Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatih AYDIN

ARAP ZEMHERİSİ

23 Ekim 2011 Pazar

Ana kuzularımızı toprağa verdiğimiz günün ertesinde dünya televizyonlarına düşen görüntüler kanımızı bir kez daha dondurdu. Libya’nın -kendini kudretli sanan akıldan zayi- lideri Albay Muammer Kaddafi öldürülmüştü.

Kaddafi, zalim bir adamdı. Daha düne kadar asardı keserdi. Tam 42 sene ülkeyi yönetti. Kendine özgü bir deli cesareti, hatta yeşil kitap diye bir deli saçması bile vardı. Gittiği her yere bedevi çadırını da götürür, insanlara tepeden bakardı.  

Kaddafi'ye, Türkiye Başbakanı Necmettin Erbakan ile yaptığı görüşme öncesi, dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i kendisine yönelik suikast hazırlığı yapan CIA ekibi içinde gösteren düzmece bir rapor sızdırıldığı ve rapora aldanan Kaddafi’nin 06 Ekim 1996 tarihli ziyarette Erbakan'ı ‘’fırçaladığı’’ basınımızda sıklıkla yer aldı. Giresun Bölge Komutanı ve Ergenekon Davası sanığı Veli KÜÇÜK’ün evinde bulunduğu iddia edilen düzmece raporun sonucunda ortaya çıkan bu ‘’fırça’’ olayının, ülkemizde 28 Şubat Postmodern darbesini tetiklediği iddia edildi (http://www.habername.com/haber/kaddafi-erbakan-28-subat-22782.htm). Dolayısı ile Kaddafi’nin kibirli kişiliği, nezaketi ile bilinen rahmetli Erbakan Hoca üzerinden ülkemizin bile kaderini etkilemişti.

Devrik Libya Lideri ülkesinde de demir yumruktu. Libya’da kanun demek Kaddafi demekti. Medyada çıkan haberlerden anlaşılan bu hususu, 1980’li yıllarda Libya’da görev yapan çok yakın bir akrabamın ifadelerinden de teyit ettim. Öte yandan, Kaddafi ailesinin salaş yaşamı, oğullarının karıştığı kanunsuz ve ahlak dışı olaylar neredeyse tüm dünyanın bildiği sıradan olaylardı.

Buraya kadar anlattıklarımızdan da anlaşılacağı üzere Kaddafi zalim bir adamdı. Halkına zulmeden, hiç ölmeyeceğini sanan, tepeden tırnağa iktidar hırsı ile dolu bir adamdı. Böyle bir adamın Hâk (C.C.) ile buluşması da elbette ki buna göre olacaktı:

‘’Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor (İbrahim Süresi Ayet:42).’’

Ancak önceki gün TV ekranlarında gördüklerimiz ‘’Allah-ü Ekber’’ nidaları arasında Allah’a isyan görüntüleri ile doluydu. Kaddafi’nin döneminde kafalarına göre Libya’yı sömüremeyen Fransa, İngiltere ve ABD ‘nin yanı sıra, dünya siyasetinde var olma gayreti ile trene koşarak binen Türkiye’nin desteklediği operasyonlarla iktidardan indirilen Muammer Kaddafi, ne yaptığını bilmeyen düzensiz bir grup çapulcunun ‘’insanlıktan nasibini almamış’’ davranışları sonucu hayatını kaybetti.

Görüntüler, 42 sene bir ülkeyi yönetmiş kişiye o vahşeti yapanların, fırsatını bulduklarında veya Kaddafi’nin yerinde olmaları durumunda aynı şekilde davranacaklarının kanıtıydı. Yani zalim Kaddafi’den hiçbir farkları kalmamıştı.

Kanlar içinde sürüklenen, hatta -Flash TV’nin 21 Ekim 2011 tarihli ana haber bülteninde belirtildiğine göre- livata tacizine maruz kalan bitkin bir liderin ayakkabı topuğu ile dövülüp, evlilik yüzüğü çalınarak küfürler eşliğinde aşağılanması, üstelik bütün bunların tekbirler eşliğinde yapılması, bir müslümanın diğer bir müslümana karşı bile nasıl cani olabileceğini göstermiş oldu. Oysa İslam dini ‘’aman dileyene’’ aman verir, amansızca zulmedin demez. Yeryüzü tarihinde meydana gelen savaşların hukuku bakımından değerlendirildiğinde ‘’beyaz bayrak kaldırmış ve teslim olmuş düşmana’’ zarar verilmez. Esir almak, yargılamak gibi prosedürler uygulanır. Esir almadılar, yargılayıp sorgulamadılar, işkence ile öldürdüler.

Kaddafi’nin öldürülmesi bir vahşet örneğidir. Kaddafi’yi öldürenler hunharca bir cinayet işlemiştir. Bakalım Kaddafi’yi öldürerek zafer kazandığını düşünen Libya’lılar, ülkelerini dünyanın sömürüsünden kurtarabilecekler mi? Bakalım elini kolunu sallayarak Libya’ya girmesine izin verdikleri birtakım ülkelerin kendilerini yiyip bitirmelerini engelleyebilecekler mi? Yoksa Irak gibi tüm dünyaya rezil rusva mı olacaklar?

Kaddafi cinayetinin suç ortakları ülkelere gelince… Özellikle Fransa çok hevesli davrandı. Kaddafi’nin İtalya ile yaptığı muhtelif anlaşmaların kıskançlığı ve saldırganlığı ile hareket etti. İnsanın aklından bin türlü soru geçiyor. Daha düne kadar Eyfel’in yanıbaşında şatafatlı Kaddafi çadırına izin veren Fransa değil miydi? Libya’lı diktatör şimdi demokratik değildi de o zaman daha mı demokrattı?

Aslına bakarsanız ‘’Arap Baharı’’ denilen bu hareketlenmelerin yaşandığı coğrafyalarda sürü ile uğraşmayanlar bugüne kadar hep ‘’çoban’’ ile uğraştılar. Kendi adamlarını iktidara getirdiler, işlerine yaramadıklarını düşündükleri anda iplerini çekiverdiler.

Dünyada şaşa içinde yaşam süren diktatörlerin, bu hayatlarına karşılık, ülkelerinin kaynaklarını ve sair zenginliklerini müstemleke devletlerine peşkeş çekmelerine alışkınız. Muammer Kaddafi'nin, bu profilin dışına çıkan yani şatafatlı yaşayan ancak ülke kaynaklarını kullandırmayan bir lider olduğu için mi ipi çekildi bilinmez. Çünkü -Mübarek, Zeynel Abidin Bin Ali, Hafız Esed, Saddam Hüseyin ve diğerlerinde olduğu gibi- diktatörler  ‘’kontrol altında olmayı kabul ettiği sürece’’ el üstünde tutulur.

Sonuç olarak, bu vahşi görüntüleri sergilemek yerine, Kaddafi canlı olarak yakalandıktan sonra yargılanarak hak ettiği cezaya çarptırılmalıydı.

Çıkar ilişkileri nedeniyle diktatör Kaddafi’ye 42 sene göz yuman demokrasi havarisi ülkeler ve onların ‘’zeka ve vicdan yoksunu’’ liderlerinin kanlar içinde sürüklenen Kaddafi görüntüleri karşısında kına yaktıklarına şüphe yok. Oval Ofis sabıkalısı Bill Clinton’un eşi olan ABD Dışişleri Bakanı Hillary’nin Kaddafi’nin öldürülüşünü izlerken çıkardığı garip ‘’voavvv’’ sesi bunun en güzel ispatıydı.

Hem kendi liderleri hem de dış ülkeler tarafından her fırsatta ezilen Libya Halkı’nın, Arap Baharı yerine ‘’Arap Zemherisi’’ yaşamamasını diliyoruz.

Muammer Kaddafi’nin hazin sonunu izlerken bir kez daha İbrahim Süresinin 42’nci ayetini hatırlıyoruz:

''Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.’’

Tekrar buluşuncaya kadar, yüzünüzden tebessüm, yüreğinizden sevgi eksik olmasın efendim.

Hoşça bakın zatınıza…

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3862 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri