YAŞ'ta olanı doğru okumak

 

Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) bir tür 'sinir harbi'ne sahne olduğu belli: Genelkurmay Başkanı'nın Kara Kuvvetleri Komutanı olmasında ısrar ettiği birini Başbakan istememiş; Milli Savunma Bakanı teklifi imzaya açmadığı için de ataması yapılamamış... Cumhurbaşkanı'na gönderilen atama kararnamesinde bazı konumlar boş bırakılmış; boşlukların dün doldurulması bekleniyordu.

Olaya "Ne kadar kötü bir durum" diye yaklaşanlar var. Teamüllere karşı çıkılmamalıymış. "Geçmişte siyasiler ne zaman teamüllere aykırı davransa, önünü açtıkları komutanlar sonradan darbe yaptı" diye aba altından sopa gösterenler bile var. Bazı yorumcular, Ergenekon savcılarının 'internet andıcı' soruşturmasıyla 'atama krizi' arasında doğrudan ilişki kurup hükümetin yargı yoluyla sonuç aldığını da ileri sürüyor.

Ne kadar basit yorumlar, ne kadar yanlış yaklaşımlar...

Türkiye son iki yılın bütününü askerlerin de adının karıştığı bir dizi adli vak'ayla geçirdi. Ayışığı, sarıkız, eldiven, yakamoz, kafes, balyoz gibi adlar taşıyan pek çok darbe girişimi iddiası yüzünden açılmış davalar var. Bu iddiaların muhatabı olan askerlerin adları herkesçe biliniyor; bilmeyenler de mahkemeler tarafından kabul edilen iddianamelere bakarlarsa öğrenebilecek durumdalar.

Gelişmeleri yakından izleyenler bir gerçeği ayrıca biliyorlar: Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirilmesi istenen komutana itiraz, 'internet andıcı' soruşturmasından önce Genelkurmay Başkanı'na iletilmişti; YAŞ-öncesinde ve ilk gün yaşanan görüşme trafiği tamamen o konunun çözümüyle ilgiliydi.

Yani, iddialar kronolojik açıdan da gerçeği yansıtmıyor.

Olanı dün burada açıklamıştık: Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yapılan atamalar dışarıdan hiçbir müdahale olmaksızın 'asker-askere' hallediliyordu; bunun günümüz ortamında sürdürülmesi mümkün değildir. Siyasi irade bugün devreye girmeseydi, yarın mutlaka girecekti. Son birkaç gündür tanık olunan gelişmenin şimdi yaşanmasının sebebi, bardağın dolmasıyla yakından ilintilidir.

Bir nokta göz ardı ediliyor: Devletin değişik istihbarat örgütlerinin görünmeyen alanda neler olup bittiğiyle ilgili raporları hergün Başbakan Erdoğan'a sunuluyor; darbe iddiasıyla açılan davaların iddianamelerini de takip ediyor olmalı Başbakanlık. Bilgilerin aktığı bir makamın bir tek adli gelişmeyle bir komutanın önünü kesmesi herhalde beklenmemeli.

Tersi de doğrudur: Elinde yanlış işlere karıştığına ve özellikle demokratik sürece müdahale niyetine dair bilgi ve belgeler bulunan bir siyaset adamının, teamülleri gözeterek, atamaları sadece izlemekle yetinmesi düşünülemez. Hayat damarı demokrasidir siyasilerin, demokrasiyi içselleştiremediğine inandığı asker kişilerin atanmasına itiraz etmesi, atamalarını engellemesi doğaldır.

İşin bir başka ilginç yönü, TSK bünyesinde yer alan bazılarının çok partili siyasi hayata her on yılda bir yapılmış müdahalelerin dış destek özelliklerinden haberdar oldukları ve her darbenin ülkenin zararına sonuçlar verdiğini iyi bildikleri halde, yakın tarihlerde bile siyasete müdahale niyeti taşıyabilmeleridir. Andıçlar, seminer tatbikatları, planlar halinde yürüttükleri çalışmalar, onlar namına bizim içimizi karartıyor.

Demokrasi-dışı çalışmalar yapanların, ya yaptıklarının sonuçlarına katlanmaları ya da yargılanıp aklanmayı beklemeleri gerekir.

Şimdi içinde yaşadığımız dünyanın günümüze yansıyan şartları da bunu bekliyor.

Son gelişme TSK'nın aleyhine midir? Elbette hayır. Türkiye dışa bakan yüzünde ulusal çıkarlara aykırı tekliflere nasıl 'Hayır' diyebiliyorsa, içeriye bakan yüzünde de demokrasisini malûl durumda bırakan yanlışlıklardan da vazgeçiyor. Asker-sivil ilişkileri de bu cümleden olarak doğru bir zemine oturmak üzere ve bu da TSK'yı güçlendirecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar