Sövünce mi, övünce mi?

Dün sabah...

Sağa sola bakarken...

Bir ara da Anadolu Ajansı’nın ‘bugün neler olacak’ başlıklı ajandasına göz attım.

Altıncı sırada şunlar vardı...

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın temasları... Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Miliband’la Başbakanlık Merkez Bina’daki makamında görüşecek.

Miliband, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı yapılacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere Dışişleri Bakanı Davit Miliband’ı Başbakanlık Resmi Konutu’nda kabul edecek.’

Dünkü bu temasları, bugünkü gazetelerin ilk sayfalarında ne kadar bulacağım, çok merak ediyorum...

* * *

David Miliband, Türkiye’nin AB üye adaylığının 2009 sonuna dek Kıbrıs çerçevesinde gözden geçirilecek olması münasebetiyle önce Yunanistan’a gitti, ardından ‘çalışma ziyareti’ için 36 saatliğine Türkiye’ye geldi.

Ankara ise Kıbrıs’ta çözümün AB açısından Türkiye’ye getireceklerini tartışıyor.

Ben bir yandan bu ziyareti çok yakından izlemeye çalışıyorum, bir yandan da bizim medyanın AB konusundaki ‘olumlu’ ve ‘Türkiye’ye övgü dolu sözleri’ yansıtma konusundaki ‘cimriliğine’ şaşıyorum.

Türkiye’ye yönelik eleştiriler ya da gariplikler büyürken, pozitif yaklaşımlar silinip gidiyor...

* * *

Miliband’ın Yunanistan’daki temaslarını izlemediğimiz gibi, Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni’nin ‘Türkiye’nin AB üyeliğine tam destek veren mesajlarına’ da aldırmadık.

Tabii Miliband’ın manşetlik sözleri de güme gitmekte...

Miliband, kararlılık, açıklık, vizyon ve cesaretin AB üyeliğinin gerektirdiği unsurlar olduğunu...

Ve tüm bu unsurlara Türkiye’nin sahip olduğunu kaydediyor.

Ayrıca...

İngiltere’nin Türkiye’nin AB müzakere sürecine ve üyeliğine desteğinin devam edeceğini söyleyip, hem ulusal çıkarlarının, hem de AB’nin geleceğinin bir parçası olarak, Türkiye’nin AB üyeliğinin önemli olduğunu vurguluyor.

* * *

Bir başka şaşırdığım gelişme de...

1 Temmuz’dan itibaren AB dönem başkanlığını üstlenecek olan İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in, Fransız Le Figaro Gazetesi’ne Türkiye hakkında söylediği çok önemli tespitleri omuz silkerek karşılamamız oldu.

Üstelik Carl Bildt herhangi bir bakan da değil...

Muhafazakár Liberal ‘Moderate Party’ başkanlığını da bir dönem yürüten Bildt, Balkan ülkelerindeki krizlerde (Bosna, Yugoslavya vs) birçok defa Avrupa Birliği veya Birleşmiş Milletler adına görev yaptı...

Kimsenin bırakın manşeti, ilk sayfa, hatta arkalarda bile görmediği bu röportaja ‘ikincigrup.com’ sitesinde rastladım. Metni tümüyle tercüme edip, manşete almışlardı.

* * *

Bildt’in kimi söylediklerini size aktarayım:

‘Evet. Kesinlikle. Türkiye’nin Avrupa’ya yönelmesi, Avrupa’nın ön plandaki stratejik menfaatleri gereğidir. Eğer Türkiye’ye kapımızı kapalı tutarsak, milliyetçi güçlerin başka istikametlerde gelişmesine yol açarız; bu da tüm dünyaya ‘negatif’ bir sinyalin gönderilmesi olur.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ekonomik ve demografik dinamizmine ihtiyacımız var. Avrupa, Türkiye sayesinde, İslam dünyasıyla barışma şansını çoğaltmaktadır. Ayrıca, Suriye karşısında bulunan Kıbrıs’ı Avrupa’da farz ediyorsak, Türkiye’nin Avrupa’da olmadığını iddia etmek zordur.’

* * *

Türkiye’nin yıllardır yapamadığını, bir TIR şoförü vatandaşımızın yaparak, ‘dolanım hakkı’ konusunda çok önemli mesafeler almamıza yardımcı olması da yok sayıldı...

Ama şu andaki Avrupa Parlamentosu seçimleri için Sarkozy ve Merkel iç politikaya yönelik sığ ve ilkel açıklamalar yaptığında davul çalıyoruz.

Yunanistan...

İngiltere...

Temmuz’da dönem başkanı olacak olan İsveç...

Son üç gündür Türkiye’ye yönelik inanılmaz olumlu açıklamalar yapıyorlar ama çıt yok...

Garip değil mi?

* * *

Övgülere aldırmayıp...

Gerçek olmayan, sığ ve kaba çıkarcılık kokan iddialara böylesine duyarlı olmak normal mi?

AB için objektif olunacak ise, ‘olumlu’ mesajlara da kulak vermek gerekir...

Bu yapılmadığında, korkarım aramızdaki kimileri Sarkozy ve Merkel üzerinden kendi arzularını yansıtmakta...

Önceki ve Sonraki Yazılar