SREBRENİTCA 1995: İnsan Kim ve İnsan Nerede? (1)

Srebrenitsa Soykırımı; İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçti. Avrupa’nın göbeğinde bir İslam Beldesi olan Bosna Hersek’te Sırpların yaptığı katliam, soykırım derecesine ulaştı. Srebrenitsa’da yaşanan acı olayda 8372 silahsız ve sivil masum Boşnak katledildi.

Aslında Bosna-Hersek’in her yerinde saldırı, 1992 güzünde başlamıştı. Özellikle Podrinje Bölgesinde çok ama çok ciddiydi. Bosna’ya yönelik saldırganlık, Zvornik, Visegrad ve Foça’nın ve Podrinje’nin boydan boya işgali ile devam etti.

Srebrenitca ile Zepa 1995’e kadar Bosna halkı elinde tutabilmiş, olmaları küçük bir mucizeydi.

İlk direniş halkın cesareti vatan severlikle bazı savunma hazırlıkları sayesinde olmuştu. Çünkü düzenli bir ordu yoktu, Daha sonra oluşan  direniş Bosna-Hersek Ordusu tarafından üstlenilmiş olduğunu bilmek gerekmektedir.

Srebrenitca yönelik saldırı 6 Temmuz’da başladı. Fakat ilk başta o da önceki bütün o sınırlı çaptaki saldırıları andırıyordu. Bunun Srebrenitca kasabasına kitlesel bir saldırı olduğunu sonucuna 8-9 Temmuz’da anlamıştı. NATO hava kuvvetleri tarafından harekat yapılması, Aliya İzzetbegoviç tarafından talep edildi ancak güvenli sahanın çiğnenmeyeceğine inanılıyordu.

7 Temmuz’da Bosnalı Sırplar Srebrenica’daki Hollanda askeri gözlemci noktalarından birine saldırdılar ve 55 Hollandalı askeri rehin aldılar. Uluslararası topluluk, rehineleri kurtarmak için hava saldırıları düzenlemeyi reddetti ve aslında Srebrenitca fiilen kurban edilmiş oldu.

Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Muhammed Sacirbegovic ile birlikte adeta çırpınıyor, dünya liderlerine mektuplar gönderiyor. Her bir mektubunda şu nazik ve kibar cümleler yer alıyordu:

“Sayın Başkan-Başkanlar lütfen hala acımasız saldırılara maruz durumdayız, bombardıman sonucu halk kasabayı terk etmiş ve kitleler halinde çevredeki ormanlara sığınmakta… Talebim hasta yaşlı kadın Çocukların güvenli bir şekilde tahliye edilmeleridir.”

Srebrenitca ve Zepa’da durumlar hiç iyi değildi, Zepa’nın Komutanı  Albay Avdo Palic ve Belediye Başkanı Mehmed Hajric o trajik günlerde bu iki gerçek kahraman hakkında daha fazla bir şey öğrenilemedi çünkü Mladic ile pazarlık yapmaya barış için gittiklerinde bir daha geri dönemediler.

Ahlaki bir felaket olarak nitelendiriliyordu, o günlerde bir Alman gazetesi (Westdeutsebe Zeıtung) şunu yazıyordu: “katiller, insanları yurtlarından çıkaranlar ve tecavüzcüler kazandı.”

Aliya’nın hatıratlarını okuduğunuzda; “savaştan tiksindim: yine de 50 yıl önceki savaşı bütün berraklığı ile hatırlıyorum. Bu savaş Yugoslavya’yı silip süpürdüğünde 16 yaşındaydım. Açlık, bombalama, mülteciler ve savaşın acımasızlığını hatırlıyorum. Bu konuda 2. Dünya Savaşını yalnızca kitaplarda bilen genç dost ve arkadaşlarımın birçoğundan farklı bir tecrübem var.” diyordu.

Mümkünse müzakere et, zorunluysa savaş bu tutunduğum ya da daha iyi bir ifadeyle, halihazırdaki şartlarda tutunmak zorunda olduğum ilkeydi…

“Bugün ise Bosna Hersek için Srebrenitca, Zepa ve tüm diğer bölgeler için, Allah şahittir ki bu savaştan kaçınmak için ve savaş söz konusu olduğunda barışa ulaşmak için her şeyi yaptık. Dünya bize fazla bir seçim bırakmadı, inanıyorum ki: başımızı eğmeyeceğimizi, özgürlük ve onur için mücadele riskini kabul edeceğimizi söylediğimde duygularınızı düşüncelerinizi dile getiriyorum. Korkmayınız, şüphe duymayınız çünkü hayatta kalmak ve özgürlük için mücadele eden bir halk, eğer haklı mücadele içindeyse kaybetmez.” diyordu, Aliya.

Bosna-Hersek Genel Kurmay Başkanı Sefer Haliloviç tarafından Srebrenitca ve Zepa askerden arındırılması antlaşması imzalanmıştı:

Nisan 1993 tarihli ve 819-824 sayılı BM güvenlik konseyi kararları ile güvenli bölge ilan edilmiş Srebrenitca ve Zepa’yı koruyacağı konusunda sağlam bir kanaat oluşturulmuştu, en önemlisi Srebrenitca halkı da buna inanıyordu, inandırılmıştı. 1995 Yazında bu umuda ihanet edildi.

Bosna’nın bir çok bölgesi ateş hattında baskı zulüm ölüm sesleri yükselirken… Silah ambargosu uygulanıyordu, Boşnaklar ne zaman silah ambargosunun kalkması gerektiğini söyleseler BM UNPROFOR  askerlerin geri çekileceği ile Boşnakları tehdit ediliyordu. Çetniklerin kasabayı ele geçireceği baskı yapacaklarını ve bu trajediden Boşnaklar doğrudan doğruya sorumlu olacakları yüksek sele dillendiriliyor açıklamalar yapılıyordu.

O tarihte 13 ülkenin askerlerinden oluşan UNPROFOR görünüşte tek bir komuta altındaydı.

Boşnak askerlerden vatanını müdafaa edecek gönüllü halk Srebrenitca’da varsa yoksa küçük silahlardan daha önce  arındırılmıştı.

Naser Oriç komutasında bir devlet delegasyonu gönderilmek istense de Srebrenitca’ya UNPROFOR tarafından kesinlikle kente sokulmuyordu, kente giriş mümkün değildi.

Kentin içinde şartlar zorlaşıyor, yaşam her geçen gün daha çetin bir hal alıyordu. Zaman zaman gıda tükeniyor, halk birbirinden çalıyor ya da dileniyor, zatürre ve kötü beslenmeden dolayı her gün 20-30 kişi ölüyor. 100-200 civarında ağır hastalıklar baş gösteriyordu, verem vakaları görülüyor, ilaç, gıda v.b. temel ihtiyaç maddeleri hiçbir şey kentte sokulmuyordu, Durum bu denli ciddiydi. Adeta bir kent ölüm sessizliğine böylece itiliyor bırakılıyor, Boşnak halkına yönelik tehdit sürüyordu.

Dış dünya ile ilişkisi kesilmiş olması o spesifik sendromun bir sonucu olarak Srebrenitca’da kavgalar, karşılıklı suçlamalar hatta cinayetler baş gösteren gerginliğe zemini, açık ve hazır hale getiriyordu.

srebre.jpg

O günleri yeniden hatırlarken Anna Ahmetova’nın şiiri geliyor insanın aklına. Hani Stalin kampında öldürülen oğluna yazdığı şiir:   

“On yedi aydır feryat ediyor,

Seni eve çağırıyorum.

Celladının ayaklarına da kapandım,

Sen hem oğlum hem de felaketimsin.

Her şey sonsuz bir kargaşa içinde

Ve ben kimin hayvan, kimin insan Olduğunu artık çözemez oldum.

İnfazını bekleyişim daha ne kadar sürecek, öngöremiyorum.

Görkemli çiçekler etrafta, çan sesleri ve hiçbir yere uzanan ayak izleri.

Koskoca bir yıldız, gözlerimin içine bakarak, yakın bir ölümü vaat etmekte.”

Evet kimin hayvan kimin insan olduğu çözülemeyen bir durumdu Srebrenitca’da.

9 Temmuz’da Aliya İzzetbegoviç, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’a acil mesaj yolladı ve Srebrenitca’daki durum hakkında Clinton’u uluslararası topluluğu harekete geçirmeye çağırıyordu: 

“Güvenlik Konseyi’nin 824 sayılı kararı ile BM Srebrenitca’yı güvenli bölge ilan etti. O aynı zamanda UNPROFOR ile yapılan anlaşma uyarınca 1993’te askerlerden arındırılmış bölgeydi. Bu gerçeklere rağmen Srebrenitca bombardımana maruz bırakıldı ancak dün Sırp saldırganlar mekanize piyade güçleri ile birlikte yürüttüğü genel bir saldırı başlatıldı. Bu bölgede sayıları pek az olan UNPROFOR askerleri, kasabayı bu saldırılardan korumak için gerekli iradeye de kapasiteye de sahip değillerdi. Çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 60 binden fazla sivilin hayatı ölümcül bir tehlike altındadır.

Lütfen, BM güvenli sahasına yönelik taahhütlerini yerine getirmesi konusunda Srebrenitca’nın sivil halkına yönelik terör ve soykırım fiilerinin önlenmesi için uluslararası topluluk üzerindeki nüfuzunuzu kullanın. Sizden acil eylem kararı almanızı rica ediyorum.”

Aliya devamla diyor ki:

“Genaral Rupert Smith Zenica’ya gitmek için yola çıktığımda, beni aradı Sırp mevzilerine yönelik, NATO Hava saldırılarının başlayacağı emrinin nihayet verildiğini ve gecikme olmaksızın başlayacağını bildirdi. Ancak onun üstünde biri bunu engelledi General Janvier veya Kashi ve hatta BM Genel Sekreteri Butros Gali...

Srebrenitca krizinde NATO uçakları İtalya’dan havalandıkları fakat yolun yarısından geri döndükleri artık tüm açıklığı ile biliniyordu.

General Smith’den gelen haber ile harekatın haberi ile rahatlamış hissettim kendimi, ancak teyakkuz halinde rapor beklerken,11 Temmuz akşam üstü geç saatlerde Mladiç ve askerlerinin kasabaya girmiş olduğu fakat bunu herhangi bir NATO harekatının izlemediğini yönünde haberler gelmeye başlayınca kendimi aldatılmış hissettim ve bu maalesef ilk değildi.”

Aliya İzzetbegoviç’in taleplerim açık ve anlaşılırdı.

BM ve Nato’yu güç kullanmaya, eğer bunu yapmaya muktedir değil ise ya da bunu istemiyorlarsa, bize açıkça bildirmelerini istiyoruz.

Güvenli bölgenin etrafında düşmandan kaçmakta olan nüfusa çadır, gıda ve tıbbı malzeme sağlamak, havadan atmak dahil eldeki tüm vasıtaların kullanılması buna hastaların yaralı sivillerin bakımı eğer bunu yapmaya muktedir değil ya da istemiyorlarsa açıkça söylemeleri son olarak onlardan gelecek olumsuz cevap uluslararası mecrada gücün meşrulaştırılması açıkça onayladıkları soykırımı bir oldu bitti olarak kabul ettikleri savaş suçlularını eşit ortaklık olarak kabul ettiklerini gösterecektir.

Srebrenitca’da 20.000 civarında kadın ve çocuk otobüslerle tahliye edildi. Dünya uydu görüntüleri sayesinde katliamın esirlere ve sivillere masum insanlara karşı sürdüğünü, yapıldığını açıkça görüyordu. Uluslararası  Kızılhaç Komitesi sadece katliamın ilk dört gününde sivil ve asker 7.079 kişinin öldürüldüğü sonucuna ulaştı bu nihai rakam değildi.

Aralık 1995’te BM genel sekreteri Kofi Annan Srebrenitca raporunu açıkladı: Rapor pişmanlık dolu bir dille yazılmıştı. Uluslararası faktörler trajedinin sorumluluklarını kabul ediyorlardı, trajedinin tüm detayı 2020 yılına gelindiğinde dahi halen açıklanmamış tam olarak belirtilmemiştir. Muamma olarak kalan birçok konu bulunmaktaydı, suçlular, sessiz kalan devletler yöneticiler açısından…. Neyse ki ahiret var hiçbir şey burada kalmayacak, Allah bir gün bunun hesabını zalime amansız bir şekilde soracak.

Dünyanın Srebrenitca pasifliğinden cesaret alan zalimlerin zulmünden kurtulamayacağı gerçeğini de tabi ki, unutmamalıyız.

Zaman geçtikçe Srebrenitca’da yaşanan insanlık tarihinin en utanç verici katliamlarından biriydi. Aradan geçen 25 yıla rağmen katliama duyulan öfke ve yaşananlara ilgi azalmadı, bilakis arttı. Srebrenitca unutulmadı, unutulmayacak. Yazımıza Aliya İzzetbegoviç’in şu önemli mesajı ile nokta koyalım:

“Size intikam peşinde koşun demiyorum sadece adalet aramalısınız, intikam sonu gelmez kötülüklere kapı aralamaktadır. Geçmişte kalmadan geçmişi de unutmadan yaşamalıyız. Unutulan soykırımlar tekrarlanır.”

Ahmet SERT, Uluslararası Aliya Düşünce Derneği Başkanı

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.