilgisi” Türkiye'yi kaybetmek oldu; Bush dönemindeki ABD'nin…

Bütün bunlar, ABD'nin Ortadoğu'daki o bildik hakimiyetine çok büyük bir darbe vurdu. BOP'u askıya almak zorunda kaldılar. Körfez sermayesinin ABD'den kaçışı da Bush döneminde gerçekleşti. Bush'un Ortadoğu seferleri dertlerine derman olmadı.

Son olarak, “devasa finansal kriz” ABD'ye tarihi bir travma yaşattı. Bush yönetiminin hesabına yazılan en ağır faturalardan biri oldu, ekonomik kriz…

*

Obama başkan seçilirse, ABD'nin tüm dünyada özellikle de Ortadoğu'da daha rasyonel politikalara yönelme şansı var.

Peki, Obama -belirgin bir biçimde politik söylemine yansıyan bu 'kağıt üzerindeki' şansı hayata geçirebilir mi?

Böyle bir durumda, “Amerikan derin devletinin Obama'ya nereye kadar müsaade edeceği” hususu Washington'ın yönü açısından belirleyici olacak.

*

ABD “yeni başkanı” ile dünyada hegemonya kurmaya dayalı politikalarından vazgeçerse bundan kendisi de kazançlı çıkacaktır.

Aksi olursa, ABD kaybetmeye devam eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar