Yetimlerden Mektubunuz Var

 

Kutlu Doğum Haftası’nı idrak ediyoruz. Allah’ın Yüce Habib-i Edibi s.a.s’in miladi takvime göre doğduğu hafta içerisindeyiz.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu yılki kutlamalar için ana konuyu Efendimiz’in merhametine ayırmış. Hafta boyuncu yüzlerce merkezde kutlamalar organize ediliyor. Hz. Peygamber s.a.s’i farklı yönleriyle ele almalı, O’nun doğru anlaşılması için yılın bir haftasına sıkıştırdığımız organizasyonları yeterli saymamalıyız.

16 Nisan 2011 tarihinde Beyoğlu Erzurum Eğitim ve Kültür Vakfı’nın bu vesile ile tertip ettiği programda bir konuşma yaptım. Beyoğlu Müftüsü Sayın Recai Albayrak’ın da katılarak bir konuşma yaptığı programda Efendimiz’in doğru anlaşılması için yapılması gereken hususlar üzerinde durduk.

Beyoğlu’ndaki programda yaptığım konuşmada, Kur’an-ı Kerim’de 200’den fazla ayetin infakla ilgili olduğunu ifade ettim. Efendimizin hicret sırasında, Medine yakınlarındaki Ranuna mevkiinde ilk Cuma hutbesinde 100 kişilik cemaate irad ettiği ilk hutbeye işaret ettim. O hutbede söylediği ve başka bir vesile ile Hz. Aişe (r.anha) validemizin şahsında bütün ümmetine yaptığı, “Yarım hurma ile de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun” hatırlatmasını dile getirdim. Ayrıca, kendisinin de bir yetim olduğunu, yetimlere sahip çıkılması için ümmetini nasıl uyardığını, teşvik ettiğini söyledim.

Bir grup çocuk bu sabahtan itibaren Deniz Feneri Derneği’nin 1001 Yetim 1001 Dilek projesi çerçevesinde İstanbul’da.

Onların hayatlarında bir dizi ilk gerçekleşiyor. İlk defa İstanbul’u görüyorlar. İlk defa deniz görenler var. İlk defa tarihi ve kültürel merkezlerimizi gezecekler…

Bu proje ile ilgili yazacaklarımı kaleme almak üzereyken 11 yıldan beri Deniz Feneri gönüllüsü olarak yapılan güzel işlere destek veren Nuriye Çakmak’ın yazısı ile karşılaştım.

Ben yazacaklarımı başka bir vakte tehir ederken sizleri “Yetimlerden Mektubunuz Var!” başlıklı yazı ile baş başa bırakıyorum:

“ÇOCUK VE bayram ne ayrılmaz bir bütün, değil mi? Hele ismi “Çocuk Bayramı” olursa kulağa ne hoş geliyor. Ama gelin görün ki sadece ismi bayram olduğu için bir bayram sevinci yaşamıyor tüm çocuklar. Her bayram eksik oldukları gibi 23 Nisan bayramını da ıskalayan çocuklar için bu önemli bir kayıp olabilir. Bayramların hakiki olanlarında boynumuz bükük, ama bunun adı çocuk bayramı, “bir defasında da bize uğrasa şu bayramın adı” diyen çocuklar elbet vardı. Ve bu sesi birileri duydu. Madem adı çocuk bayramı, ne yapıyorsunuz çocuklara bir günlük bir bayram yaşatmak adına diye sordu. Ortada işe yarar hiçbir şey yoktu…

Deniz Feneri Derneği’nin güzel insanları kolları sıvadılar ve "1001 Çocuk 1001 Dilek Projesi" diye harika bir uygulamayı başlattılar. Ve 81 ilin en fakir bölgelerindeki okullardan tespit edilmiş 23.300 çocuğa tam sekiz yıldır bir günlük bir çocuk bayramı yaşattılar.

2003 yılından beri her yıl dilek mektupları derneğe ulaşan bin bir tane ihtiyaç sahibi çocuğun dileği 23 Nisan’da kendilerine hediye ediliyor. Ancak bu yıl bir yenilik var, bu yıl yalnızca yetimlerin dilekleri toplanıyor. Ve projenin startı da en sevgili yetim Hz. peygamberimizin doğum günü olan 14 Şubat'ta verildi. Sebebin bu olduğu da açıkça belirtildi. İşin tevafuklu yanı da şu oldu: Efendimizin hicri doğum gününde, kandilde başlayan proje onun miladi doğum gününün kutlandığı “kutlu doğum haftası”nda son buluyor.

8 yıldır süren bu projede her yıl elimden geldiğince, özellikle mutfak kısmında, yer almaya çalışıyorum. Bu yıl öncelikle mektuplardan başladım yine. Gelen mektupların sisteme kaydı yapılıyor ve ben de taranmış bir şekilde elime ulaşan bu mektupları veri olarak kaydediyorum evden. Her yıl bu aşamada korkunç darbeler alıyorum elbette. Çocukların cümleleri öyle net, duygularını anlatışları öyle saf ve durumları öyle üzücü ki. Ve istekleri öylesine garip...!

"Babamı geri getirmek istiyorum", "Anneme ilaç almak istiyorum", "Kardeşimin yürümesini istiyorum" gibi insanı perişan eden istekleri olduğu gibi şükürsüzlüğümüzü yüzümüze vuran "değişik" istekleri de var; "Meyveli süt isterdim", "Kuru fasulye yemek isterdim" ve "Okula beslenme götürmek isterdim" gibi.

Mektuplar bir form şeklinde hazırlanıyor ve genelde öğretmenlerin ya da gönüllülerin kontrolünde müsait bir vakitte okulda doldurtuluyor. Böyle olması çocukları doğrudan yansıtması bakımından çok önemli, dışarıdan kimse müdahale etmeden çocuklar kendilerini ifade ediyor. Formda çocukların psikolojilerini anlamaya yönelik sorular da var, onları tanımak ve dileklerini öğrenmek adına sorulanlardan başka. Bunun sebebi elbette çocukların duygularını sömürmek değil. Aksine daha sonra bu cevaplar derneğin yoksulluk araştırmaları birimleri tarafından ve sosyal uzmanlarca inceleniyor, yeri geliyor bir seminer konusu oluyor ve proje geliştirmek, uygun iletişimi sağlamak, kalıcı destek gibi projelerde kaynak olarak kullanılıyor.

Zaten işin ciddiyetini ancak bu şekilde anlıyorsunuz. Eğer böyle açıklayıcı sorular olmasa bir çocuk dilek mektubunda neden süt ister, bunu anlayabilir misiniz? Bu çocukların dünyalarını anlamadan, onları nasıl mutlu edebilirsiniz…

Formun ilk sorunlarından biri “En çok hangi yemeği seviyorsun” sorusu. Verilen cevaplar size çocuğun nasıl beslendiğinin ilk ipucunu veriyor. Ve genelde cevaplar oldukça benzer, makarna, kızartma, pilav, patates yemeği vs. Sonra “hangi oyunları sevdikleri” soruluyor çocuklara. Bu cevaplar sizi geçmişe götürüyor çünkü bu zamanda bu soruya saklambaç, ebeleme, körebe, seksek, yerden yüksek gibi eski zaman oyunlarını yazacak çocuklara rastlamak güç. “Büyüyünce ne olmak istiyorsun” sorusu, genelde benim çocuğu keşfettiğim sorudur. Çoğunlukla genel meslekler yazarlar: öğretmen, polis, doktor... Bu çocukların tümü ilköğretim çocuğudur, en büyüğü 14 yaşındadır ve bu yaştan büyükleri projeye alınmaz. Çok az çocuk daha bu yaşlarda kendine somut bir hedef belirlemeyi başarır. Çocuklardan biri oto tamircisi olmak istediğini yazmıştı. Önce çok şaşırmıştım, sonra üzüldüğüm kadar takdir de ettim. Birisi ise firma bile seçmişti kendisine, İzmir’den bir çocuk “Egepen’de çalışmak istiyorum” yazmıştı. Ne hoş. Bunun haricinde Beyin cerrahı, Genel cerrah, Teknoloji mühendisi gibi belirli hedefleri yazan çocuklar da hemen fark ediliyor zekâsıyla.

Ve bu tanışma faslından sonra can alıcı bir soru geliyor. Daha önce hiçbirinizin hiçbir çocuğa sormadığı, sormanın aklına bile gelmeyeceği bir soru bu; “Okula her gün beslenme götürebiliyor musun?” Sizi oturduğunuz yere mıhlayan soru. Gözleriniz korka korka iniyor cevap satırına, ne yazık ki siz içinizde bir yerlerde bu soru burada niye var diye düşünürken “Hayır” kelimesi bir bomba gibi iniveriyor satıra. Beslenme saati diye bir şey vardır değil mi okullarda. Az önceye kadar saklandıkları yerlerden birden çıkıverir çantalar, yemeklerin kokusu her yeri kaplar. Peki beslenmesi olmayan çocuklar bu durumda ne yapar? Belki camdan bakıyorlardır, bahçeye çıkıyorlardır, üzülüyorlardır, hem de çok üzülüyorlardır..

Ne garip, biz çocuklarımızı yemekli okullara gönderip, bir de yedek para veriyoruz kantin amcayı zengin etsinler diye. Oysa yanı başımızda ‘okula beslenme götüremeyen çocuklar’ diye bir kategori var. Ve bundan haberimiz bile yok. Sıra bu soruya her geldiğinde garip bir heyecan duyuyorum içimde, her evet cevabı sevindiriyor, her hayır cevabında bir kez daha yanıyor içim.

Sonra çocuklara, ‘beslenmenize ne koyulsa sizi mutlu eder?’ sorusu soruluyor. Enteresan cevapların geldiği bir diğer soru bu. Şaşılacak şekilde benzer cevaplar veriyorlar ve hepsi sizin veya çocuğunuzun aklına bile gelmeyecek şeyleri hayal ediyorlar. En çok rastladıklarım; “Meyve suyu, meyveli süt, süt, tost, kek, meyve, muz..” Ama en çok şu cevabı sevdim ben, “Yeter ki olsun Allah ne verdiyse”. Bir ilköğretim öğrencisinin beslenme çantası hayali bu tevekkül işte..

“Ne yapmak seni mutlu eder?” Ne enteresan çocuklar bunlar böyle. Her türlü imkana sahip çocukların bitmez mutsuzluğu yanında ne küçük şeylerle mutlu oluyor bu çocuklar. “Ders yapmak, annemle konuşmak, arkadaşımın bize gelmesi, resim yapmak, bebeğimin olması, top oynamak..” Bir kız çocuğu ise gayet net bir şekilde kendisi mutlu edecek şeyin şu olduğunu yazıyor: Matematik dersini ve öğretmenini sevmek isterdim… Bir başka çocuğun ise mutluluk iksiri şu: Denizi hiç görmedim bir sahile gitmek isterim.

“Annen ve baban hayatta mı?” bir can alıcı soru daha.. Yine gözlerinizin alt satıra inmesini istemiyorsunuz. Çocukların hepsinin yetim olduğunu bildiğiniz halde her hayır cevabında aynı vuruluyorsunuz. “Yetim ne demek biliyor musun?” Evet, çok iyi biliyorum çünkü ben de bir yetimim. Eğer çocuk ortaokul sınıflarındaysa genelde cevap bu minvalde oluyor. Eğer ilkokul çağlarındaysa “Evet, biliyorum babası olmayana yetim denir.” gibi gayet net bir cevap veriyor. Ne demek olduğunu bilmediğini yazanları da gördüm. Belki bu bir tepki, bilmiyorum. Ama gerçekten değişik cevaplar da geliyor. En önemli soru şu: “Bir çocuğun anne ya da babasının olmamasının en zor yanı sence nedir?”. Bu sorunun cevaplarını herkesin okumasını isterdim. Bir yetimi anlamanın ne ince iş olduğunu, ihtiyaçlarının, eksiklerinin hiç de bildiğiniz gibi olmadığını anlıyorsunuz.

Her cevap ayrı ayrı yazılmalı ama not aldıklarımdan birkaç tanesini yazıp bırakmak durumundayım. İlk okuduğumda inanamadığım en kısa cevap şuydu; “Aç kalması.” “Bayramda el öpecek birinin olmaması.” “Okula veli çağırıldığında babamın olmaması.”

Bize göre ne uzak ayrıntılar değil mi? Özlem duygusu, kimseye güvenememe, yalnız kalma, ailenin dağılması, alaya alınmak, diğer çoğunluk cevaplar..

Geçen yıllardan birkaç çocuk kalmıştı aklımda ve bu yıl görebildiğim kadarıyla da iki çocuk yaşlarından beklenmeyecek bir not düşmüşlerdi bu soruya. Ankara’dan yazan 9 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle cevap veriyor, “Yetim olmak çok kötü bir duygu, Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. AMA ÜZÜLMÜYORUM ÇÜNKÜ PEYGAMBERİMİZ (SAV) DE YETİMDİ. ONUN İÇİN YETİMLİKLE ONUR DUYUYORUM.”

Bu kısmı Nurdan’ın mektubundan bakarak direkt alıntıladım. Salavat kısmı dâhil her şey orijinal. Ve bu çocuk henüz 9 yaşında. Bu şuuru nasıl kazanmıştır sizce? Kendi kendini böylesine teselli etmeyi nasıl başarmıştır? Evet, böyle yetim mektuplarına rastlıyorum, hepsini de alınlarından öpüyorum tüm yüreğimle..

Eğer dayanacak haliniz kaldıysa devam ediyorsunuz mektupları okumaya. Genelde projenin internet sayfasındaki spotlara yazmak için en çok faydalandığım soru ise şu, “Bir şeyleri değiştirme gücün olsa neyi değiştirirdin?” Spota yazılıyorlar çünkü tek kelimeyle “çarpıcı”lar. Bu soruya çok büyük bir çoğunluk “Babamı geri getirirdim” cevabını verdi. Bir kısmı ise tek kelime yazdı “hayatımı”. “Evimizi değiştirirdim, tüm eşyalarımızı değiştirirdim, annemi iyileştirirdim” gibi özel cevaplar ve “fakirliği yok ederdim” gibi genel cevaplar..

Çocuklardan biri ise değiştirme gücü olsa yapacağı şeye şunu yazmış: “Sihir gücüm olmasını isterdim, böylece geçmişe gidip babamı görebilirdim. Onu görmeyi çok istiyorum ama o ben 10 günlükken ölmüş..”

Pes demek istiyorsunuz, değil mi. Ama diyemezsiniz çünkü onlar demiyorlar.

“Paran olsa ne almak istersin?” Çocukların cevapları dayanılacak gibi değil. Küçücük bir kız iki tane şey yazmış; yiyecek ve ekmek! Kıyafet almak isterim, kalem alırım, anneme ilaç alırım, ders çalışmak için bilgisayar alırım, çalışma masası alırım. En çok yazılanlardan biri de şu, abur cubur alırdım, çikolata, cips.. Bir bebek, anneme çamaşır makinesi, kardeşime top.. Veya sihir gücü olmasını isteyen çocuğun yazdığı gibi, camiye bağış yapardım.. Yani yardım ederdim. Evet, en basit şeylerin hayalini kuran bu çocuklar paraları olsa başkalarına yardım edeceklerini yazıyorlar. Ne güzel örnek.

Bu mektuplar alıntılarla anlatılacak gibi değil. Küçük bir çerçeve çizmeye çalıştım ve artık bitirmek durumundayım. Aklımda kalan son notlardan biri, “bize ailenden bahseder misin” kısmına yazılan cevaplardan oluşuyor. Çocuğu, ailesini, nasıl yetiştirildiğini, nasıl bir psikoloji içinde olduğunu anlayabildiğiniz bölüm burası. Çocuk burada bir yardım derneğine durumunun zorluğunu ifade ediyor. Kimi durumunu direkt yazıyor. Kimi zaten kötü olan durumuna oldukça duygusallık katıyor. Kimi uzun uzun yardım istiyor. Bir kısmı ise yardım almayı umduğu derneğe durumunun kötülüğünü yazarken dahi bir mutluluk tablosu çiziyor. “Bizim çok mutlu bir ailemiz vardır.” “Benim annem dünyanın en iyi annesidir.” “4 tane ablam var, onlarla çok iyi geçiniyorum, çok iyi bir ailem var..” Ve size bir alıntı daha; “ Babam öldü. Annem ihtiyaçlarımızı karşılamada zorlanıyor. Bazen çok üzülüyorum. Ama Allah’ın emri bu. Buna uymamız gerekiyor.”

Yeterince kısa ve net değil mi?

Çocuk sevindirmeye bunca teşvik edilen bir dinde, yetime verilen değeri de elbette biliyoruz. Hem çocuk, hem yetim sevindirmek hem de bunu en kolay şekilde yapmak kaçırılacak fırsat değil. Lütfen sizler de http://www.binbiryetim.com/ adresini ziyaret edin. Şu an gerçekleşmeyi bekleyen 165 yetim dileği var. Bu adreste bahsettiğim mektupların orijinallerini de bulabilirsiniz. Ve tek tıkla bir yetimin hayalini hediye edebilirsiniz.

Eğer şu yetimin duasına dahil olmak istiyorsanız acele edin.

“Hayalim bisiklet. Hayallerimi süsleyenin Allah hayallerini süslesin.”

(http://www.karakalem.net/?article=4447)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.