Hakimin Edası Duruşma Salonunda Belli Olurmuş!

 

I. Bölüm
 
Avukatlar, Kağıttepe Adliyesi Ek Hizmet Binasında, Asliye Hukuk Mahkemesinin duruşma salonunu koridorunda bekliyordu. Burasına duruşma salonu denilse de hemen öyle son zamanlarda inşa edilen dörtbaşı mamur adliyelerdeki gibi kallavi bir büyüklükte bir yer düşünmeyin. Adliye diye isimlendirilen bina aslında, okuldan bozma (anlatılanlara göre mülkiyeti belediyeye ait olan bu yapı önce bir üniversiteye tahsis edilmiş ama her nedense bir müddet sonra onlar gitmiş) bir yermiş zaten. 

Mahalle arasındaki yapı, dışarıdan bakıldığında, Kağıttepe Adliyesi Ek Hizmet Binası yazısı da olması mahiyeti pek anlaşılamayacak, ana yola cephe veren dört katlı dikdörtgen bir bina. 
Küçücük avlusuna muhtemeldir ki sadece hakim savcıların araçlarını park edebildikleri (belki Adliye çalışanları da) bir de otoparkı olduğu söylenirse, sanırım söz konusu binanın büyüklüğü sizlerin de zihninizde canlanabilir. 

Yeri gelmişken yazmadan geçmeyelim. Koridorda, ağzındaki maskeden ne dediği zor anlaşılan bir avukat da adliyenin otoparkında kendi araçlarına yer ayrılmamasından şikayetlenip, “Bir türlü anlayamadım gitti şu adliye otoparkına avukatların araçlarının park etmesine izin verilmemesini. Hukuk fakültesinde birlikte okuduğumuz arkadaşlarımız hakim savcı diye onlar araçlarını adliye bahçesine park ettikleri halde neden benim aracıma buraya park etmek yasak oluyor” diye söyleniyordu. İyi de kardeşim, her yerin bir usulü var. Bak, sen her dava için müvekkilinden para alıyorsun ama hakim savcıların dosya başına devletten aldıkları böyle bir istihkakı yok değil mi? Herkes yerini bilsin yani. :)))

Yazıya konu olan dava ise İdris’in, henüz 5.670 km yol kat etmiş olan ticari taksisinin, geceleyin 01.30 sularında, taşıt trafiğine açık olan yolda aheste ilerlerken, şoförünün yol boyunca etrafı kolaçan edip müşteri var mı yok mu diye bakındığı esnada, arabanın alt tarafından aniden bir patlama sesini andıran bir gürültü  duymasıyla başlayan sürecin son aşamasıymış. Meğer yolda bulunan duba diye tabir edilen piston, teknik bir arıza sebebiyle patlamasın mı! Tabi İdris’in  taksisi, yerden yüksek basınçla yukarı fırlayan pistonun, aracın motorunun alt tarafına çarpması neticesinde hurdaya ayrılmış. Bereket versin ki olayda ölen ya da yaralanan yokmuş, Allah beterinden saklasın… 

Yolun bulunduğu bölge Kağıttepe Belediyesi sınırlarında olduğu için başlangıçta mağduriyetin giderilmesi için belediyenin ilgili birimleriyle görüşülmüş ise de zarar tazmin edilmediği için dava açmaktan başka netice olmadığı görülmüş. İdris de bir tanıdığın yönlendirmesiyle avukat Sabit Bey ile görüşmüş ve neticede  dava açılmasına karar verilmiş. Avukatın istediği harç ve masraflar kendisine ödenmiş. Avukat da davasını, Kağıttepe Asliye Hukuk Mahkemesinde akit kaybetmeksizin açmış. Açmış açmasına da mahkemenin, yılların tecrübesine sahip olan emekliliğine de üç beş yıl kalmış olan hakimi Emel Hanım, dosyayı ilk incelemesinde, "bu dosya idare mahkemesinde açılmalıydı" diye dava dilekçesini görev yönünden  reddetmiş. 

Haliyle Avukat, bu kabil kararların sık olmadığını bildiği için ve vakit kaybı da olmasın diye, hükme karşı bölge adliye mahkemesinde istinaf itirazında bulunmayıp, doğrudan idare mahkemesinde yeniden dava açmayı tercih etmiş.  Böyle olunca, idare mahkemesindeki dava için tekrar harç ve masraf ödenip, diğer dava dosyasındaki gibi kaza tespit tutanağı, zarara dair eksper raporu ve sair evraktan ikişer adet hazırlayıp, dosya İstanbul İdare Mahkemesine sunulmuş. İlginç olan da Adliye Mahkemeleri ile İdare Mahkemeleri arasında dava dosyası gönderilmemesiymiş. Nasıl yani diye soranlara da avukat şu şekilde açıklama yapmış. 

Mesela davayı Kağıttepe Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığınızda, davalı taraf yetki itirazında bulunup yetkili mahkemeyi gösterdiğinde ya da yetki kuralı kamu düzenine ilişkin ise (mesela iş davalarında olduğu gibi) hakim re’sen, davanın muhakemesinin mesela İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi yetki alanında ise dosyanın o mahkemeye gönderilmesine karar verirmiş. Ancak İdris’in dosyasında olduğu gibi, davanın yargılamasında dava şartlı  olan “yargılamanın idare mahkemesinde yapılması” gerekiyorsa, dosya idare mahkemesine gönderilmez, orada yeniden harç ve masraflar ödenip dilekçe ve deliller ayrıca mahkemeye sunulurmuş. İdare mahkemesinde açılan davanın adliye mahkemesinde görülmesi gerektiği yönünde karar verilmesi halinde de aynı usul geçerliymiş. Yahu ne biçim bu iş anlayamadım. Aynı ülkede mahkemeler neden birbirlerine dosyayı göndermezler iyi ki avukat değiliz ya neyse konumuz başkaydı değil mi!?.

Olacak ya davaya bakan İstanbul İkinci İdare Mahkemesi de aynı dosya için kendisini görevsiz kabul ederek davanın muhakemesinin Kağıttepe Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılması gerekirdi şeklinde hüküm vermiş. Her iki mahkemenin karşılıklı olarak birbirlerini görevli saymaları ve kendilerini bu davanın yargılamasında görevsiz olduğuna dair karar vermeleri sebebiyle, son hükmü veren idare mahkemesi, dava dosyasını usul kanunu gereğince davaya hangi mahkemenin bakacağının belirlenmesi için, Uyuşmazlık Mahkemesine (bu mahkeme de aslında o tarihte Yargıtay 17. Hukuk Dairesi imiş) göndermiş. Uyuşmazlık Mahkemesi de İdris’in avukatından duyup anlattığı kadarıyla Ankara’da Yargıtay Hukuk Dairelerinden birisi imiş. Bu mahkemenin bir işi de adli mahkemelerle idare mahkemeleri arasındaki görev konusunda çıkan ihtilafı çözmekmiş!

Böylece ticari taksinin hurdaya ayrılmasına sebebiyle açılan tazminat davası ilk açıldığı tarih itibariyle, aradan iki yıla yakın bir zaman geçtikten sonra Ankara’dan gelmiş. Uyuşmazlık Mahkemesi davanın yargılamasının, Asliye Hukuk Mahkemesinde yargılamasının yapılıp karara bağlanması gerektiğine hükmetmiş. Yani davada en başa dönülmüş. Bu durumda idare mahkemesi uyuşmazlık mahkemesi kararını Kağıttepe Asliye Hukuk Mahkemesi’ne göndermiş. Göndermiş göndermesine de bu kez de asliye hukuk mahkemesi hakiminin başka bir adliyeye tayini çıktığından yerine atanan hakim de askerlik hizmetini ifa için izin kullandığından, mahkeme kaleminde dava dosyası yaklaşık üç ay kadar süreyle hiçbir şey yapılmaksızın beklemiş.  

Avukat önce UYAP üzerinden  dosyaya dilekçe sunup yeni duruşma günü verilmesini istemiş ise de mahkemeden ses çıkmayınca, bu kez mahkeme kalemine bizzat ve şahsen giderek vaziyeti yazı işleri müdürüne anlatıp yardımını talep etmiş. Bu görüşmeden iki hafta daha geçtikten sonra avukata davanın duruşmasının 4 ay sonrasına yapılacağına dair tensip ara kararı ile duruşma davetiyesi tebligatı gelmiş. 

Bunca bekledikten sonra nihayet İdris’in avukatı celse için mahkemece belirlenen gün ve saatte mahkemenin duruşma salonunu kapısına varıp, duvarda asılı duruşma listesini incelediğinde, listede yazılı olan saatten en az bir saat sonra sıranın kendisine geleceğini görmüş. Bu sürede arkadaş ve ahbap olduğu meslektaşlarıyla muhabbete devam etmiş haliyle. 

Sonrasında duruşma salonundaki 90x90 ebadında kare bir masanın (salon denilse de aslında burası, sokağa bakan pencerenin önünde kurulan kürsüde hakimin yer aldığı ve hemen önünde de zabıt katibinin görev yaptığı, 2,5 metre eninde 6 metre uzunluğunda ince uzun bir yer) girişe  göre sağ tarafına davalı belediye vekili sol tarafına da davacı vekili duruyormuş ve neredeyse birbirlerini nefes alışverişlerini duyuyorlarmış. 
    
Hakim; dava ve cevap dilekçesiyle dosyaya sunulan kayıt ve belgeleri tekrar ettikten sonra avukatlara söz verdiğinde davacı vekili; müvekkilinin ticari taksiyi kiracı olarak işlettiğini, kazanın meydana geldiği caddenin, 06.00-24.00 saatleri arasında yaya kullanımına açık, 24.00-06.00 arasında ise taşıtların kullanımına tahsis edildiğini, olay tarihinde saat 01.30’da sularında araç yolda seyir halinde iken, yolun yaya ve taşıt trafiğine kullanımı için kontrol amacıyla yerleştirilen iki adet pistondan birisinin teknik arıza sebebiyle patlayıp, ticari taksinin motor kısmına alt taraftan çarpmak suretiyle, henüz 8 aydır trafikte kullanılmakta olan yani bir yaşını doldurmamış taksinin hurdaya çıkmasına sebebiyet verdiğinden, zararın tazminini talep ettiklerini ifade etmiş. 

İlçe Belediye Başkanlığı vekiliyse yolun Büyükşehir Belediyesinin yetki ve sorumluluk alanında kaldığını, davanın kendilerine karşı açılmasını kabul etmediklerini, husumet itirazları olduğunu savunmaktaymış. 

Hakim (ki yaşı hukuk fakültesinden mezun olur olmaz hakimlik stajını yaptıktan  sonraki atandığı ilk adliyede görev yaptığı her halinden belli) davacı vekiline: 

“Müvekkiliniz aracın hasarı için sigorta firmasından ödeme talep etti mi?” diye sorunca,  
Avukat; “Sayın Hakim, bu olay tek taraflı trafik kazası. Davacının aracı ticari taksi olduğundan İstanbul’da hiçbir sigorta firması,  kasko poliçesiyle bu araçları sigortalamıyor. Trafik sigortası ise kazada kusurlu olan tarafın aracının diğer araç ve kişilere verdiği zararı karşılıyor. Bu nedenle davaya konu olayda herhangi bir sigorta firmasının zararı tazmin etmesi söz konusu değil” dedikten sonra:.         

"Bildiğim kadarıyla davalı Kağıttepe Belediyesinin de trafik kazaları nedeniyle herhangi bir sigorta firmasıyla yolu sigortaladığını duymadım. Yine de karşı taraf vekiline soralım!” şeklindeki cümlesini müteakip, elindeki telefondan whatsapp mesajı yazmakta olan muhatabı belediye vekiline, 

“Avukat Bey, bu davaya konu olayda araç zararını karşılayan bir sigortası var mı belediyenizin?”
Davalı vekili belli ki elindeki telefondan bir arkadaşıyla whatsapptan mesajlaşsa da bir taraftan da duruşma salonunda davacı avukatı ile hakim arasında geçen konuşmayı takip ediyormuş. 

Belediye Avukatının cevabı kısa ve net oluyor:
 “Hayır Üstad, belediyemizin cadde ve sokaklarla ilgili  bu kabil bir sigorta poliçesi söz konusu değil."

Bu cevap üzerine Hakim: 
“O zaman biz de Tramer’e davacı aracına davaya konu trafik kazası sebebiyle ödeme yapılıp yapılmadığını soralım.”

Hakimin bu cümlesinden dava konusu olayı anlamadığı net olarak ortaya çıkmıştı. Zira davalı Kağıttepe Belediyesi tarafından kaza nedeniyle davacıya herhangi bir ödeme yapıldığına dair savunma olmadığı gibi dosyada bu yönde bir bilgi de bulunmamaktaydı.  Davacı vekilinin, konuya dair açıklaması da belli ki hakimin bu yöndeki kanaatini değiştirmemişti. 

Bu kadarla kalsa iyiydi. Ayrıca hasar gören otomobilin davacıya ait olup olmadığına dair Trafik Tescil Müdürlüğüne ve aracın teknik muayenesinin yapılıp yapılmadığı için Tüvtürk A.Ş’ne (ülkemiz genelinde araçların belli zamanlarda teknik muayenesini yapan şirket) de tezkere yazılması gerektiğini söyleyerek olayın ne kadar dışında olduğuna dair ipuçu vermekteydi. 

Bu kadarına da pes dercesine davacı vekili tekrar söz alarak: 
“Hakime Hanım; davaya konu olan araç trafik kaza tarihinde  henüz 8 aydır trafikte idi. Yani bir yaşını doldurmamıştı. Oysa 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve  ilgili mevzuat hükümlerine göre, ticari araçların ilk muayeneleri trafiğe çıktıkları tarihten 2 yıl sonra yapılır. Öte yandan bahse konu aracın malikinin kim olduğuna dair de Trafik Tescil Müdürlüğüne yazı gönderilmesine gerek yok. Zira bu husus hem polis tarafından tutulan kaza tespit tutanağında hem de dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan tescil belgesinde yazılı. Öte yandan mahkemenizce UYAP sisteminden aracın mülkiyetinin kime ait olduğu adeta tek bir tuşa basılmak suretiyle sorgulanabiliyor.” dedi. 

Hakimse davacı avukatının sözünü bitirmesine fırsat vermeden, 
“Biz soralım, araç muayenesinin yapılıp yapılmadığını ilgili şirketten soralım. Araç malikinin UYAP sisteminden sorgulanması da eğer mümkünse zaten kalem personeli yapar. Ayrıca ben konuşurken, araya girmeyin lütfen. Çünkü yazdıracaklarımı unutuyorum”, şeklinde cevap verdi. 

Böylece hiç gereği yok iken yazışmaların neticesinin beklenmesi için davanın yeni duruşması 4 ay sonraya ertelendi. Duruşmadan çıkan Avukat Sabit soluğu doğruca mahkeme yazı işleri müdürünün yanında alıp, duruşmada yaşadıklarını anlattıktan sonra, “Müdüre Hanım lütfen şu Hakiminize söyleyin de en azından trafik tescil kayıtlarının UYAP'tan alındığını öğrensin bari” dediğinde, 
Yazı işleri müdürü: “Avukat Bey hangi hakimdi sizin dosyanın duruşmasındaki?.. Zira biliyorsunuz bizim mahkemenin iki ayrı hakimi var!
Avukat, ismini bilmiyorum ama genç bir hanımdı, dediğinde, muhatabı Eda hakim desenize…

-Sormayın Avukat Bey kimseyi dinlemez maalesef. Hele bizi hiç dinlemez. Mesela sizler UYAP sisteminden dilekçe gönderirsiniz ya, biz dilekçelerin yazıcıdan çıkışını alıp, talepleriniz hakkında karar vermesi için kendisine götürdüğümüzde, “Bunları bana getirmeyin. Ben avukatların taleplerini duruşma dışında incelemem.” diye tavır takınıyor. Yazı işleri olarak bizim de yapacağımız bir şey yok maalesef şeklinde şikayet etmekteydi.

Tabi bu arada başka bir mahkemede olsa çoktan dosya bilirkişiye rapor hazırlanması için tevdi edilmiş ve muhtemelen de rapor gelmiş olacaktı. Tüm bunlardan habersiz olan İdris Bey ise dava neden uzuyor diye sormaya devam ediyor haklı olarak. Allah’tan avukat hakimin ara kararlarını müvekkiline söylemiyor ve dava sürecini yuvarlak cümlelerle geçiştiriyor. Ve iyi ki davacı duruşmaya kendisi gelmiyor. Aksi halde çıldırması bile işten değil bu şartlarda…

Neyse efendim, davanın yargılaması henüz bitmedi yani devam ediyor. Ey Aziz Okuyucular, lütfen sakin olur biraz, hemen “Hakim söyle yapmalı, böyle yapmamalı” diye hariçten gazel okuyup da ihsası rey’de bulunmayın!
    
    Muhteremler kısmetse davanın sonraki aşamalarını da okursunuz. Şimdilik bu kadarıyla iktifa edelim ve sizler kalın sağlıcakla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum