Oturunuz yerinize, kesinlikle yanlış söylüyorsunuz!?.

Dikkatinizi çekerim beni bugüne kadar tartışmada kimse yenemedi! 

 

Hukuk Fakültesindeki öğrenciliğimiz başlayalı henüz birkaç ay olmuş, liseli olmakla üniversite öğrenciliği arasında gelgitlerimiz devam ediyordu. Ne tam liseli ne de tam üniversiteli bir halimiz vardı o günlerde. Devekuşu misali, yerine göre deve yerine göre kuş. İşte bu tarihte hem hukuk derslerine hem onların hocalarına/asistanlarına, ders kitaplarına ve usluplarına, üniversite okumak için geldiğimiz şehre, daha önceden bir teşriki mesaimiz olmayan arkadaşlara ve gurbete alışmaya çalışıyordum. 

Fakülteyi kendi şehrinde okuyan sınıf arkadaşlarımızın deyişine göre biz onlara göre daha şanslı imişiz. Zira aileleri onlara halen lisenin devamını okuyor gibi davranıyorlarmış.

Medeni Hukuk ve Roma Hukuku derslerini Koçhisarlıoğlu* Hoca’dan alıyorduk. Doğrusu o tarihlerde bizim fakültede başka bir hoca var mıydı bu dersleri verecek onu da bilmiyordum ya neyse. Yahut var ise de başka dersleri anlattığı için bu dersi biz de üst sınıflar gibi aynı hocadan alıyorduk. Hoca o tarihlerde yardımcı doçent titrine sahipti ve Ankara Üniversitesi kökenliydi. 

Hocanın ders işleme metodu diğer öğretim üyelerinden oldukça farklıydı. Gıyabında bulunduğu derse göre "Mei" yad dae "Romacı" isimlendirdiğimiz hoca zamanı azami ölçüde verimli kullanıyordu. Kesinlikle 45 dakikalık dersi ne 44 ne de 46 dakika işliyordu. Ders boyunca hoca önündeki daha önceden hazırladığı notlardan okuyor ve sınıfın tamamı (bir iki arkadaş belki yazmamış olabilir, fakat çoğunluk aynı şekilde hareket ederdi) söylediklerini defterlerimize yazardık. Doğrusu zaten hoca da yazılabilecek şekilde söylerdi cümlelerini yavaş yavaş söylerdi. Nadiren de olsa cümle tekrar ettiği olurdu. 

Bu süre içerisinde 3 kez ve her birisi 1 dakikayı kesinlikle aşmayacak şekilde yazdırmaya fasıla verirdi. Bir yıl boyunca bu şekilde ders anlatılmasının benim şahit olduğum bir tek istisnasını hatırlıyorum ki bu dersten katılmadığım olmamıştır.

Koçhisarlıoğlu, Medeni Hukuk derslerinden birisinde, konu itibariyle her iki kavramın birbirinden farkını anlamamız için gerekli olduğunu düşünmüş olmalı ki sınıfa:

-“Arkadaşlar (acaba çocuklar mı diye hitap ederdi, hatırlayamadım doğrusu) **'Borçlar Kanunu 20. Maddesine göre ahlaka ve adaba mugayir sözleşmeler batıldır.', Nedir ahlak ve adab kim cevaplamak ister?”, diye bir soru yöneltti.

Bazılarının cevaplamak için ellerini kaldırdığını gördüm. İşaret ettiği bir arkadaşımız:

-“Hocam, adab düzen kurallarıdır.” , diye cevapladı sorunun birinci kısmını. 

Hoca arkadaşımıza, cevabın doğru olduğu yönünde bir el hareketle onay verdi. 

Devamla; 

-“Peki ahlak nedir, kim cevaplamak ister”?  diye sürdürdü sözlerini…

Cevaplamak isteyenler içerisinden hocam bana söz vermişti. Ben de hocanın sorusunu yanlış anlamış olmalıyım ki, 

-"Hocam ahlak da dine dayanır", dedim. Oysa soru ahlakın dayanağı nedir değil, ahlak nedir şeklinde sorulmuştu. Yukarıda dedim ya henüz bir tarafımız liseli öbür yanımız hukuk öğrencisi. Hocanın sorusunu anlamamış olmam bana sorarsanız “makul sebeplere” dayanıyordu. Yani hukuk diline yahut Türkçe’nin inceliklerine henüz yeterince vakıf değilmişiz demek ki. 

Koçhisarlıoğlu her iki elini de oturduğu yerden yukarı doğru kaldırarak, 

-“Arkadaşım söyledikleriniz kesinlikle yanlış, oturun yerinize” diye bana çıkıştı. 

Tabi bir anda bozuldum sınıfta. Hem söylediğim sözde bir yanlışlık yok, hem de hoca kusur işlemişim gibi bir el işaretiyle ve ısrarla yerime oturmam yönünde talimat veriyordu. Yapacak bir şey yoktu ve ben de oturdum yerime. 

Hoca verdiğim cevaptan dolayı fazlasıyla rahatsız olmuş olmalı ki, bir iki cümle yazdıktan sonra durdu ve bana doğru bakarak: 

-“O zaman siz Hristiyanlara ahlaksız mı demek istiyorsunuz?” dedi kızgın bir ses tonuyla…

Cevap vermek için işaretle izin istediğimde. 

-“Lütfen cevap vermeyiniz, dersimizin süresi geçiyor”, dedi.

Mecburen sükut ettim. Lakin hoca birkaç cümle yazdırdıktan sonra tekrar bana doğru bakarak oturduğu yerden ikinci sorusunu yöneltti.

-“O zamansız Yahudilere ahlaksız mı demek istiyorsunuz!?”

Bu ikinci soruya da cevap vermeme müsaade etmedi tabi ki. Lakin birkaç cümle daha yazdırdıktan sonra  üçüncü bir soru sormaya yönelince,

-“Hocam eğer cevap vermeme müsaade etmeyecekseniz, soru sormayın bana!” dedim.  Bu cümle üzerine hoca bana cevap için izin verdi.

-“Peki size göre Peygamberin dedesi yahut anne/babası ahlaksız mı? Çünkü onlar İslamın gelişinden önce yaşadılar ve öldüler?”

Soruları cevaplamak için oturduğum yerden ayağa kalkıp; 

-“Hocam, Hristiyanlar neden ahlaksız olsun. Onların da Hristiyan ahlakı vardır. Aynı şekilde Yahudilerin de Yahudi ahlakı vardır.”, dedim. 

-“Peygamberin dedesi, anne ve babası da İslam'dan önce yaşadıkları için Hanif dini üzere idiler ve onlarda bu dinin ahlakına sahiptiler”, diye cevap verdim.  

Yanımda oturan arkadaşlar, "Sezai lütfen otur, hoca ile tartışman senin aleyhine olur” diyorlar, sıraya oturmam için işaretle ısrar ediyorlardı.  Ama olan olmuş bir kere ok yaydan çıkmıştı. Soruları cevaplamadan yerime oturmayı da kendime yediremiyordum doğrusu…

Hoca bu arada, bana kendisinden hiç beklemediğim şekilde soru yerine farklı bir cümle söyledi.  

-“Dikkatinizi çekerim, bugüne kadar beni hiçbir tartışmada kimse yenememiştir”, diyordu. Tabi ben bu cümleyi duyarda geri kalır mıyım. 

Bense hocayla tartışmanın heyecanıyla ve haddimi bilmeden birkaç aylık hukuk öğrenciliğime bakmadan bildiklerimi söylemekten de sakınmıyordum.

-“Hocam beni de bu güne kadar tartışmada hiç kimse yenemedi.", dedim. Tabi artık o yaydan çıkmıştı bir kere ve dönüşü olmayan yola girmiştik. Sonrasında devam ediyordum sözlerime …

-“Ben ahlak sadece İslam'a dayanır demedim ki, her dinin kendi ahlakı vardır. Hristiyan ahlakı, Yahudi ahlakı ve İslam ahlakı gibi”

Hoca bu kezde beklemediğim yerden bir soru yöneltiyordu bana:

-“Peki siz o zaman dinsizlere ahlaksız mı diyorsunuz”, şeklideki son soruya artık sabrım ve başkaca cevabım kalmadığı için. 

-“Dinsizin nesi kalmış ki ahlakı olsun”, dedim. 

-“Kesinlikle yanlış söylüyorsunuz oturun yerinize”, şeklindeki cevaptan sonra mecburen sırama oturdum. Yalnız beş dakika kadar sonra söz isteyip bir düzeltme yapacağımı ifade ettim hocaya. Hoca düzeltme ifadesini işitince hemen bana söz verdi tabi. 

-“Hocam biraz önce dinsizlerin ahlakı olmaz demiştim. Şimdi düşündüm de, din bir yönüyle dünya görüşüdür. Dinsizlik de bir dünya görüşü olduğuna göre, dinsizlerin de ahlakı olabilir”, dedim. Hoca bu söze kısmen de olsa memnun oldu. 

Bu ders bittiğinde bir taraftan yakın arkadaşlarımın hoca ile tartışmamın doğru olmadığı yönündeki ikazlarını dinliyor diğer taraftan onlara cevap yetiştiriyordum.

Tabiatımda muteriz bir yön her zaman olduğu için onca sınıf arkadaşımın içerisinde, hocanın sözlerine karşı  durmamın doğru olduğuna dair fikrime arkadaşlarımı iknaya çalışıyorum. 

Bir sonraki hafta her nasılsa medeni hukuk dersine katılamadım. Hoca bir soru yöneltmiş sınıfa ve cevap vermek isteyenlere bakıp:

-“Bu soruya da geçen hafta tartıştığımız, pardon konuştuğumuz arkadaş cevap versin”, diyerek benim cevaplamamı istemiş. 

Sınıftakiler, hocam o arkadaş şu anda derste değil demişler.

Şimdi biz hocayla tartıştık mı yoksa konuştuk mu anlayamadım doğrusu!?

...

* Prof. Dr. Cengiz Koçhisarlıoğlu,

**818 sayılı Borçlar Kanunu

Madde 20 – “Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır. “

 

Bu yazı toplam 1376 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.