Şanslı Masada Oturanı Tanıyorsunuz

Türkiye’de 2000’e yakın radyo ve televizyon yayın yapıyor. Yerel, bölgesel ve ulusal bu kadar medya organının varlığı çok seslilik ve fikirlerin özgürce ifade edilebilmesi bakımından ülkemizin dünyada eşine az rastlanacak kadar ileri bir noktada olduğunu gösteriyor.

Bu kadar televizyon ve radyonun yayınlarını sürdürebiliyor olması, onların ayakta kalmasına yetecek kadar müşterinin ve reklam imkânlarının bulunduğunu düşündürüyor ki, bu da ülkemiz için sevinilecek bir gelişmişlik göstergesi.

Bunca ses, görüntü ve mesaj arz edilirken sunulanlara kulak veren, izleyen ve takip eden bir kitlenin varlığı da gayet açık bir gerçeklik.

İzleyici ve dinleyici olarak bizlerin kayda değer zorluklarımız da var. Onların başında ise, vaktimizin sınırlı olması sebebiyle bu kadar yayın arasından ancak seçtiğimiz bazı programları izleyebiliriz.

Benim düzenli takip etmek için hem vakit bulamadığım hem de gerek görmediğim bir programdan bahsetmek istiyorum: Şanslı Masa.

Kanal D’de kısa bir süre önce yayına başlayan bu programın nasıl bir içerikle hazırlandığını merak ettiğimden geçtiğimiz günlerde bir bölümünü izledim.

Programın yapımcıları televizyonun web sitesinde şöyle tarif etmişler Şanslı Masa’yı;

“Sinan Çalışkanoğlu ve Orçun Kaptan’ın moderatörlüğünü yaptıkları programda; bir mekânda, şanslı masayı seçip kameralarını gizleyen ekip, partneriyle birlikte yarışmacıyı belirliyor. Ve ansızın yarışmacıyı çağırıp, partnerinin haberi olmadan ona bir kulaklık veriyor. Bu sayede yarışmacı ile iletişim kuruluyor. Yarışmacıya görevler veriliyor ve akabinde de yarışma başlıyor. Yarışmacılar bazen karşısındakine yalanlar söylüyor, bazen de restoranın içinde şarkılar söylüyor. Karşısındakinin tahammül sınırlarını zorlayan yarışmacılar, etapları tamamlayıp büyük ödüle ulaşmaya çalışıyor. Ama bu sırada bunu sadece o biliyor. Bütün etapları geçen yarışmacı 5 bin TL’lik ödülün de sahibi oluyor…”

İzlediğim bölümde Nilüfer isimli yarışmacı hanımın, karşısında oturan ve birlikte yemek yedikleri tanıdığını nasıl şaşırttığına, onu nasıl çileden çıkardığına şahit olduk. Nilüfer ablasından sürekli tutarsız, şaşırtıcı ve akla ziyan sözler dinleyen, hareketler gören genç kadın bir ara yaşadığı şokun tesiriyle ağlamaya başladı. Zira masaya getirilen tabancayı eline alan Nilüfer ablası kocasını öldüreceğini söyledikten sonra, silahı karşısında bulunan genç kadına doğrultarak (tam da kulağına söylediği gibi), “Bana engel olmaya kalkma seni de öldürürüm!” diyordu.

Yarışmacı kadın kulağına söyleneni ne kadar başarılı bir şekilde uygularsa, yarışmanın etaplarını o kadar hızlı geçiyor. Yarışmacı, “Şu an 1500 TL’yi hak etmiş bulunuyorsunuz, böyle devam edin, şimdi 2500 TL için yarışacaksınız..” gibi ifadelerle sürekli yönlendiriyor.

Yarışmacı kâh yumruğunu masaya vuruyor, kâh partneri ile bilek güreşi yapıyor. Lokantada bulunan müşterilerin şaşkın bakışları arasında, Nilüfer ablası yüzünden rezil olan genç kadın bir an önce kalkıp gitmeyi zaman zaman denese de –yarışmanın tamamlanabilmesi için-  Nilüfer hanım kalkıp gitmeyi kabul etmeyip durumu düzeltmeye yarayacak cümleler kuruyor, muhatabını bir nebze rahatlatıyor.

Ne var ki, dakikalar ilerledikçe her şeyden habersiz partnerin sinirleri boşalıyor, hayret, dehşet, endişe, korku gibi birbirine zıt duyguları peş peşe yaşamaya devam ediyor.

Partnerin korku içerisinde ağladığını da izledikten sonra programın görevlileri ortaya çıkarak durumu izaha çalışıyorlar.

Ne ki, partner genç kadının yüz ifadelerine yansıyan hayret, hayal kırıklığı, korku ve öfke yatışmıyor.

Onun bakışlarındaki ifade tahlil edilseydi, Nilüfer ablası ve program ekibi için gönlünden geçirdiği cümlenin şöyle olduğu tespit edilirdi; “Sizin yaptığınız eşek şakası. Beni iğrenç emellerinize niçin alet ettiniz?”

Bu yarışmayı izleyince CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşünmekten kendimi alamadım. Onun hızlı değişen tavırları, kürsüde söylediğini aşağı iner inmez düzeltmeye çalışmaları, ani iniş çıkışları ile karşısındaki milyonlarca vatandaşı, seçmeni, siyasi rakiplerini ve sevenlerini nasıl şaşırttığını -hatta şoke ettiğini- takip ettikçe, “şanslı masa”da oturanın kim olduğu konusunda tereddüdüm kalmadı.

Kılıçdaroğlu’na yakın çevresi sürekli bir şeyler söylüyordur elbette. Bütün liderlere danışman kadroları, kurmay heyetindeki yakınları elbette tavsiye, telkin ya da teklifte bulunuyorlardır.

Fakat Kılıçdaroğlu dışında başka hiçbir lider çevresinin telkinlerini bu kadar hızlı alıp uygulayamıyor.

Kemal beyin yaptıklarının bir kısmı tamamen kendi orijinal fikirleri olabilir. Öyle ya da böyle Kemal beyin hızlı değişim ve manevraları herkesin başını döndürüyor.

12 Haziran akşamı onun büyük ödülü alıp almadığını, yarışmanın kazananının kim olduğunu göreceğiz.

Ondan bu millete acımasını bekliyoruz. Bu kadar hızlı fikir ve tavır değişikliği, onu izleyenlere birbirine dağlar kadar zıt duygular yaşatıyor. Nerede ağlayıp nerede güleceklerini karıştırır hale geldiler.

Onun, bir ilkokul öğrencisine, “Sevgilin var mı, dikkat et senin de kasetin çıkmasın” hatırlatması gibi dâhiyane diyaloglarını seçmen artık kaldıramaz hale geldi.

İki hafta sonra yarışmanın sonucu belli olacak.

Diğerleri gibi Kemal beyin de yarışması bitecek.

Kamuoyu yoklamaları ve işaretler gösteriyor ki, Kılıçdaroğlu seçim akşamı “şanslı masa”dan kalkacak, milletin “Kemal’le imtihanı” da bitmiş olacak.

Kemal bey gittiği her yerde adımı anıyor, “Recep bey, Recep bey” diyor, ben de bu kadar çağrıya cevap verip bir “Kemal bey” yazısı yazayım dedim.

Şimdiden, seçimlerin sonucunun milletimize hayırlı olmasını dilerim.

gumuslale@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum