Bir yılın yorgunluğu

Benim için tatil zamanı geldi de geçti bile. Ramazan ufukta göründüğüne göre bundan böyle daha fazla bir şansım da kalmıyor. Oysa tatile o kadar ihtiyacım var ki...

Herkes için tatil ihtiyacının kendini belli etmesi farklı olabilir, ama benim için neredeyse tek ölçü var: Birkaç günlüğüne bile olsa kepenkleri kapatma zamanım geldiğini yanlışlarımdan anlıyorum ben. Yanlışım bazen bir harf, bazen bir tarih olabiliyor, ara sıra da isimleri karıştırıyorum. Normalde yapmayacağım şeyler işte... Kalemimden kâğıda sıçrayıp göz ve mantık denetimimden kaçıveriyor.

Ertesi gün kimse fark etmese bile ben görüyorum yanlışımı ve kendi kendime "Tatile çıkma zamanın geldi" diye söyleniyorum.

Tatil, yani yazısız geçirilen birkaç gün... Mekân ve insan unsuru olarak alışılmış çevrenin dışına çıkmak... İnsan alışılmışın dışına çıkmak istese ve tedbirini de alsa, yine de alışkanlıklarını terk edemiyor. Kitap okumak meselâ; evet, o kalın ciltli bilimsel kitapları arkamda bırakarak çıkıyorum tatile, ama geçirdiğim her gün yine elimden kitap düşmüyor.

Farklı romanlar okuyorum tatilde...

Geçen yıl Japonya'nın ünlü romancısı Haruki Murakami'nin fantastik ögelerle süslü bir romanıydı tatil kitabım... Hayallerle gerçeklerin birbirine geçtiği, insanların fazla konuşmadığı bir dünyada kedilerin konuşabildiği, ya da hiç değilse fazla konuşmayan bir kişinin kedilerin konuşmalarını anlayabildiği başka bir boyut...

Bayağı iyi gelmişti Murakami...

Yola çıkacağım diye hazırladığım çantamın bir yerinde 'Kindle'ım, onun belleğinde de beni farklı boyutlara taşıyacak en az birkaç roman duruyor, her ihtimale karşı... Ancak ben tam üç haftadır tatilimi bir sonraki haftaya erteleyip duruyorum.

Doğru dürüst bir sebebim de olmaksızın...

Bir sebep, gündemin yoğunluğu elbette. Gazetelerde yazmak belli bir sorumluluk da yüklüyor bunu yapan insana. Heyecanlı bir filmin en gerilimli sahnesinde sinemayı terk etmek gibi bir şey yüklü gündemde tatile çıkmak. Okuyucu açısından da filmde heyecan doruktayken elektriklerin kesilmesine benzetiyorum, herkesin "Ne oluyoruz?" sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığı bir ortamda yazarın tatile çıkmasını...

Nitekim, her yıl bu zamanlarda bir yerlere kaçan, yaz tatilini asla ihmal etmeyen meslektaşlar da köşelerini koruyorlar. Belki tatildeler, yazının başına oturmadan az önce vücutlarını serin sulardan çıkardılar, yaz dostlarıyla eğlenceli bir sofra başında geçirdikleri hoş bir öğle yemeği sonrasının rehaveti var üzerlerinde... Olsun, köşeler her yıldan farklı olarak pek tatile çıkmadı bu yıl...

Kimi 'Balyoz' operasyonu sanıkları hatırına tatil yapmıyor, kimi ise referandum yüzünden...

Önceden itiraf ettiğim üzre çökmemiş olsaydı "Balyoz, iktidara yakıştıramadığı Ak Parti'yi devirmek üzere Washington'un başlattığı bir darbe operasyonuydu" tezim, tırnağını dişine takmış büyük bir mücadele veren meslektaşları o pespektiften değerlendirebilecektim. Kendilerine 'ulusalcı' da deseler, her darbe öncesinde okurlarını beklentiye sokan, darbe sonrasında darbenin yerleşmesini sağlayıcı yazılar kaleme alanların esas bağlı oldukları adrese de ışık tutacaktı şimdilerde sergiledikleri çaba.

Tez ortada, ama doğruluğu savcılarla yargıçların yeniden tutuklama kararıyla suya düştü.

Referandum var diye tatile çıkmayanlar bir gerçeği anlamış bulunuyor: Halkın anayasa değişikliği paketi için 'Evet' oyu kullanması, ülkemizde 27 Mayıs 1960 tarihinden beri varlığını sürdüren olağanüstü siyasi hal rejiminin sona ermesi demek... Yalnız bazı hak ve özgürlükler artmıyor değişikliklerle, Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yeni yapılara kavuşmasıyla yargı düzeni de bir hukuk devletinde olması gerekene yaklaşıyor.

Kariyerlerini 'özürlü demokrasi' içinde kurmuş olanlar için yolun sonu demek bu...

27 Mayıs sonrasında, ihtilâlciler, bir bankanın kendilerine sağladığı imkânları kullanarak 'Öncü' adıyla bir gazete çıkartmışlardı. Bugün gazetelerde ağırlık teşkil eden o günlerde de faal insanlar (sayıları hiç de az değil bunların) 'Öncü' kadrosundan... Şimdilerde gazeteler ve televizyonlarda ön planda olanların çoğu ya o kadrodandır, ya da o kadrodan olanların el verdikleri...

Medyadaki bu düzen de değişir endişesiyle tatili unutmuş, fazla mesai yapıyorlar...

Böyle bir ortamda nasıl olur da "Hadi bana müsaade" derim diye düşünüp duruyorum ve bir türlü tatile çıkamıyorum. Oysa tatil hem beden için, hem de zihin için gerekli.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.