Bangladeş Kurban Gezi Notları

Bangladeş'in Daka şehrine vardığımda, önümüzdeki 5 gün boyunca mihmandarlığımı yapacak olan arkadaşın sıcak kanlı ve her an yardım etmeye hazır biri olması rahatlamama neden olmuştu.

 Daka şehri, günde 12 saat bazen 14 saat çalışan ayda 50 dolar kazanan yüzbinlerce modern zaman kölesinin pedal çevirdiği bir şehir. Benzin gerektirmeyen bu araç hem ucuz hem de pratik . Bu yüzden bir çok insan gündelik kısa yolculuklarında bu araçları tercih ediyor.  

 Bu olumsuz manzaranın olumlu yanı, ucuz iş gücünün olmasından ötürü  işletme maliyetlerini düşürmek isteyen çok uluslu şirketler tarafından Bangladeş'in çekim merkezi haline gelmiş olması. Bir zamanlar Çin, ucuz iş gücüne sahip bir ülke olduğu için çok fazla  tercih ediliyordu. Zaman içinde ekonomik iyileşme dolayısıyla her geçen gün artan işletme maliyetleri bir çok yatırımcı grubun yavaş yavaş Çin'den Bangladeş'e kaymasına neden oldu. Çok uluslu  şirketlerin fabrikalarını açtıkları yeni bakir alanın Bangladeş olması, ülkenin geleceği açısından umut verici bir gelişme gibi görünüyor.

 banglades_kurban_03[1].jpg

Kilometre kare başına en çok insanın düştüğü ülkelerden biri olan Bangladeş'in ve Daka şehrinin  genel görüntüsünü iki kelimeyle özetleyebilmek mümkün :  Kaos ve keşmekeş...

 Yeni bitmiş binalarda, bina bittikten sonra bu olmamış deyip sonradan eklenmiş gibi görünen absürt girinti ya da çıkıntılar,  yahut  herhangi bir üst geçitten geçerken iple bağlanıp aşağı sarkıtılmış ve normal şartlar altında ancak 100 yılda o kadar kirlenebileceğini tahmin ettiğim pet şişe görüntüleri, yarı bisiklet yarı fayton "alamet" gibi görünen taşıma araçları, kalbura dönmüş ara yollar, kirli paslı dükkan görüntüleri, bir deri bir kemik kalmış bisiklet sürücüleri, şehrin genel görüntüsünü tamamlayan toz bulutu ve tabiki kulakları sağır eden hiç durmadan çalan klakson seslerinin yarattığı muhteşem senfoni... Tüm bunlar, insana dün ne yediğini unutturacak cinsten ok edici" bir karşılama töreniydi sanki .

 banglades_kurban_06[1].jpg

Karman çorman pislik içindeki caddelerden, her yeri çöplerle dolup taşan sokak aralarına girdiğimde, kirden pastan görünmez hale gelmiş, renkleri değişmiş dükkan ve ev manzaralarını her gördüğümde,  ister istemez şu soru aklıma geldi; “Tüm bunlar fakirliğin tabii sonucu mudur yoksa bilinçli bir tercihten kaynaklanan yaşam şeklinin toplum hayatına yansıması mıdır?

 Tüm bu kaosla ve keşmekeşle tezat oluşturan ülkenin bitki örtüsü ve her yerinden bereket fışkıran topraklar, bir zamanlar bu ülkede bazı  insanların nasıl olup da açlıktan ölebildiği sorusunu sormamazı neden oluyor. Daka'dan Çitagong'a yaptığımız uçak yolculuğundan sonra kurban kesilecek alana kadar süren 4,5 saatlik kara yolculuğunda, göz alabildiğine uzanan pirinç tarlaları, muz ağaçları ve devasa boyutta palmiye ağaçlarının oluşturduğu muhteşem görüntü, ülke genelinde yaşanan sefaleti örten tabii bir battaniye gibiydi adeta...

 Kurban kesimi," Asya'nın Filistinliler'i" olarak değerlendirebileceğimiz Arakanlılar'ın yoğun olarak yaşadığı yerlerde yapıldı.

 Arakanlılar, Burma Cuntası tarafından (Şimdi bu bölgeye Miyanmar deniyor) baskı altına alınan, zulme uğrayan, sistematik olarak psikolojik ve bedensel işkencelere tabi tutulmuş, zaman zaman da kitlesel katliamlarla yıldırılıp göçe zorlanmış bir millet.

 Bangladeş zaten kendi kendine yeten bir ülke değil. Arakan mültecileri belki de bu yüzden sığınmacıdan (mülteci) çok ‘sığıntı’ olarak algılanmış ve geldikleri yere geri gönderilmeye çalışılmış bir topluluk. Kendi yaşadıkları topraklardan sürülen ve göçe zorlanan Arakanlılar'ın dramı, konuya sahip çıkan ülkelerin olmamasından dolayı dünya medyasının gündemine ya çok az gelmiş ya da hiç gelmemiş. Bu da yaşanan trajedinin, şiddetinin artmasına, süresinin uzamasına neden olmuş.

 Bangladeş'in tamamında 300 000 civarında Arakanlı mülteci yaşıyor. Bu mültecilerden “Cox’s Bazaar” bölgesinde resmi olarak tescil edilmemiş 15.000 kişinin yaşadığı bir yerleşim yerinde  kurban kesimi yaptık. 

 Kesim yapığımız yerleşim yeri, daha çok kırsal alanda oluşmuş bir “getto” gibi görünüyordu. Çok dar bir alanda yüksek nüfus yoğunluğu olan bu yerleşim alanı 10-15 m2'lik küçük binlerce barakanın birleşmesinden oluşan bir yaşam alanıydı. Ya da yaşamaya çalışanların desek daha doğru bir tanımlama yapmış oluruz. Barakalarda ortalama 7-8 kişinin yaşadığı, kanalizasyonların bazı yerlerde açıktan aktığı, tuvaletlerin ortak kullanıldığı,  temiz suyun olmadığı, olan suyun da çoğu zaman akmadığı genel anlamıyla sefaletin, insani yaşam koşullarının olmadığı bir yerdi Cox’s Bazaar bölgesi.

 Bangladeş vatandaşlarının iş bulmakta zorlandığı ya da bulduğu işlerde günde ‘1 dolar ücretle’ çalışmaya hazır olduğu  yüzmilyonların yaşadığı bu ülkede, sonradan gelen itilip kakılmış ve “sığıntı” olarak algılanan insan kitlelerinin, iş bulup para kazanmasını düşünmenin fazlasıyla iyimserlik olacağına şühpe yok.

Büyük çoğunluğu işsiz insanlardan oluşan bu “kırsal alan gettosunda” yaşam savaşı veren insanların imdadına kurban bayramında yetişmiş olmamız büyük bir coşku ve heyecanla karşılandı. Tanımadıkları bir ülkeden gelen insanların zor gününüzde yanınızdayız mesajı olarak algılanan kurban yardımı, orada yaşayan insanları bir kaç günlüğüne de olsa mutlu etmeye yetti...

 Günlük 1 dolara çalışan bu kalabalık ülkenin en fakir ve  en mazlum insanlarına kurban ulaştırmanın mutluluğunu yaşadım. Önümüzdeki kurban bayramında bir daha geleceğime söz vererek Bangladeş'ten ayrıldım.

 Bayram dönüşü Deniz Feneri'ne önerdiğim "Arakan Mültecilerine Yeni Yaşam Alanları İnşa Edilmesi " fikrinin ilgi görmesiyle  birlikte uzun ve zorlu bir yola girmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki aylar bu projenin çalışmalarıyla geçecek. Umuyorum ki önümüzdeki yıllarda daha kalıcı işler yapmanın mutluluğunu ve sevincini tatmış olarak Rabbim Bangladeş'ten ayrılmayı bize nasip eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.