Özcan GÜNGÖR

Özcan GÜNGÖR

Yükselen Değerler Örneğinde Türkiye ve Mısır Olayları

Yükselen Değerler Örneğinde Türkiye ve Mısır Olayları

Şu günlerde Mısırla ilgili yazmamak elde değil. Basın yayın organları hemen her saat Mısır’la ilgili bilgiler geçiyor ve değişik kişilerce de analizler yapılıyor. Yapılan analizler Türk aydınının genelde İslam Alemi özelde ise Mısır toplumu hakkındaki bilgilerinin ne kadar sathi ve batıcı bir anlayış taşıdığını gösteriyor. Örneğin bir kişi BBC’de yayınlanan Mısır özel programını dinleyip arkasından bir Türk kanalındaki uzmanı dinleyince tıpkı basım çözümlemeleri görebilmektedir. Bu çözümlemelerin kimi kolonyal anlayışı, kimi Markist anlayışı kimisi de aşırı liberal yorumları barındırmaktadır. Dikkat çeken şey; yorumların bir çoğunda Mısır’ın sosyo-kültürel analizininin, toplumsal değer ve dinamiklerinin tek taraflı açıklanmaya çalışılmasıdır.

Tarihin her döneminde insanlar geleceğe güvenle bakabilmeyi varoluşsal bir ihtiyaç olarak görmüşlerdir. Bunun yanında hemen her toplumda eşitsizlik, hukuksuzluk, işsizlik ve kuralsızlık toplumsal yapıyı tehdit eden en önemli unsurlardır. Bu tür sosyal adeletsizliklerin toplumda kargaşa, terör ve düzensizliği getireceği ise bir gerçektir. Bir çok ülkede yasakçı hukuk ve sosyal devlete duyarsızlık ortamı, iç güvenlik uygulamalarında yetersizlikler şiddet ile baskı politikalarının sürekli gündemde kalmasına neden olmaktadır.

Artık günümüz insanına tepeden inme bir küreselleşme dayatması ister içeriden ister dışarıdan gelsin tutmamaktadır. Küreselleşmenin her ne kadar ekonomik boyutu önplana çıkarılsa da toplumsal olayların direkt veya endirekt olarak birbirleriyle bağlantılı olduklarını gözardı edemeyiz. Küreselleşmede kültürlerin ve anlayışların baskı altında tutulmaya çalışılması tepkisel hareketler doğuracak ve sonunda sosyal patlamalar da kaçınılmaz olacaktır. Artık toplumlar arasında siyasi ve iktisadi uçurumlar var oldukça hiç bir güç kendi yerinde rahat edemeyecek ve hiç bir otorite buna rağmen iktidarını devam ettiremeyecektir. Yani artık “bizim demokrasimiz ve ekonomik kalkınmışlığımız bize yeter, başkalarının durumu bizi ilgilendirmez” dönemi bitmiştir.

Ekonomik, sosyal ve demokratik açıdan geri kalmışlık toplumda hayal kırıklıkları ve adaletsizlik duygularını süratle harekete geçirecek saiklerdir, bu saiklerin uygun zaman kolladığı ise bilinen bir gerçektir. Gerçi toplumsal hareketlerin kitlesel bazda ortaya çıkması Mısır’da şimdi olmakla birlikte, bu tür sosyal rahatsızlıkların belirtilerini teröre bulaşan Mısırlı insanlardan da anlamak mümkündür.

Her türlü adeletsizliğe en çok maruz kalan ve buna en ciddi tepki veren kesim hiç kuşkusuz gençlerdir. Işık’ın da isabetle belirttiği gibi (25.01.2011 Zaman Yorum) Bugün Uluslararası Nüfus Hareketi adlı merkezin yaptığı bir  araştırmaya göre de, 1977-1999 yılları arasında meydana gelen sivil çatışmaların % 80'i, gençlerin toplam nüfusa oranının % 60 veya daha fazla olduğu ülkelerde gerçekleşmiştir. Eğerülke yönetimi, artan genç nüfusun eğitim, iş, kredi, konut ve evlenme ihtiyaçlarını karşılamak konusunda başarısız olursa, zamanla ülkenin istikrar ve güvenliği tehlikeye girmektedir.  Gençlik patlamasına hazır nesiller bir an önce bağımsızlıklarını elde etmek, kendilerini ispat etmek, sosyal statü kazanmak, kısacası adam yerine konmak ihtiyacı hissetmektedirler.

Bu bağlamda Ortadoğu bugün bir nüfus patlaması yaşanmaktadır. Nüfus dönüşümünü sağlamış ABD, Avrupa ve Japonya'da genç nüfus oranı sadece % 16'yken, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da bu oran% 65'tir. Arap âleminde işsizlerin % 50'si 15-24 yaş arasındadır. Ayaklanan Tunus'ta genç işsizlik oranı % 30'ken, Irak ve Yemen'de bu oran% 50'leri bulmaktadır. Görüntülerden de anlaşılacağı üzere sosyal patlamanın itici güçleri çoğunlukla gençlerden oluşmaktadır. Bu gençlerin istekleri ise geleceğe güvenle bakabilmektir. Dünyada kendileriyle aynı kulvarda yarışan gençlerle aynı özgürlük ortamı ve imkanlarını tatmaktır. Ancak mevcut hiç bir Arap yönetimi gençlere bu imkanı verme niyetinde değildir ve hala bu değişime direnmektedirler.

Sonuçta Ortadoğu ülkelerinin siyasal ve sosyal yapıları çatırdamaktadır, ben buna dini anlayışlarını da katabilirim. Bu sosyal patlamalarda din her ne kadar birinci derecede rol oynamıyorsa da bu bile özellikle İhvan türü bir siyasal anlayışın değiştiğinin bir işaretidir. Artık Arap gençler dünyayı takip etmekte ve kendilerine model aramaktadırlar. Çünkü yıllardır kendilerine reva görülen ufuksuz, dikta ve baskıcı yönetimleri sosyal paylaşımlarla çoktan aşmışlardır da yönetimlerin haberi olmamıştır. İşte bu noktada TESEV’in olaylardan önce bitirilen çalışması sanki olayları haber verir sosyal nitelemelerle doludur.

Biz ülkemizin her ne kadar sosyal, siyasal, eğitimsel ve kültürel olarak yeterli seviyede olmadığını görüp, dile getirsek de Türkiye bölgede biraz da sevki ilahiyle parlayan bir modeldir. TESEV’in yaptığı “Ortadoğu’da Türkiye Algısı 2010” adlı çalışmada da görüldüğü üzere, 2009’da yapılan çalışmanın sonuçlarına paralel olarak Türkiye’ye duyulan sempati oranı % 80 oranına çıkmış ve Türkiye ortadoğu’da ekonomik, sosyal ve kültürel olarak bir model ülke olarak görülmektedir. Bu modellikte öne çıkan hususlar; Türkiye’nin müslüman kimliği, artan ekonomik gücü ve özellikle demokratik yapısı. Bu güçler Türkiye’nin yumuşak güçleri olarak da yorumlanabilir. Bu verilere göre Türkiye’nin bölgede giderek ortaya çıkan sempatisi eğer büyük bir hata yapılmazsa yerleşmeye başlayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum