Çoğulhan İlkokulunda Yirmi üç Nisan – Yirmi dokuz Ekim Törenleri Yahut Esameddin’in Davulu…

İlkokula hangi tarihte başladığımı tam olarak hatırlamıyorum. Bir eylül günü kasabanın ilkokuluna kayıt için tek başıma gitmiştim. Şimdi bu cümleyi  okuyanlar “hadi canım sen de” diyecekler. Lakin işin gerçeği bu. Okulun bahçesine girdiğimde, bizim mahalleden yaşça benden büyük olan komşu çocukları, “Sezai, niye geldin sen” dediler. Mahalli konuşmada “Neden” kelimesi yerine “niye” sözcüğü de kullanılırdı o vakit. Okula kayıt olmaya geldiğimi söylediğimde, birisi benimle okul binasına doğru geldi ve ismini “Mustafa” diye hatırladığım, sanırım 5.sınıf öğrencisi bir arkadaşına, “Bu oğlan okula kayıt olmaya gelmiş, müdür odasına götür” demişti. 

Mustafa, okul müdürümüz olan Abdulhakim Eren’in akrabası diye aklımda kalmış. Kendisi Abdülhakim öğretmen gibi Alemdar köyündendi. O tarihte kendi köylerinde ilkokul yok muydu da Çoğulhan İlkokulunda okuyordu bilemiyorum. Kim bilir belki de amcası diye hatırladığım müdürümüz sebebiyle eğitime burada devam ediyordu. Dediğim gibi okul müdürümüzün yakını olan ve benim adeta velim imiş gibi kaydımı yaptıran beşinci sınıftaki bu ağabeyin adını yanlış da hatırlıyor olabilirim. Neyse o tarihte tek katlı ve iki sınıftan oluşan okulun girişinde sağında ve solunda sınıflar bulunan yerin tam ortasında müdür odası vardı. Benim kaydımı, okul müdürü mü ya da başka bir öğretmen mi kim yaptı ya da gerçekten kaydım yapıldı mı o konudan da tam olarak emin değilim. 

Zira birinci sınıfa devam ettimse bile sadece birkaç günü hatırımda koca bir eğitim döneminin. Okulun tatile girdiği gün öğretmenimizin, “Sen yeni yıl tekrar birinci sınıfı okuyacaksın” dediği  halen kulaklarımda. Sahi ben birinci sınıfı neden tekrar okuyacaktım. İlk akla gelen durum “sınıfta kalmış” olmamdı. 

Lakin geçen yıllarda şu an İstanbul Başakşehir’de komşumuz olan Ali Rıza Özdemir hocama bu durumu sorduğumda (ki kendileri 1967 yılında Çoğulhan İlkokulunda belletmen Ali Aslan’la -kasabada herkes ona “Alika” derdi ki sanırım "Ali Kahya' şeklindeki söyleyişin kısaltılmış haliydi- birlikte öğretmenli yapmış) benim okula başladığın yıllarda 72 ay” dan gün almayan yani 6.yaşını bitirip 7. Yaşına girmeyenlerin okula kaydının yapılmadığını ama istekli olan öğrencilerin okula kaydı yapılmamakla birlikte dersleri bir öğrenciymiş gibi takip etmesine izin verildiğini söyledi. Benim birinci sınıftaki durumum bu şeklide mi yoksa sınıf tekrarı mı uygun görüldü yani sınıfta mı kaldım henüz bu konuyu açıklığa kavuşturabilmiş değilim.:))) 

İlkokulun iki ayrı binası vardı. Yeni bina kagir bir yapı olup tavanı üçgen şeklinde betonla kaplıydı. Duvarları taşla örülmüş, çatısı kiremitle kaplı başka bir bina daha vardı. Hatta bu yapı sonraki yıllarda, okul bahçesine iki sınıflı yeni bir bina yapıldığı için artık kullanılmıyordu. Taş yapının dışında bir de kerpiçten inşa edilen ve kısmen yıkılmaya başlamış olan Çoğulhan’ın en eski ilkokulu da yine okul bahçesi içerisinde yer alıyordu. 

Duvarları taşla örüldüğü için “Taşyapı” diye zikrettiğim yer kasabamızda 1971 yılında kurulan belediyenin de  ilk binasıydı. Kasabanın ilk belediye başkanı olan Abidin Gözükara burada göreve başlamıştı. Binanın girişindeki tabelada "Çoğulhan Belediye Başkanlığı" yazıyordu.  Aslında ilk belediye binasını Çoğulhan’daki ender betonarma  yapılardan, (belki de okul dışındaki tek yapı) birisi olan Kahya (ki asıl ismi Mehmet olmasına rağmen sanırım Çoğulhan köy iken bir dönem muhtarlık yapmış olması nedeniyle “Kaye”  denilirdi) Emminin iki katlı kerpiç evinin önündeki  Ali Çiftçi’nin ikametgah olarak inşa ettirdiği -o tarihte kendisi Afşin’e taşındığı için kullanılmayan) binası diye hatırlıyordum. Bu yazıyı hazırlarken konuyu teyit etmek için babasının lakabı “Tahalak” olan Mehmet Ali Emmi’nin oğlu Miktad Abiye sorduğumda yanıldığımı öğrendim. Ama Çoğulhan’da ortaokul açılıp eğitim öğretime ilk bu binada başladığını çok net hatırlıyorum.  

Benim okulun birinci sınıfa başladığım yıl ve önceki senelerin 23 Nisan törenlerinde, kasabanın ilkokul öğrencilerinin en önde beşinci sınıf,  sonra da sırasıyla diğer sınıfların dizilerek aralarında birkaç adım boşluk bırakarak yürüdükleri, yan taraflarında öğretmenlerinin hazır bulunduğu bir nevi geçit töreni yapılırdı. Okul binasından başlayan yürüyüş, Afşin ilçe merkezinden bizim kasabayla Termik Santralının yanından geçen (o tarihte “yol çatı” diye isimlendirdiğimiz) yolun komşu köylere (Alemdar, Berçenek, Çomu, Kaşanlı, Tatlar, Hatçepınarı, Söğütderesi vd.) doğru devam eden kavşağına varmadan geri dönülmesi şeklinde olurdu.  

Kavşak yönüne ilerleyip oradan geriye gelen sınıfların yürüyüşü, şimdilerde “Merkez Camii” diye adlandırılan caminin bulunduğu meydanda, Durmuş Emmi’nin (Çameli Durmuş) babasına ait iki katlı toprak evin avlu duvarının yanında (bu yere de Fahılık denirdi) sona ererdi. Burada 23 Nisan ve 29 Ekim kutlamaları yapılırdı. Törenlerde belediye başkanı, mahalle muhtarları, ilkokul müdürü ve öğretmenlerle kasabalılardan o gün tarlada yahut başka bir yerde işi olmayanlar hazır bulunurdu.  Bu törenlerde neler konuşulurdu derseniz, illaki “günün anlam ve önemine işaret eden” söylevler yapılmıştır. Ancak zihnimde onlardan şu an hatırlayabildiğim herhangi bir cümle yok. 

Törenlerde dikkatimi çeken ilk husus o tarihte okulun henüz bir bando takımı yani trampet takımı diye isimlendirilen bir ekibi olmamasıydı. Trampet yerine, okulun 5.sınıf öğrencilerinden “Gındo (Memmet) Emmi”nin oğlu Esameddin'in (ki sanırım kendisi o tarihte asgari 14-15 yaşlarındaydı) omuzuna asılı ramazan davulunu kullanılırdı. Davul yanında zurna da var mıydı derseniz, inanın gerçekten hatırlamıyorum. Hal böyle olunca da Esameddin'in, davula tokmağıyla ritimli-ritimsiz vurması eşliğinde 23 Nisan kutlanırdı. Bu davul da amcası Hacı İsmail Emmiye ait olup sair zamanlarda sadece Ramazan ayında sahur vaktinde kullanılıyordu diye hatırlıyorum. Ramazan davulcusuna da bu hizmetinin bedeli olarak bayrama iki hafta kalınca herkes belli bir ölçek buğday, bulgur veyahut hububat çok az kişi de para verirdi..  

Biz çocukların 23 Nisan kutlamalarında zevkle izlediğimiz kısmı, elbette öğrencilerin halkoyunları gösterisi ile “İp Çekme-halat çekme ve yumurtalı yürüyüş yarışmalarıydı. İp-halat çekme yarışları, ortaya çizilen bir çizginin iki tarafına kümelenen öğrencilerin tutundukları kendirlerle diğer tarafı çizgiden kendi yönlerine doğru çekmeleriyle sonuçlanırdı. İp dediğimiz ise “kendir” diye de adlandırılan ve kasabada traktör römorkları üzerine buğday sapları yahut nohut ya da kuru fasülye horumları (ki fasülye demez “pakla” derdik) tarladan harman yerine taşınırken düşmesinler diye bağlanan urganlardı. Gerçi bu kalın urganlara kasabada “örg” de denir ama günümüzde Çoğulhan’da da artık bu kelimeyi kullanan kalmamıştır diye düşünüyorum. 

Her iki tarafta da 8-9 öğrencinin yer aldığı halat/ip çekme yarışlarında, grupların başında en güçlü öğrenciler (pardon delikanlılar) yer alırdı. Benim takip ettiğim bu müsabakalarda genellikle “Mucuk Halil Emmi’nin oğlu” İrfan’ın yer aldığı ekip ipi göğüslerdi. İrfan’ın ekibinin karşısındaki grubun başında kim vardı onu hatırlamıyorum. Lakin kaç kez bu kabil yarışları izledimse hepsinde de İrfan’ın grubu karşı taraftakileri, adeta rüzgarın sonbaharda ağaçtan düşen kuru yapraklar (ki bu yapraklara da “gazel” derdik)  gibi yerlerde sürüdüğüne şahit olmuştum. 

Tabi İrfan da (ki kendisine mahalli söyleyişle “Irfan” derdik) tıpkı Esameddin gibi beşinci sınıfta iken en azından 15 yaşındaydı diye düşünüyorum. Zira 1970’li yıllarda okula başlama yaşı köylerde düzensizdi. Onlardan üç dört yıl sonra okula başladığımda bizim sınıfta bile yaş aralığı neredeyse aynıydı. Bazı arkadaşlar bizlerden 3 ya da 4 yaş daha büyüktü. Nitekim birkaç yıl önce sınıf arkadaşlarımızdan Ramazan (kendisi şu anda ilçemizde nüfus müdürüdür) bana bir fotoğraf göndermişti de bu siyah beyaz sınıf fotoğrafına baktığımda, ayakta bulunanlardan bazı arkadaşların bizlerden bir hayli büyük olduğunu görmüştüm. 

O arkadaşların bazılarının ilkokul mezuniyetinden bir iki yıl sonra nişanlandıklarını/evlendiklerini de hatırlıyorum. Tabi o yıllarda evlilik yaşı 16 yahut 17’den başladığı için bizler ilkokul beşinci sınıfta 11-12 yaşında iken onlar 14-15 yaşındaymışlar. Sınıf fotoğrafında bizden büyük gözükenlerden birisine (ismini yazmayayım amma velisi Mahmut Emmi dersem bilenler bilir

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.