Ramazan KERPETEN

Ramazan KERPETEN

‘YAŞ’ MAĞDURİYETİNE VÂKIF OLMA ADINA

Bundan önceki 'YAŞ MAĞDURLARI'NIN HUKUK ÇİLESİ BİTMİYOR başlıklı yazımızda, özellikle 28 Şubat süreci sonrasında YAŞ (Yüksek Askeri Şura Kararları) ile mağdur edilen insanlarımızın yaşadığı sıkıntılara işaret etmiş ve onların hak arama arayışlarının her seferinde hüsrana uğramasını gözler önüne sermeye çalışmıştık.

Yeni uyum yasalarından sonra haklarını telafi etmeye çalışan bazı YAŞ mağdurlarının bu taleplerinin nasıl akıl almaz gerekçelerle reddedildiğini dile getirmiştik..

Sorgusuz sualsiz atılan o insanların özlük haklarını tekrar elde etmeleri ve bir nebze olsun uğradıkları maddi-manevi zararlarının tazmini ve telafisi adına yeni düzenlemeler ve girişimler gerektiğini ve bundan sonrası için neler yapılabileceğini sonraki yazımızda irdelemek istediğimizi yazmıştık..

Fakat öncelikle, bir başka YAŞ mağduru okuyucumuzun yazdıklarını sizlere takdim etmek istiyorum. Eski Bir Astsubay olan Yavuz SULUMEŞE’in mektubu, bir kez daha -sayıları 1637’i bulan- bu mağdurların neler yaşadığını anlamamıza ve sonrası için fikir sahibi olmamıza yardımcı olacaktır.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde İs.Tkns.Bçvş. (1991-2) rütbesi ile Çanakkale ili Gelibolu ilçesi 2 nci Kor. Loj. Ds. K.lığı 100 Yt. As. Hst. Baştabipliğinde Hiz.Brl. Shh.Tes.Teknisyeni olarak görev yapmakta iken; M.S.B’ lığının 20 AĞUSTOS 2003 gün ve 2003/64 sayılı bakanlık kararı ve K.K.K.’lığının 221100 C AĞU 03 gün ve PER: 4184-1739-03/ Per. İşl. D. Em. ve Arş. Şb. sayılı emrine istinaden Per. Kanununun (94/b) bendi gereğince “Disiplinsizlik” nedeniyle Re’sen ilişiğimin kesilmesine karar verilmiş olan astsubay Yavuz SULUMEŞE’in Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilmesi Üçlü Kararname Yöntemi ile gerçekleşmiş.

Her ne kadar “disiplinsizlik” gerekçesine tanım ve açıklık getirilmemiş olsa da; gerek kendisi ve gerekse de temsil yeteneğinin bulunmadığı kanaatinde birleşen sicil üstlerince bilinen gerçeği şöyle dile getiriyor SULUMEŞE:

“Eşimin başörtülü olması, bu sebepten ötürü düzenlenen bir kısım çay, kermes, gece vb. eğlencelere katılamaması ve şahsıma yapılan -sözüm ona- tüm ısrarlı ikazlara rağmen inancı gereği uyguladığı bu tutumundan vazgeçmemiş olması ve ayrıca da şifahen terk etmem istenilen dini vecibelerimi terk etmemiş olmam (namaz vb.) maalesef vazifeden uzaklaştırılmam sonucunu doğurmuştur.

“Eşimin başörtülü olduğu ve bu sebeplerden dolayı sosyal faaliyetlere katılmadığı doğrudur” diyen SULUMEŞE, katılmak isteseler bile, toplantıların düzenlendiği mekânlara başörtülü girme yasağı uygulandığı için kapılardan döndürüldüklerini, eşinin başörtüsünün çıkartılması istendiğini ve artık her seferinde kapılardan döndürülecekleri aşikâr olduğundan gitmemeyi tercih ettiklerini aktarıyor.

Ancak bu seferinde “neden gelmediniz” sorusuyla muhatap olduklarını yazan SULUMEŞE:

“Kaldı ki gelmeme sebebimiz herkesçe bilinmesine rağmen, adeta alay edilircesine sık aralıklarla düzenlenen her eğlence sonrasında yazılı savunmam istendi ve müdafaalarım her ne hikmetse yeterli görülmeyip uyarı ile tecziyede bulunuldu. Ve bu kirli uygulama birikim haline getirilerek adeta hain sınıfına sokuldum. Nihayetinde başından beri istenilen ilişiğimin kesilme hadisesi gerçekleşti ve “disiplinsiz” “irticacı” damgası ile ordudan ihraç edildim. Ancak bu türden hiçbir gerekçe kimseye, görevine bağlılığı, dürüstlüğü ve çalışkanlığı, aldığı takdirnameler ile tescillenmiş bir T.S.K. mensubunun, mesleğindeki şeref dolu on üç hizmet yılını hiç etme hakkını vermemelidir. diyor.

UMUTSUZ HAK ARAYIŞLARI

Haksız bir muameleye tabi tutulmuş olduğunun karara bağlanması, ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulmasını talep etmek üzere EKİM 2003 tarihinde “Askeri Yüksek İdare Mahkemesine” başvuruda bulunduğunu ama kendisine yeterli savunma hakkı bile tanımadan ve üstelik temyiz yolu da kapalı olmak üzere reddedildiğini belirten SULUMEŞE:

“Üstelik hakkımızda karar veren heyetin bazı üyelerinin hukukçu kimliğe sahip olmaması meselenin bir diğer vahim tarafıdır” diyor.

“Her şeyde bir hayır vardır. Amacım tekrar göreve dönmek değildi zaten” diyen SULUMEŞE; tek amacının, haksız muameleye tabi tutulduğunun tescillenmesi ve itibarının iade edilmesi olduğunu ifade ediyor ve: “Şayet bu gerçekleşmiş olsa idi, “dön” çağrısını reddedecek ve sivil hayatıma kaldığım yerden devam edecektim.” diye ekliyor.

Kendisini suçlu göstermek için hakkında sahte belgeler düzenlediklerini, şu an o belgelerin de elinde olduğunu söyleyen SULUMEŞE:

“Hiç hapis cezası almamış olmama rağmen sanki hapis cezası almışım ve bu bana tebliğ edilmiş gibi bir takım belgeler düzenlenmiş. Ve bu sahte belgeler üst komutanlıklara yollanarak hakkımda ilişiğimin kesilmesi için delil gösterilmiş. Bunu mahkeme dilekçemde de ısrarla belirtmiş olmama rağmen, nedense kale alınmayarak görmemezlikten gelinmiş.şeklinde yazısını sürdürüyor.

BU ATILMALAR, VİCDANLARI KANATIYOR

Mektubun bu noktasından sonrasını ise sizlere aynen aktarıyoruz, YAŞ Mağdurlarının yaşadıklarını, duygu dünyalarına bir kez daha yakından şahit olabilmeniz adına:

Eşimin başörtülü olduğunun görev yaptığım komutanlık tarafından belirlendiği 1998 yılına kadar, gerek siciller ve gerekse de kanaatler yönünden örnek seviyede bir astsubay olarak bilindim. Aldığım sicil notları ve takdir belgeleri ile devrelerim arasında kıt’a sicili bakımından hep ilk sırada oldum. Ancak 1998 yılından bu güne kadar almış olduğum sicillerden dolayı da maalesef temsil yeteneğimin olmadığını ve bundan dolayı da kıt’a sicil sıralamalarında sonlarda bulunduğumu gördüm.

Vazifeşinas, çalışkan, dürüst ve mesai mefhumu gözetmeksizin hizmet aşkı ile çalışan ben;

ne oldu da bir anda birileri tarafından 1998 yılından ilişiğimin kesildiği 2003 yılına kadar istenmeyen disiplinsiz biri oluverdim. Şahsi dosyamı inceleme olanağına erişirseniz, bu süreci daha iyi göreceğiniz ve yapılan oynamalarla sicil yönünden hiç hak etmediğim muamelelere tabi tutulduğumu anlayacaksınızdır. (şu an bahsettiğim tüm belge ve dokümanların birer nüshaları tarafımdan muhafaza edilmektedir)

Ayrıca şahsi dosyam incelendiğinde, savunmaların hangi sıklıkta verildiğini ve adeta bir yerlere yetiştiriliyormuşçasına veriliş tarihlerinin ne hikmetse genelde hep şuradan iki üç ay kadar öncesine ait olduğunu; aldığım savunmaların ne denli keyfi mevzulardan oluşmuş olduğunu; piknik, çay, toplantı gibi faaliyetlere neden gelmediğimin sorulmasına karşılık vermiş olduğum cevapların ise ne derece yapıcı ve samimi olduğunu göreceğiniz kanaatindeyim.

Bu türden basit gerekçelerle ve bunlara verilen samimi cevaplarla bir insan nasıl olurda karalanabilir. Kaldı ki ben, tüm bu savunmalara rağmen uyarı cezasından başka hiçbir ceza ile tecziye edilmedim. Hakkımda ne bir mahkeme kararı, ne bir oda hapsi ve nede bir göz hapsi cezası bulunmamaktadır. Ama iyi saatte olsunlar bunu da becerdiler ve sahte hapis cezası ve karalamalarla beni bu güne taşıdılar.

Yukarıda da belirttiğim üzere hakkımda verilen kararın haksız olduğunu; üst komutanlığın yanıltıldığını ve yanlış belgeler ile yanlış yönlendirildiğini düşünmekteyim. Açıkçası şahsıma karşı yapılan bu girişimleri sıralamak ve şüphelerimin tarafınızdan da bilinmesi için yinelemek istiyorum.

1997 yılında benim sicil üssüm olan bölük komutanımın bana çok iyi bir sicil verdiğini kıt’a sicil sıralamasıyla biliyorum. Ancak aynı bölük komutanımın 1998 yılında vicdani kanaati el vermemiş olsa da birilerince baskı altında tutulduğunu ve bu yüzden sicilimi düşürdüğünü hatta verilmiş sicil üzerinde dahi oynamalarda bulunulduğunu biliyorum. Zira elimde belgesi mevcut. (Arzu ederseniz bu delilleri de sunabilirim.)

Bir piknik organizasyonuna katılmadığım gerekçesi ile tarafıma 13 Haziran 2000 günü verilmiş olan savunmanın yanlı olduğu kanaatindeyim. Zira o pikniğe katılmayan tek kişi ben olmamama rağmen sadece bana savunma verilmiş ve benimle aynı mazereti paylaşan başka kişilerinde olmuş olmasına karşılık onlardan hiçbir açıklama istenmemiş savunmaları alınmamış ve tecziye edilmemişlerdir.

Aldığım savunma yazısına verdiğim cevabın ardından bana 19 HAZİRAN 2000 tarihinde uyarı cezası tecziye ve tebliğ edildi. Ancak bu cezanın şahsi dosyama sokulmadığını ve başka bir ceza (göz hapsi) almışım gibi işleme tabi tutulduğunu öğrendim (ispat belgesi mevcut). Buda hakkımda sahte evrak düzenlendiğinin çok açık bir delilidir. Ben hapis cezası almamış olmama rağmen, sanki bu cezayı almış yatmış ve çıkmış gibi gösteriliyorsam bunu yapanların veya yaptıranların niyetinin ne olduğunu anlamak için sanırım akıl baliğ olmak yeterlidir. Şimdi benim dosyamı önüne almış olan komutanlarımı düşünüyorum, adeta benim hakkımda “uyarı cezası da almış hapis cezası da, ancak yinede ikna edilememiş” diye düşünmüşlerdir herhalde. Oysa ben hapis cezası almadım. Bunu bölüğümüze ait zimmet kayıt defteri ile ispata hazırım. Bu demek oluyor ki bir suça iki ceza verilmiş ama hafif olanı bana tebliğ edilip sumen altı yapılmış ve ağır olanı da benden habersiz ve benim bilgim dışında şahsi dosyama gerçekmiş gibi sokularak işlem görmüş.

Son görev yaptığım yer olan 100 Yt.As.Hst. Baştabipliğinde de durum farklı olmamış ve hakkımdaki yok etme faaliyeti hızla devam etmiştir. 10 Kasım törenine katılmadığım gerekçesi ile verilen savunmaya karşılık orada olduğumu ancak resmi değil sivil olarak yer aldığımı söylememe ve üstelik beni orada o törende gören onlarca meslektaşımın şahitliklerine rağmen, yinede ceza ile tecziye edildim. Oysaki benim haricimde o törene sivil olarak dahi katılmayan yani hiç gelmeyen toplam 8 kişi vardı ve bu yoklama kâğı ile tespit edilmişti. Ne gariptir ki hiçbirine savunma verilmemiş ve herhangi bir tecziye uygulanmamıştır. Amaç törene katılmayanları uyarmak mıdır yoksa bana has bir uygulama mıdır? Varın siz karar verin.

Bunlar (ve daha fazlası) kanunsuz ve yasa dışı bir karalama ve yok etme girişimi değildir de nedir? Birileri ilişiğimi kesmeyi çok öncelerden planlamış ve beni zamanla yok etme aşamasına getirmişlerdir. Şayet kasıtlı olduğuna inandığım bu uygulama ve diğer tüm usulsüzlükler yapılmamış ve gerçek vicdanlarda yorumlanmış olsa idi, inanıyorum ki bugün hala hizmet aşkı ile yanıp tutuştuğum ve kutsallığına inandığım mesleğimi icra ediyor olacaktım.

Tüm bu anlattıklarımı ve yazdıklarımı sizlere belgeler ve kişiler ile ispatlamaya hazırım.

Yapıldığına inandığım tüm bu haksızlıkların altında imzaları olmasına rağmen yinede hiçbir amirimden şekvacı değilim. Onların üst kademeden gelen direktifler ve baskılar doğrultusunda geleceklerini düşünmek adına sadece bir anlık korkaklıklarının esiri olarak imza attıkları kanaatinde olduğum için onları asla suçlamıyorum. Ancak ilişiğimin kesilme onayı için imza atmış olan üst komutanlarımın da (Gen.Kur.Bşk. ve K.K.K.) tüm bu usulsüz belge ve uygulamalarla yanıltıldığı ve yanlış yönlendirildiği (en azından böyle olduğuna inanmak istiyorum) kanaatinde olduğumu tekrarlamak istiyorum.

Size birde ayrılış tarihi olan 2003 senesinde bağlı olduğum 1. Ordu K.nının Orgeneral Çetin DOĞAN, 2. Kolordu K.nının da Korgeneral Engin ALAN olduklarını, ismini zikrettiğim her iki komutanında bu gün BALYOZ harekât planını hazırlamak ve uygulatmak isteyen ve de tutuksuz yargılanan zanlılar olduğunu hatırlatmak isterim.

Son görev yerim olan Gelibolu Asker Hastanesi’ndeki vedalaşma ve ayrılık anımı imkân olsaydı da sizlere film gibi izletebilseydim. 2002 – 2003 yılları arasında topu topu bir yıl gibi kısa bir süre zarfınca görev yapmış olmama rağmen personel tarafından bu denli sevilmiş ve takdir edilmiş olabileceğimi hiç ummuyordum. Hamd olsun ki saygı ve sevgiyi yoğun yaşamışım meğer. Askerinden tutun doktorlarına kadar, hademesinden tutun hemşirelerine kadar, astsubaylarından tutun sivil memurlarına kadar tüm personel şahsıma yapılan bu girişim karşında isyan etmiş ve birçoğu gözyaşı dökmüşlerdir.

Çok ilginçtir ki bir hemşire hanımın şöyle bir sözüyle karşılaştım:

“Yavuz bey, ben daha önceleri ihraç edilenleri duyduğumda mutlaka bir yanlışları vardır ki atılmışlardır diye düşünürdüm. Ancak sizin başınıza bu olayın gelmiş olması bana gösterdi ki, bir personelin ordudan ihraç edilmesi için meğer sadece eşinin başının kapalı olması ya da inançlarını yaşamaya çalışan biri olması yeterliymiş. Yazık bizlere, hem de çok yazık! Yazık bu kuruma ki sizin gibi çalışkan ve dürüst bir rütbeli personelinin değerini bilemedi.”

Ve daha birçok isyanvari sözlerle karşılaştım.

Hastane bünyesinde yaklaşık olarak 10-12 civarında gayrimüslim erimiz vardı. İnanın, onların bazıları bir çocuk misali yapılan haksızlığa tahammül edemeyip hıçkıra hıçkıra ağladılar. Bu gün hâlâ bir kısım hastane personeli ile görüşüyorum. Beni çok aradıklarını ve hiç unutamadıklarını, hemen hemen her konuşma ortamında akıllarına geldiğimi ve akabinde burukluk yaşadıklarını anlatıyorlar. Kimselere zararı dokunmamış, hizmetten başka bir düşüncesi olmayan daha kaç insana kıyılacak, daha kaç insan bu türden bir leke ile yaşamaya mahkûm edilecek.

Birilerinin garez ve nefret duyguları ile keyfi hareket etmemeleri ve bu ocağı kişisel kin yuvası haline getirerek daha nice masum, çalışkan, dürüst ve mert insana kıymamaları adına, iddialarımı ispatlama ve doğrulama fırsatı verilmesini isterdim.

Hissettiklerimin ancak binde birine denk düşen bu satırları sabır ve hoşgörü ile dinlediğinizi umut ediyor; bu tutumunuzdan dolayı sizlere teşekkürü bir borç biliyorum.

Yavuz SULUMEŞE / Eski Bir Astsubay.”

Evet, yüzlerce Yaş Mağdurlarından birisinin mektubu böyle..

Bu kadar insan, bu kadar akıl almaz gerekçelerle mağdur edildi, edilmeye de devam ediyor, yasalarla durum düzeltilmeye çalışılsa da.. Telafi adına neler yapılabilir?

Devam edeceğiz efendim… (30 Ocak 2011)

RAMAZAN KERPETEN (ramazan@kerpeten.biz)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.