Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Şair-Yazar Selahattin Yılmaz ile kalemi üzerine...

12 Nisan 2016 Salı

Dünyadaki tüm çocukların doyması uğruna, açlıktan ölmeye razıyım.

Şair-Yazar Selahattin YILMAZ

 

...Ve nedense herkes bana iyi davranıyor! Her vakit azarlayan gardiyanlar bile, bir anda melek gibi oldular hayret! Onlar bana böyle iyi davrandıkça korkuyorum ben! 

"Kurtuluşun yok, buraya kadar." Demenin, bir diğer yolu aslında bu iyilikler. Asılmaya an kalmış birine nasıl iyi davranılıyorsa, herkes birbirine böyle davransa, sanırım hiç suçlu olmayacak ve hiç kimse ben gibi asılmak zorunda kalmayacaktı. Öyle değil mi anne?

 

Kıymetli bir dostu ağırlıyorum bu hafta, yukarda okuduğunuz paragrafın yazarını… Sevgili Selahattin, annem şiiriyle beni hüzünlendiren yazdığı öykülerle muhakkak ağlatan bir kalem…  Yetim büyümesine rağmen kalemini yetim bırakmayan bir edebiyatsever…

Yeni çıkan eseri “Kara Trenin Kaçak Yolcuları’nda ne kadar ağladığımı ifade etsem yadırgamazsınız herhalde.

Kendisiyle bir söyleşi yapmak istedim, sağ olsun kırmadı.

-Hoş geldiniz kıymetli yazarım, bize kendinizi tanıtır mısınız?

  Hoş bulduk Fatma Hanım. Öncelikle şunu belirtmek isterim. Sizin gibi edebiyata gönül vermiş ve her gittiği şehre, sanata olan katkılarından dolayı Cemre misali çiçekler götürmüş bir üstat ile söyleşi yapmak bana büyük heyecan verir. Kitaplarınızı büyük bir keyifle okuyorum.

    Adana’da dünyaya gelmişim. Henüz bir yaşımdayken babam hayata gözlerini yummuş. Ve ben o günden beri babasızlığımı alıp zulama, yaşamaya çalışıyorum. Kitap okumayı ve yazı yazmayı çok seviyorum. Şiir ve öykülerimi çok küçük yaşlarda yazmaya başladım. Aşırı duygusal bir yapım vardır.

Dünyadaki tüm çocukların doyması uğruna, açlıktan ölmeye razıyım.

 

Yazmaya küçük yaşlarda başladınız, sizi kalemle buluşturan asıl sebep neydi?

Fatma Hanım ben konuşmayı fazla sevmeyen, içine kapanık bir çocuktum. Hala da öyle olduğum söylenebilir. Her hangi bir muhabbet ortamında konuşmaktan çok dinlemeyi tercih ederim. Sonra yalnız kaldığımda o günkü konuşmaları ve gün içinde yaşadıklarımı kafamda harmanlayıp şiirleştiriyor veya öyküleştiriyorum. Dışarıdan bakıldığında çok sessiz biriyim ama içimde avazı çıktığı kadar bağıran bir ben var. Ve anlaşılabilmek için de sıkça yazıyorum.

 

 

-Mesleğiniz yorucu mu ilham verici mi? Biraz bahseder misiniz?

Özel bir şirkette eksperlik yapıyorum. Yani kalite kontrol biriminde çalışıyorum. Bol bol düşünmeye ve yazmaya zamanım var. Ama görevli olduğum ortam çok da ilham verici değil. Ayrıca yazabilmem için sakin bir yer olması da şart değil. İnsanları incelemeyi ve onlar üzerinde tahliller yapmayı seviyorum.

 

 

-Aileniz, çevreniz size ne kadar destek oluyor, onların desteklerinin size verdiği gücü bizimle paylaşır mısınız?

Dediğim gibi ailem dâhil çevremdeki tüm insanların davranışlarından psikolojik tahliller yapmaya çalışıyorum. Onlar bana manevi olarak destek oluyorlar ya da o desteği ben onlardan alıyorum. Bir çocuğun çektiği çileyi anlatırken mesela, onunla beraber dişlerimi sıkıyor, onunla yağmurda ıslanıyorum. Ölen köpeğine üzülüp yemek yemediği zaman bende aç kalıyorum. Öykülerimin birçoğunu oluştururken ağlamışımdır. Eğer bir dağ anlatıyorsam veya köy, ırmak; sevdiğini alamayan âşık, evine ekmek götüremeyen bir baba... O an yazmıyor yaşıyorum adeta. O dağda kayboluyor, o ırmakta boğuluyorum. O aşığın titreyen yüreğinden sızan kan oluyorum. Ağaçtan düşen yaprak, bir babanın alın terini yutan toprak oluyorum.

Türkiye’de okuma oranı az ama biz mücadelemizi hiç kaybetmiyoruz. Sizce neden az okuyoruz?

Bunun ekonomik ve sosyal devlet yapısıyla elbette ki ilgisi yadsınamaz. Ama asıl mesele şu ki, zor olanı sevmiyoruz. Kitap okumak birçok kişiye sıkıcı gelmektedir. Birileri okursa dinleriz belki ama çok azımız okuruz. Internet kullanımının yaygınlaştığı şu günlerde kitap okuyacak kişi bulmak ne yazık ki zorlaştı. Internet koptuğu an, nefesi daralıyor insanların. Yazık! Bir çiçeği tanımak için internetten araştırma yapmaktan ziyade, girerim bahçeme veya çıkarım dağlara, parklara koklaya koklaya incelerim ben. Internet kullanımı bilinçli olursa faydalı tabi ki ama zararları da yadsınamaz. Her şeyin bir gerekliliği olduğu kadar fazlasıysa zarardır diyelim. Ben şahsen bir kitabı açıp sayfaların kokusunu buram buram içime çekerek okumayı tercih ederim.

Küçük bir anımı anlatayım size. İş çıkışı eve gidiyordum. Karşıma bir çocuk çıkıverdi. Elinde tuttuğu öykü kitabını bana uzatarak "amca kitap alır mısın?" siye sordu bana. Ben de çocuğun söylediği fiyatın biraz fazlasını ödeyerek aldım kitabı. Sokağı dönecekken, çocuğun arkadaşlarına seslenmesiyle durdum ve dönüp izlemeye başladım. Şöyle bağırıyordu çocuk. "internetteki oyun için para buldum, hadi gidip oynayalım." Beni kandırmıştı. Ama kandırılan hangimizdik tartışılır! 

Çok üzücüydü. Peki, ağlamayı kesiyor ve sormaya devam ediyorum. Birçok öykü birinciliğiniz var. Selahattin yılmaz öyküsünü nasıl yazar? Bir öykünün oluşum aşamasını bizimle paylaşır mısınız?

Yazmadan önce kafamda kurgularım. Öykünün kahramanı asılacaksa, daha yazarken ilmek benim boynumu sıkar. Bir nehirde yüzecekse, “bu su da nerden geldi, evin içinde kim beni ıslattı?” diye etrafıma bakarım. Çiftliğin kapısında elinde kırbacıyla bekleyen, Maraba ya kızmış bir köy ağasını anlatıyorsam, ondan önce ben dişlerimi sıkıyor, küfürler savuruyorum.

Şairlik mi yazarlık mı desem ne dersiniz?

İkisi de birbirini tamamlıyor bence. Şair öyküyü veya romanı daha şairane yazar. Öykücü ise yazacaklarını oluştururken farkında olmadan şiirin sokaklarında dolaşır.

 

Örnek aldığınız kalemini beğendiğiniz ve “Keşke böyle yazabilseydim” diyebileceğiniz kişilerden birkaç isim alabilir miyiz?

Başta Yaşar KEMAL, sonra Fakir BAYKURT, Nazım HİKMET, Necip Fazıl KISAKÜREK, batı edebiyatından Victor HUGO, Charles BUKOWSKİ...

 

Selahattin Yılmaz’ın on yıl sonra olmak istediği yer neresi? Edebiyat alanında ne gibi projeleri var?

Şiir ve öykü kitapları yazmaya devam etmek istiyorum. Bu günlerde çocuk öyküleri yazmayı düşünüyorum ama bu büyük bir sorumluluk olduğu için önce araştırmalar yapmayı düşünüyorum. Yazdıklarımı yazmış olmak için değil, olumlu mesajlar vermek ve edebiyat adına doyurucu olmak için yazmalıyım. Tek hayalim büyüyünce iyi bir romancı olmak. (Gülüyoruz.)

Kitap isimleriniz farklı geliyor bana… İsim koymak elbette zor, siz eserlerinizde zorlandınız mı?

İlginç isimler bulmak benim için kabiliyet diyelim. Yazmış olduğum bir şiirin veya öykünün önermesini yapabilen isimler olmalı. Ve bir merak uyandırmalı diye düşünüyorum. Hiç zorlanmadan o esere uygun isimler bulabiliyorum. Eserim bittikten sonra hadi buna bir isim vereyim diyorum. Ve yeni doğan eserimin -çocuğumun- ismi oluşuveriyor.

Bu kadar şiirden konuşmuşken bir şiirinizi okurlarımızla paylaşalım dilerseniz.

 

Elbette…

Sırtımda senden yana bir hançer saplı iken

Söyle kurban olduğum kimlere inanayım

Canımdan can bildiğim içten hesaplı iken

Ben bu dertli başımla kimlere yaslanayım

 

İhanetin yükünü yıktın üstüme fakat

Bu hassas ruhum ile ben nasıl dayanayım

Kolumu kanadımı kırdın koymadın takat

Yaktıkça yaktın beni daha nasıl yanayım

 

Düşmanım bal sunsa da razı gelmem inan ki

Dosttan gelen ekmeği zehirlere banayım

Bir Kerbela düşünde elinde testi sanki

Bölüş de can suyunu içe içe kanayım

 

Fedakârlıksa eğer dost olmanın ilk şartı

Sen bir adım atıver ben canımı sunayım

Dostluğun kıymetini tartamaz hiç bir tartı

Aç gönül kapısını sevmekten usanayım.

Çok güzeldi. Kalemin daim olsun şairim. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim, var olun. Nice eserlere diyerek 5 Mayıs İvrindi şiir dinletimizde görüşmek üzere saygılar sunuyorum.

Ben teşekkür ederim sevgili hocam. O onur bana ait.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3032 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri