Bilgin ERDOĞAN

Bilgin ERDOĞAN

Yahweist bir mahkumla söyleşi

Yahweist bir mahkumla söyleşi​

Teslis doktrinine inanmayan bir Hristiyan grup olan “Yahweh Evi” isimli  ekol ,sayıları çok olmasa da teslisci Hristiyanların  heretik kabul ederek  tıpkı Üniteryenler veya Yehova Şahitleri  gibi dışladıkları  bir dini  grup. Her ne kadar İsa’ya iman etseler dahi kendilerini  Hristiyan olarak isimlendirmiyorlar. Bu grup dini pratikler konusunda Ahd-i Atike bağlı olmakla beraber İsa’yı tanrı oğlu değil tek tanrı olan Yahweh’nin kulu ve peygamberi olarak kabul ederler. Domuz eti yemezler ve mabedlerinde teslis doktrinini sembolize eden Hac simgesinin bulunmasına müsaade etmezler. İşte bu tür mahkumlar tek tanrı inancında müşterek düşünüyor olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek beni diğer Hristiyan rahiplerden daha fazla kendilerine yakın gördüklerinden konuşmayı ve dertleşmeyi tercih ediyorlar.

Bu ekolden bem beyaz saçlı , uzun sakallı  ve renkli gözlü adeta resimlerdeki Noel Baba figürüne benzeyen yaşlı bir mahkumla konuşuyorum. Kendisi uzun yıllar Vietnamda savaşmış. Evlendikten sonra eşi vefat etmiş ve beş yaşındaki kızıyla kalmış. Savaş için Vietnama gittiğinde küçük kızını annesine emanet etmiş.  Kendisi o cephede uzun yıllar bulunmuş. Lakin o yıllarda küçük kızı bir arkadaşı tarafından tecavüze uğramış. Kızın anne annesi ne yapacağını bilememiş. Bunu babasına söylemek istemiş lakin çekinmiş. Yıllar sonra cepheden döndüğünde kızının tuhaf hallerinden şüphelenen baba durumu öğrenmiş. Bu acı gerçeği öğrenir öğrenmez minik kızını kirleten o arkadaşını öldürmüş.Kız büyümüş lakin o travmanın etkisiyle olsa gerek hiç kimseyle evlenememiş.Söylediğine göre avukatları  Vietnamda savaşmış olduğu için psikolojikmen yıprandığı iddiasıyla cinayeti müebbed olmaktan 10-20 yıl gibi bir süreye indirebileceklerini söyledikleri halde o bunu dahi kabul etmemiş.Yıllar evvel tanıştığım bu ihtiyar mahkumla aramızda şöyle bir diyalog geçmişti.

-            Bu dünyada sana en acı veren şey nedir?

-            Arkadaşın tarafından ihanete uğramak. Zaten ben onun için burdayım.

-            Şu an olsa yine onu öldürürmüydün?

-            Bilmiyorum ama öldürmesem dahi affetmezdim. Hiç bir baba affetmez zaten.

-            Elbette haklısın. Ssanırım Hristiyanlıkta da aynı biz buna imtihan diyoruz.

-            Ben zaten Yahweh ekolündenim İslam ile aramızda çok benzerlikler var.

-            Öyle mi? Yahweh ekolü teslis akidesini kabul etmez sen de etmiyorsun dolayısıyla.

-            Elbette Yahweh tektir ondan başka tanrı yoktur. Yaşhua  (isa) Yahweh’nin elçisidir.

-            Sizin Allah ve peygamber tasavvurunuzla bizim ki aynı.

-            Burdaki müslüman arkadaşlardan biliyorum bende tıpkı sizler gibi domuz yemiyorum.

-            Siz daha çok Ahdi Atike göre dini bir hayat yaşıyorsunuz.

-            Öyle de diyebiliriz ancak Ahdi Cediti de kabul ediyoruz.

-            Bizimki ise Son Ahid yani Kur’an. Lakin sizin Allah ve peygamber tasavvurunuz bizimkinin aynısı İslami araştırma imkanın oldu mu?

-            Biraz okudum kendime yakın buldum.

-            Niçin Yahweh olmayı tercih ettin? Amerika daha çok Babtist ve hatta Katolik bu çevrede çok.

-            Ben Yahweh ekolündenim. Ailemde öyle. Zaten asla Katolik olamazdım. Papazlardan nefret ediyorum.

-            Niçin nefret ediyorsun?

-            Onlarla ilgili çıkan skandallar çok rahatsız edici.

-            Bu konuda sana katılmakla beraber itiraz hakkımıda kullanmak isterim. Her inancın içinde bozuk tipler olur. Yahweh ekülü içinde de olabilir. Bir inancı kabul veya reddimiz daha çok inanç temelleri üzerinden olmalı.

-            Kesinlikle haklısın çünki benim kızımı askerdeyken kirleten ve hayatımı mahveden o adam da Katolik değildi. Her cemiyetin içinde iyiler ve kötüler var.

-            Unutma ki Musa da Firavunlar sarayında büyüdü. Firavun’un eşi Asiye saliha bir kadındı. Nuh peygamberin oğlu Kenan babasının gemisine binmedi. İbrahim’in ise babası Azerdi.

-            Haklısın bunları biliyordum ama bu pencereden hiç bakmamıştım.

-            Aslında nasıl ki her cemiyetin içinde iyiler ve kötüler var bizim içinde aynı şey geçerli. Bizimde iç dünyamızda bir savaş var. İyilikler ve kötülükler. Tıpkı kavgaya tutuşan iki kurt gibi. Onlar sürekli kavga halindeler. Hangisini amellerimizle  beşlersek o galip gelir.

-            Her insanın içinde iyilik var mı sence? Ben bazılarında göremiyorum.

-            İngilizceye inkar diye çevirdiğimiz “küfr” kavramı aslında linguistik olarak örtmek anlamına gelir. Allah insan doğasını temiz olarak yarattı ama insan işte o içindeki  güzellikleri kendi tercihiyle örter bazen.

-            Bunu anlamadım biraz açarmısın?

-            Mesela insan bir kötülük işlemek istediği zaman içindeki vicdanı : Dur Yapma ! der. Lakin insan o duygusunu yönetmez ve o kötülüğü irtikap etmiş olur.

-            Aynen öyle olur haklısın.

-            Oysa ki duygular yönetilmek içindir. İnsan duygularının sahibi olmalıdır. Duygular insanın sahibi olursa bu felaket olur. Bireylerden toplumlara içinde yaşadığımız sorunlar bundan ibaret. Duygularımızın kölesiyiz. Tüm mesele aslında insanın kendisini terbiye etmesi.

-            Aslında biliyormusun Vietnamdaki o yıllar benim psikolojimi allak bullak etmişti. Ben bu ülke için ordaydım. Canımı bu ülke için ortaya koydum. Lakin benim canımdan çok sevdiğim kızım beş yaşlarında benim arkadaşım tarafından kirletilidi. İşte ben bu acı olayı duyar duymaz nevrim döndü. Senin ifadenle duygumu yönetemedim.

-            Açıkçası insanların çok azı bu durumda duygularını yönetebilir. Senin o arkadaşın aslında psikiyatrik bir hastaymış. Duygu şirazesi yoldan çıkan o.

-            Orası öyle ama ben de bu konuda masum değilim. Belki de Vietnam savaşına katılmış olmamın cezası olarak bu imtihanla karşı karşıya kaldım. Bu bana Yahweh’nin cezası.

-            Bundan sonra artık sana düşen  hakikatin araştırıcısı olman ve fıtratının sesine kulak vererek yaşaman. Zira geçmişi geriye getirmemiz mümkün değil.

-            Seninle konuşmak bana iyi geliyor. Daha sık uğramalısın.

-            Şayet bana yazarsan seni ofisimede çağırabilirim.

-            Teşekkür ederim bunu düşüneceğim.

-            Görüşmek üzere.

Şayet ben Amerikada değilde Türkiyedeki bir hapishanede benzer durumda olan bir mahkumla konuşsaydım  sanırım bu diyalog aşağı yukarı aynı olurdu. Dünyanın neresine giderseniz gidin hakikatin dili bir, fıtrat aynı ve insanların vicdanı aynı lisanı konuşuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.