Türkiye’nin çözüm bekleyen yargı sorunu!

Yıl 2006, Ankara Rüzgarı adını taşıyan bir televizyon programı. Gazeteci Mustafa Balbay, Agos gazetesi yazarı Baskın Oran’ı eleştiriyor.
Eleştirirken ölçüyü kaçırıyor.
Baskın Hoca’yı Türkiye’nin bölünmesine katkı sağlamakla, bunun için de yabancı devletlerden para almakla, yani ‘satılmışlık’la suçluyor.
Baskın Hoca mahkemeye gidiyor, Balbay hakkında açtığı manevi tazminat davasını kazanıyor.
Mahkumiyet Yargıtay’dan dönüyor. Dördüncü Hukuk Dairesi bu yakınlarda Balbay’ın mahkumiyetini bozuyor.
Üstelik ‘oy birliği’yle...
Gerekçeli karardan:
“Dosya içeriğinden davacının, Agos gazetesinde Ermeni sorunu hakkında yazılar yazdığı, yurtdışında akademik çalışmalar yürüttüğü anlaşılmaktadır... Agos gazetesinde yayınlanan yazılara tepki olarak ve gündeme uygun biçimde yapılmış bir konuşmanın (...) davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılmaktadır.”
Lütfen, birazcık düşünün. Biri çıkıp Baskın Oran için diyor ki:
“Türkiye’nin parçalanmasına çalışıyor ve bunun için de yabancı devletlerden para alıyor.”
Alenen ‘satılmış’ diyor Baskın Hoca için. İlgili mahkemeden mahkumiyet kararı çıkıyor. Ama Yargıtay bozuyor, üstelik oybirliğiyle.
Gerekçesi ne?
Hoca’nın Agos’ta yazması... Ermeni meselesiyle uğraşması...
Bir başka deyişle:
1915’le ilgili olarak devletin sevmediği görüşleri yazıp çizmesi...
Baskın Hoca madem Ermenileri, 1915’i kendine dert edinmiş, o zaman kendisine iftira da revadır, hakaret de...
Madem Baskın Hoca, bu hassas konularda ‘resmi görüş’e aykırı fikirler beyan edebilmektedir, o zaman Hoca’nın kişilik haklarına saldırı da hoşgörülür, satılmışlık suçlaması da...
Gerekçenin özeti budur. Yazık değil mi?.. Ayıp değil mi?..
Böylesine kararlar uzun yıllardır Türkiye’de nasıl bir milliyetçilik ortamını tetikliyor, hâlâ farkında değil miyiz?
Katillerin vatansever muamelesi görebildiği, Ogün Samast’ların kahraman ilan edilebildiği, Mehmet Ali Ağca’ların hapishane çıkışlarında milli kahraman gibi karşılanabildiği milliyetçi ortamların nasıl oluştuğunu anlamakta hâlâ âciz mi kalıyoruz?
El insaf!
Bundan yıllar önce 1948’de, Türk hikayeciliğinin yüz akı Sabahattin Ali’ye kıyan katil, mahkemede “milli hislerinin galeyana geldiği”ni, ama içinin rahat olduğunu, çünkü bir Komünisti öldürmekle “vatani bir vazife” yaptığına inandığını söylemişti.
Bundan 60 yıl sonra, 2007’de Hrant Dink’e kıyan Ogün Samast da, cinayet sonrası elinde Türk bayrağı, arkasında Atatürk fotoğrafı emniyette poz verirken aynı şeyi söylemişti, milli hislerinin galeyana geldiğini...
Ogün Samast’ın bu fotoğrafı birkaç gün önce Agos gazetesinin -tecavüze uğrayan- web sitesinde ansızın sahne aldı, altında şöyle bir tehditle:
“Bizim istediğimiz gibi olmazsanız, yeni Ogün Samastlar, yeni Hrant Dinkler olacaktır!”
Dahası var.
Ogün Samast’lara televizyonda oynayan klipleriyle, türküleriyle methiye düzenleri kaç kez eleştiren Perihan Mağden, kaç kez hapis cezasına mahkum ediliyor da, haber bile olmuyor.
Yazık!
Baskın Hoca’yla ilgili Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi’nin kararı beni böylesine duygu ve düşüncelere sürükledi.
Biliyorum, hiçbiri yeni değil, hep aynı film...
Ancak, siyasal cinayetlerin üstüne sır perdelerinin örtüldüğü, katillerin kahraman muamelesi gördüğü, tetikçilerin arkasındaki çarkların karanlıkta kaldığı bir ülkede yaşamak istemiyorsak, şunun altını bir kez daha kalın olarak çizelim:
Bu ülkenin uzun yıllardır çözülmeyi bekleyen çok ciddi bir yargı sorunu vardır. Bu sorun çözülmeden Türkiye’de demokrasi ve hukukun üstünlüğü yerli yerine oturmaz.
DİPNOT:
Yarın da yargı sorunu bu köşede devam edecek. Bu kez, Erzurum ve Ankara’da , HSYK’da yaşananlarla ilgili olarak.

Önceki ve Sonraki Yazılar