Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Adnan Zeki BIYIK

Ehl-i Sünnet Çökerse Türkiye Çöker

13.02.2016 22:35

Diyanet İşleri Başkanlığının 12.02.2016 Tarihinde tüm memlekette okuttuğu hutbeyi facebook duvarımda isabetli bir hutbe deyu paylaşmam üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Mütekaid (emekli) müfettişlerinden Ömer Sağlam Hocamızın bize yönelttiği sitem dolu sorusuna mukabil verdiğim cevabı içeren yazımızdır.

Adnan Zeki Hocam, size bir soru sordum, galiba soruyu cevaplandırmaya tenezzül etmeyerek beni çömezlerinizin elinde bıraktınız. Hala cevap bekliyorum sizden smile ifade simgesi Soruyu kısaca bir daha soruyorum; Hz. Peygamber bizim kıldığımız gibi namaz kılmayı, zekatın nelerden ve hangi miktarda ödeneceğini kimden öğrendi? Diyanetindünkü hutbesinde, bu konuda genel emir olmakla birlikte teferruatın Hz. Peygamber tarafından öğretildiği söylenmektedir. Diyanet'e göre; okuma-yazma bile bilmeyen bir kişi, bu kadar bilgiyi nasıl edindi?

Sayın Hocam, Aziz Peygamberimiz bugün birilerinin okuma yazma bilmediği şeklinde savunduğu gibi ümmi değil idi...Ümm kelimesinin kelime anlamı malum anne demektir...."Nebiyyil Ümmiyyi" şeklinde geçen Peygamberimizin ümmiliği değişik izahları havidir...

Bunlardan birisi Peygamberimizin ümmiliği annesinden doğduğu gibi büyük günahlardan korunmuş, şirke bulaşmamış, Allah’ın himayesinde olmuş anlamınadır ki malumunuz O, çocukluk ve gençlik döneminde de çok temiz ve ahlaklı olan mükemmel bir insandı...

Diğer taraftan yine Kuran’dan öğrendiğimize göre;

Nebiyyil Ümmi’den kasıt, Peygamberimizin Tevrat’ı ya da İncil’i Kuran nazil olduğunda bilmediği anlamında da kullanılmıştır... Okur yazar olmadığı anlamında değil…

Müşriklerin kendisine “ Muhammed O Kuran dediği sözleri Tevrat’tan iktibas etmiştir” iftirasına reddiye olarak ayette Allah “O Ümmi Peygamber” ifadesi ile onlara cevap vermiştir ki buradaki ümmiliğin Onun okuma yazma bilmediği anlamına değildir. Dini bir metin tecrübesi olmama anlamınadır ve Tevrat’ı maksuddur.

Ümmi kelimesi yine Kuran’da ehl-i kitabın içinde (İsrailoğulları) bazılarının kitabı bilmedikleri anlamındadır. Günümüzde birçok insan okur yazardır ama Kuran’ı hiç okumamışlardır. Bunun içinde muhafazakâr bilinen yüz binlercesi de vardır ki işte onlara da bu anlamda ümmi diyebilirsiniz… Konu ile ilgili ayet:

Onların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler) dir; onlar sadece zannediyorlar. (Bakara 78)

Al-i İmran Süresinde de Kitap verilenler bir de kitap verilmeyenler tasnifi yapılır ki kitap verilmeyenlereÜmmiyyin denir ki sizin anlayacağınız olayın okuma yazma bilmeme ile ilgisi yok… İlgili ayet:

Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben de özümü Allah'a teslim ettim bana uyanlar da.” Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: “Siz de İslâm oldunuz mu?” Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Yok eğer dönerlerse, sana düşen, sadece duyurmaktır. Allâh kulları(nın yaptıklarını) görmektedir. (Âl-i İmran-20)

Birkaç ayet daha var ama uzamasın diye burada vermiyorum.

Ben bu ümmi kelimesini Peygamber Efendimizin hakkında okuma yazma bilmediği şeklinde hiç söylemedim... Diyanet eğer savunuyorsa ya da başkalarının iddia ettiği ya da savunduğu birşeyi bana izafe etmeyiniz...

Diğer taraftan namaz İslam gelmeden önce de biliniyor ve yapılıyordu, ama ıslık, veya alkış yaparak namazı farklı yapan, saptıranlara karşı Peygamberimiz bugün ki şekliyle namazı Cibril’in nezaretinde disipline etti... Tabi ki bunu Kuran bize veriyor, rukü, secde şeklinde anlatıyor... "Rüku edenlerle beraber rükü edin" gibi vs...ayrıntıya girmiyorum... Rükûnun da secdenin de kıyamın da nasıl olduğu o dönemin insanlarınca biliniyor zaten… Dolayısıyla Ayette bu kelimeler geçtiğinde Araplar ne anlama geldiğini biliyordu.

Fakat kendisini model olarak her zaman örnek almaya çalıştığımız Peygamberimiz onun en mütekamil şeklini bize uygulama noktasında göstererek talim ettirmiştir...Kendisi de Cebrail ile bunu uygulamışlar... “Sallu kema reaytumuni usalli” (Namazı benim kıldığım gibi kılınız) diyerek de bize namazı tam şekliyle öğretmiştir...Bu arada ibadetler teabbudidir, sorgulanmaz Allah ne emrediyorsa Peygamberimiz de bunu nasıl yapmışsa bizden aynen kabul edip yapıyoruz.

Oruç vesair ibadetler de böyledir... (Sizden öncekilere farz kılındığı gibi Oruç size de farz kılındı. Bakara-183) Bunlar eskiden yapılıyordu... Ama Peygamberimizin uygulamalarından biz en mütekamil şeklini öğrenerek yapmaktayız... Kuran tabi ki ibadatı, muamelatı ve birçok ahkamı vaz etmiştir, ama biz onu en güzel örnek olan Efendimizin uygulamalarından öğreniriz...

Onu bize uygulayarak göstermesi Kuran'a aykırı bir durum mudur ki iki de bazıları Sevgili Peygamberimiz'e Hızırhaneci Rüstem Efendi ya da Postacı Hüsnü muamelesi yapıyor...O sokaktaki bir insan değil bu dinin PEYGAMBERİ VE EN BÜYÜK MODEL, EN GÜZEL DİN UYGULAYICISI'dır...

Vahy-i gayr-ı metluv konusuna gelince çocukluğundan hitamına kadar her daim Allah'ın himayesinde, kontrolünde olan, bazı ufak zellecikler yaptığında dahî ikaz edilerek vahiy ile kontrol edilen Aziz Peygamberimiz, kalbe irsal edilen birçok uyarı ve ilhamat ile de kendisine ve Ona tabi ümmetine istikamet vermektedir.

Dini hayatla ilgili olarak söyledikleri hepsi ümmeti bağlayıcıdır. Günlük hayattaki beşeri söylem ve uygulamaları vahiy ya da vahy-i gayr-ı metluv saymayabilirsiniz, değil de zaten fakat toplumsal hayatta dinin müdahale edeceği konularda Peygamberimiz kural koyuyordu fakat bu, Allah’ın muradına aykırı bir şey olduğunda zaten uyarılıyordu. Bu uyarılar sonradan gelen nesiller için ders olması veya hayata yön vermesi noktasında bazısı Kuran-ı Kerim’de vaz edilirken bazıları da sünnet olarak tebarüz ediyordu…Burada bizlerin dikkat edeceği Kuran’a sahih sünnete ittibadır…Filhakika Peygamber Efendimiz zaten Kuran’a mugayir ne bir söz söyler ne de O’na aykırı bir uygulamayı hayata koyabilir, bu muhaldir

Malumunuz hadisler aracılığı ile birçok akla ve Kuran’a ters şeyler literatüre maalesef girmiş bu da birçok mazarrata sebebiyet verebilmektedir. Mevzu (uydurma hadis) ya da hurafe veya İsrailiyyat adına ne derseniz deyin İslam İtikadına zarar veren şeylerle biz de mücadele etmekteyiz… İnternetteki vaaz ve makalelerimizi incelediğinizde göreceksiniz nasıl hurafelerle mücadele ettiğimizi…

Yalnız hurafe ile uydurma hadislerle mücadele ediyoruz diyerek bu dinin peygamberine hem de Cenab-ı Hakkın “(Ya Muhammmed) Sen yüksek bir ahlak üzeresin” diyerek özel iltifatına ve övgüsüne mazhar olmuş bir şahıstan bahsederken sokak ağzıyla konuşmanın en hafif ifade ile edepsizlik olduğunu söylememe izin verin. Eğer bunlar da bir kasıt varsa zaten o kimselerin İslam Dini ile bir alakaları kalmaz.

Yerin göğün sahibi Yüce Allah’dan bahsederken Celle celalühü demeyi, Aziz Peygamberimize salat ve selam, Onun ehl-i beytinin ve ashabının üstüne olsun demeyi “Ben protokol sevmiyorum ben Rabbimle arama protokol ya da aracı koymak istemiyorum” şeklinde mugalatalar, kelime oyunları ve manipülasyonlar yaparak halkı yanlış yönlendirmenin kasıtlı birer tertip olduğunu düşünmekteyim.

Ne demek protokol? Kuran da Yüce Rabbimizden bahsederken, Allah azizdir, hakimdir. Allah gafurdur rahimdir demek celle celalühü demekten ne farkı var? Allah’ı tahmid etmek tesbih etmek ne zamandan beri protokol oldu?

Ya da “Sallallahü aleyhi ve selem” (salât ve selam Onun üstüne olsun) demek protokol mü oluyor? On paralık adamlara Sayın diye hitap edenler karısına “Sevgilim, aşkım, bir tanem, çiçeğim, papatyam, diyerek seksen sekiz şekle duhul edenler, konu Hz Peygamberimiz olunca neden zıplıyorlar? Karınız ya da bir bakan ya da vali, veya bir tv programcısı kadar Peygamberimiz saygıdeğer değil mi? Adamın kafasını bozup durmayın…

Tüm bunlar gösteriyor ki bu ülkede topla tüfekle yapamadıklarını Hz Muhammed ve kıymetli sahabesini gözden düşürerek yapmak istiyorlar. Hz Ayşe Annemize ahlaksızca iftira edenlerin ekmeğine tereyağı süren bu adamlar ne yapmak istiyor? Zaten milli yönümüz her geçen gün zayıflatılıyor, dini cihetten de dinin en başındaki ve hayatında 1 gr eğrilik bulunmayan Festekım (dosdoğru ol) fermanının mutlak uygulayıcısı büyük ahlak ve doğruluk abidesi Aziz Peygamberimizi itibarsızlaştırarak vatan parçalanmak isteniyor… Vatan gidince de din de gider özgürlük de… Etrafınıza bakın, tüm emperyalist sırtlanların sınırlarımızda çevirdiği entrikaları bir seyredin… Kendinize gelin…

Bu mevzulardaki tehlikeyi geçen yıl İl Müftü Yardımcıları toplantısında Afyon’da Sayın Başkan Mehmet Görmez’e arz etmiştim ve Diyanetin bu ve buna benzer durumlara ciddi bir şekilde el atmasını, televizyonlarda yapılan birçok tahribatın ki buna hurafeciler de dahil hepsinin hakkında tedbirler alınmasını istemiştim. Sağolsun Başkan, birçok sitemlerime katılmıştı. Söz buraya gelince biraz gecikmiş de olsa dünkü hutbenin iradı bazı usûl hataları olmakla birlikte çok yerinde ve isabetliydi.

Hulasâ; Aşağıda verdiğim Hucurat Süresinde Sevgili Peygamberimize yapılan saygısızlık ya da çiğlik ya da usûl erkân bilmeme ile ilgili Allah’ın tehdidine gelin bir göz atın.

1 - Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

2 - Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.

3 - Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

4 - (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.

Ayetlerin tefsirinden de inceleyin; Ayetlerde Allah ve elçisinin önüne geçilmesinin, Ahkam-ı ilahiyyeye gerekli hassasiyetin gösterilmeyişin, Allah ve Resûlünün huzurunda sesi yükseltmenin, Sokaktaki birine bağırırcasına “Muhammeeeeed” diye seslenenlerin amellerinin boşa gideceğine dair büyük bir ültümatom vardır.

Yani Allahın resülünden bahsederken Ona bir saygı ifadesi olarak Hazreti diyemeyen ya da Güzel Peygamberimiz, Sevgili Peygamberimiz diyerek bir edep ve saygı sıfatını oraya koyamayan lüzumsuzların halini varın siz düşünün… Kur’an ne buyuruyor “En tehbeta amalukûm” (Amellerin boşa gitmesi) hem de siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider…

Peki, bu uyarılan insanlar adam mı öldürdü, ya da fuhuş mu yaptı, ya da uyuşturucu mu kullandı da Allah amellerinizi boşa çıkarırım diye ağır bir ilahi tehditle tehdit etti. Birileri Peygamberimize saygısızca “Muhammed” dediğinde ya da sesini yükselttiğinde bir kafir için olabilecek akıbetinin aynısını Allahın elçisine hürmetsizlik yapanla aynı kefeye Rabbimiz koyuyorsa varın siz olaya Allah’ın (c.c) ne kadar önem verdiğini anlayın. Peki şimdilerde O’nu doğrudan ya da dolaylı itibarsızlaştırmaya çalışanların akıbeti ne olacak peki?

Tamam akla ve Kuran’a aykırı şeylerle mücadele et ama Hz Peygamber’e postacı muamelesi yaparak bunu yapma, aksi halde Allah o ağızlarınızı dürer sizi dünya ahret perişan eder. Biz Kurandan yine öğreniyoruz ki Yüce Allah resülünü çok sevmiş. Biz de seviyoruz… Tabi ki bu sevginin en büyük nişanesi Kuran’ın ahkâmnı hayatımıza koymamız, Onun Sünneti dediğimiz Kuranın uygulama şekli olan örnek hayatını hayatımıza yerleştirmekle mümkün olur…

Yani sizin anlayacağınız Biz, bize bu muhteşem dinin intikali noktasında canlarıyla, kanlarıyla, mallarıyla, samimiyetleriyle anıtsal bir fedâkarlık gösteren başta Aziz Peygamberimiz’e sonrasında ehl-i beytine, ashabına en azından vefa borcu olarak salât ve selam göndererek dua ediyoruz. Hatıralarını ilelebet yaşatmaya çalışıyoruz… Dört dörtlük yapamasak da Onlar gibi yaşamak için gayret edeceğiz…

İslam âleminin birçok buhranlar içinde kasıp kavrulmasının sebeplerinin de Kuran’ın ahkâmından ve Peygamberimiz’in sahih sünnetinden uzak yaşamaktan kaynaklandığını da defalarca makalelerimde söylediğim gibi işte burada bir kez daha söylemekten kendimi alamıyorum.

Not: Bundan sonra bir daha Allah-u Zülcelal Hazretlerinden bahsederken bir hürmet sıfatı beraberinde kullanmazlar ise, Peygamberimizden bahsederken de yine bir hürmet sıfatı kullanmadan konuşurlarsa ben de bundan sonra birine Mıstık, diğerine Memo, berikine Cano, bir diğerine de İsraf diye hitap edeceğim… Yani sizin anlayacağınız protokolü bırakacağım ben de kendilerine sıradan bir hitapla hitap edeceğim… Sayenizde elifi görse mertek sanacak nice cahiller, Peygamberimize sizin sayenizde hiç saygısı kalmamış, Ondan bahsederken oldukça küstah ve ukalalar... Bunun hesabını vereceksiniz elbet...

Emdirdiği sütlerle bedenimizin gelişmesini sağlayan annemiz, ekmeğini yiyrek serpildiğimiz babalarımıza gösterdiğimiz saygıya karşılık ruhlarımıza sekinet veren, bizleri dalalet gayyalarına düşmekten alıkoyan, karanlık dünyamıza bir hurşid-i Yezdan olarak doğan, dinimizi bize anlatan tebliğ eden, ahlakıyla tüm beşeriyeti kendisine hayran bırakan Peygamberimize de aynı saygının hatta daha fazlasını gösterilmesini bekliyoruz.... Aşkettin Hocayı kızdırmayın...Ben peygamberimize terbiyesizlik yapan gazetecisi, siyasisi, sanatçısı birçok hadsize Arasat şamarını yazılarımda indirdim....Kimseden korkmam...Size de indiririm...Ama sizleri diğerlerinden ayrı tutuyorum, ıslah-ı nefs edin, tevbe edin ve Allah'dan ve Peygamberimizin ruhaniyyetinden özür dileyin. Önünüze gelene müşrik deyip durmayın...

Ey Ebvâ'da yatan şefkatli ölü,
Bahçende açtı dünyanın en güzel gülü

Tüm ruhların mutlak sahibi Aziz ve Kerim olan Allah’ın sevgisi gerçek müminlerin üstünden eksik olmasın…Yüce Rabbim cennetinde bizleri sofraların en güzeli Hz Muhammed’in sofrasında buluştursun…Kana kana sohbetinden feyziyâb olalım inşallah…

Adnan Zeki BIYIK
Kırklareli Müftü Yardımcısı

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2842 defa okunmuştur
diyanet ne iş yapar
kenan özmen
DİB, ölü gömücülüğü yapmak yerine, kendisine biraz çeki düzen vermelidir. Güzel sesli, kravatlı sinekkaydı hocalarla ölü arkasından Yasin okuyacağına, kandil gecelerinde milleti uyutacağına, Yasin 70' te bahsedilen dirileri uyarmak görevini ifa etmelidir. ayrıca, hayatı boyunca firavunlarla mücade etmiş Efendimizin (as) yaptığı gibi, Tevhidden bahseden DİBnin, firavunlara hutbelerde rahmet okumak yerine, firavunları eleştirmesini bekliyoruz. Kefen bezi tüccarlarını,kıl tüccarlarını eleştirmesini bekliyoruz. Saf tutmasını bile beceremeyen millete saf tutmasını anlatamayan DİB kendisine çeki düzen vermelidir.
15 Şubat 2016 Pazartesi 10:58
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
insaf
Kenan Özmen
Sözü dönüp dolaştırıp Mustafa İslamoğlu’ na getirmişsiniz. Protokolle alakalı 2 dakikalık videoyu seyredip, ötesine berisine bakmadan, maksadını anlamadan yorum yapmış, iftiralarda bulunmuşsunuz. Mustafa İslamoğlu’ nu 1999 yılından beri tanıyan, kitaplarının tamamını okumuş, yüzlerce dersine girmiş, ailesini ve hayatını yakinen bilen biri olarak şunu çok net söylüyorum: Bırakın Allah’ a, resulüne ve ashaba saygısızlık etmeyi, aklından bile böyle bir şey geçirmeyecek kadar tevhid ehli bir insandır. Hayatını Kur’ an’ a vakfetmiş bir insandır. Böyle 2 dakikalık videolarla yorum yapmak yerine, videonun tamamını dinlemenizi tavsiye ederim. Kendisine hiç hak etmedi halde "yanmaz kefen tüccarlarının" iftiraları ve tehditlerinin atıldığı bir durumda kendisine sorulan bir soruya verdiği cevaptır o. O da insandır, etten ve kemiktendir. 2 saatlik dersin sonunda verdiği cevaptır. Yanlış anlaşılmalara sebep olacak ifadelerdir belki ancak yorum yapacağınız kişinin hayatına bakıp yorum yapınız.
15 Şubat 2016 Pazartesi 10:49
Beğendim (0)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
Hutbe hakkında
Kenan Özmen
Adnan Bey yazınızın tamamını okudum. Size sorulan sorunun cevabı yazınızda yok. Soru şuydu: "Diyanetin dünkü hutbesinde, bu konuda genel emir olmakla birlikte teferruatın Hz. Peygamber tarafından öğretildiği söylenmektedir." .. Siz konuyu cevaplamak yerine ümmiliğin anlamı üzerinde durmuşsunuz. Soru bu değil. Efendimiz (as) ibadetleri kendisi mi belirledi yoksa rabbimiz mi? Cumada, kravatlı, sinekkaydı ehli sünnet imam efendinin okuduğu Hutbeden, efendimizin (as) ibadetlerin şekillerini belirleme, helal-haram koyma ve şefaat etme yetkisi olduğunu öğreniyoruz. –haşa- Bir de “Sakın sizden birinizi, emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine iletildiğinde, köşesine yaslanmış olarak cahilce, ‘Biz Allah’ın Kitabı’nda ne bulursak ona uyarız; hadis tanımayız!’ derken bulmayayım!” şeklinde baştan aşağı uydurma hadisle perçinlemiş bir hutbe. Allah aşkına bu hutbenin neresini düzeltelim? Bu hutbenin savunulacak tarafı var mı?
15 Şubat 2016 Pazartesi 10:31
Beğendim (0)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
Teşekkür
Mualla Öner
Eline koluna gönlüne sağlık Adnan Hocam, Allah sizin gibi din hocalarımızın sayısını artırsın. Peygamberimize saygısızlık yapanların da cezasını versin.
15 Şubat 2016 Pazartesi 10:20
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Mistikbel
Adem küçük
Türkiye cokerse ehli sünnet çöker! Bu çok bilmisler ehli sünnete zerre kadar zarar veremezler.
14 Şubat 2016 Pazar 17:43
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri