Yağmacılar Siz Birer Esfeli Safilinsiniz…

Yağmacılar Siz Birer Esfeli Safilinsiniz…

 

Son seksen yılın en büyük yağışı.

Her yeri sel almış götürmüş.

Bağırışlar çığırışlar.

Korkuyla bakan gözler.

İbretlik sahneler.

Birileri suçlu. Zamanında önlemler alınmamış. Herkes birbirini suçlayacak elbette. Kimse suç altından kürk alsa üstüne almaz.

Her şeyin başın rant. Rant girdi mertlik bozuldu. Kimse, kimseyi tanımaz oldu.

Oğul bile babayı tanımıyor artık. En son örneğini Huzur Giyim’in sahiplerinde gördük.

Büyükbaşlar için önemli olan okkalı rantlardır. Anasını bile tanımaz ki sıradan insanları niye tanısın.

Şimdi asıl konumuza dönelim?

Zamanında sel felaketi olan yerler neden imara açıldı? Bundan dolayı kimler faydalandı?

Öncelikle bu sorunu cevabını aramalıyız.

Daha sonra da halk nasıl bu hale geldi? Bu da sorgulanmalı.

Böyle bir hale nasıl geldik? Hangi süreçlerden geçtik?

Bu necip millet bir zamanlar kendi dükkânını kapatmazdı öylece namaza giderdi.

Kul hakkını hiçbir zaman yemezlerdi. Kul hakkı geçmesin diye ne çareler arardı.

Ama şimdi ekranlarda görüyoruz; işine yarasın yaramasın, ne varsa alıp götürüyorlar ve utanmadan da onu hemen oracıkta satmaya çalışıyorlar.

Ne büyük bir ahlâksızlık!

Ne büyük utanmazlık

Ne dehşet verici sahneler!

Ne büyük hakyiyicilik!

Ne büyük felâket!

Sel felâketin bile büyük bir felaket;  ahlak erozyonu.

Nereden nereye?

Bu necip Türk milleti maneviyattan sıyrılıp sadece maddiyatçı mı olacaktı?

Hiçbir şeyden ibret alamayacak mıyız? Büyük bir felaket yaşanırken biz yağmanın peşindeyiz.

Büyük yazar Vehbi Vakkasoğlu Hocamızın Osmanlı İnsanı adlı kitabından size bir bölüm sunacağım. Bu bölümü okuyunca ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız.

İşte biz böyle bir necip millettik. Öyle bir milleten ne hallere geldik. Ve bunun sonu nereye varacak?

Fazla uzatmadan o hikâyeyi ve hikayenin sonunda Vehbi Vakkasoğlu Hocamızın tavsiyesini okuyalım ve okuduktan sonra iyice düşünelim, olur mu dostlar?

 

Bu Diyardan Göçülmez”


Ermeni zengin Şellefyan, gençlik arkadaşı Diyarbakırlı Hasan Ağa’ya, istediği zaman ödemek şartıyla otuz altın vermiştir. Hasan Ağa epey bir zaman bu borcunu ödeyemez. Durumu düzelip borcunu ödeyeceği zaman da Şellefyan’a ulaşamaz. Çünkü gençlik arkadaşı çok zenginleşmiş, İstanbul’da yaşamaya başlamış, uluslararası iş yapan bir tüccar olmuş ve aradan geçen uzun yıllara rağmen, ne Diyarbakır’a dönmüş, ne de Hasan Ağa’yı aramıştır.

Hasan Ağa, Şellefyan’la buluşmaktan ümidini keser ve borcunu ödemek maksadıyla düşer İstanbul yollarına… İstanbul’da da az aramaz ama sonunda Şellefyan’ı bulur. Muhteşem köşkünün bahçesinde buluşur eski arkadaşıyla. Hal hatır faslından sonra, Hasan Ağa bahçeye yığılmış denkleri sorar:

- Bunlar nedir, geliyor mu, gidiyor mu? Yoksa evini de ticarethane mi yaptın?

- Hayır, der Şellefyan, Ben on beş güne kadar Amerika’ya göçüyorum. Bu yüzden, bu eşyaların bir kısmını dosta ahbaba verdim, bir kısmını da sattım.

Hasan Ağa, oturduğu yerden heyecanla fırlar, kuşağının içindeki altın torbasını büyük bir telaşla çıkarıp, o denklerden birinin üzerine savurur. Ve bağırır:

- Ulan Şellafyan! Al şu altınları! Az daha beni kul hakkına sokacaktın! Bunca yıl sonra, İstanbul’da zor buldum seni, taaa Amerika’da bulmaya ömrüm mü yeterdi? Allah yüzüme baktı da seni burada bulabildim!

Şellefyan, Hasan Ağa’nın bir eşya yığınının üzerine fırlattığı altın torbasına nemli gözlerle baktı, baktı… ve dedi ki:

- Hasan Ağa! Senin gibi dürüst ve emin insanların yaşadığı bir ülkeden göçülmez be!
Sonra da köşkün bahçesine hala kocaman denkler taşıyan adamlarına seslenir:

- Çözün denkleri! Ben artık buralıyım!

Osmanlı’nın son döneminde dahi, bu faziletin binlerce örneği vardır. Osmanlı, malın, canın, namusun emanet edilebileceği bu sapasağlam, dürüst ve emin insanlarla güç kazandı. Bu, Sahabe misali insanlar azaldıkça da toplum kan kaybetti, zayıfladı ve nihayet çöktü.

Şimdi yeniden, düştüğümüz yerden kalkmanın zamanıdır.

Çözüm, güvenilir Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) güvenilir ümmeti olmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
17 Yorum