Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Laiklik: Nedir Ne Değildir

Kıymetli Okurlar; bu ve devamı birkaç yazımızda toplumda fevkalade tartışmalı bir kavram olan ‘laiklik’ ile ilgili görüş düşünce ve yorumlarımı paylaşacağım inşaallah...

Laiklik ya da sekülerizm... İkisi de aynı kategoride... Tam bir fikir birliği yoktur ama, laikliğin devlet tüzel kişiliği ile, sekülerizmin de bireysel hayat felsefesiyle ilgili olduğu söylenebilir. Bir başka açıdan değerlendirilirse laiklik ‘tanrı’yı* kişi ve toplum hayatından çıkarmanın Fransa’da, sekülerizm ise İngiltere’de gelişmiş versiyonudur. Her ikisinin ortak yanı ise din ve din bağlantılı kurumlara karşı gelişmiş olmasıdır.

Malumunuz olduğu üzere kavram Avrupa’da ve Hristiyanlığa karşı doğmuştur. Halkının çoğunluğu kendisini müslüman olarak tanımladığı Türkiye gibi ülkelerde de muhatap doğal olarak İslam’dır. Aradan geçen 1500-1600 sene sonra Hristiyanlık reforme edilmiştir. İslam Dini bakımından da yaklaşık bir o kadar (1300-1400 yıl) zaman geçmiş ve Türkiye bakımından geçen yüz yılın ilk yarısında somuta indirgenmiştir. Dolayısıyla İslam toplumu bakımından da aynı süreç başlatılmıştır. Bir başka deyişle İslam siyasal ve sosyal, hatta bireysel hayata yön vermekten çıkarılmalı, kültürel kimliğin ötesine geçirilmemeli... Hristiyanlıkta böyle olmuş ve başarılmıştır çünkü... Zira ateisti de dahil olmak üzere, ortak menfaatler söz konusu olduğunda, bu toplumlarda ‘Haçlı’ ruhu kolaylıkla karşılık bulmaktadır. Benzer durum Yahudilik için de söz konusu olup, oradaki ideoloji ‘siyonizm’dir. İslam için nedir derseniz; ‘cihad ruhudur’ ama, bizimkiler bu ortak noktada buluşur mu sizce... Cevap elbette ki de hayır... O zaman İslam toplumu için plan da farklı olsa gerek; öyle değil mi...

Burada her iki kavramı da (laiklik ve sekülerizm) dini devletin ve kişinin hayatından çıkartmak olarak ele aldığımızda, kavramı yaygın şekilde ifade edilen tanımıyla; ‘din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması’ olarak tanımlamak fevkalade yanıltıcıdır. Zira laik devletin de, seküler kişinin de hayatında din ve din bağlantılı kurumların karşılığı yoktur. Her ne kadar, 'devletin dini mi olurmuş' diye itiraz edilse de kastedilenin ne olduğu çok da tartışmalı değildir. Dolayısıyla bu itiraz; konu biliniyorsa mugalata-demagoji, yani laf kalabalığı bilinmiyorsa ahmaklıktır.

Devlet işlerinin yürütülmesinde dinin kurallarının geçerli olduğu zaman, örneğin ‘devletin dini Din-i İslam’dır’ dendiğinde, hukuki işlemlerin İslam dini esaslarına göre yürütüleceği anlaşılır. Türkiye’de 1924 anayasasının ilk halinde bu hükme yer verilmiş, sonra çıkartılmış ve de daha sonra anayasaya laiklik ilkesinin eklemlenmiştir (1937). Bir başka deyişle devlet İslam hukuku esas alınarak kurulmuşken, bu kuruluşta yer alan aktörler zaman içerisinde tasfiye edilerek din, siyasal ve sosyal hayattan çıkartılmıştır.

‘Tek tip’ eğitim (tevhidi tedrisat) ile din eğitimi veren kurumlar tasfiye edilmiş, dinin özüne inilmediğinden de din, dinle ilgili kurumlar ve şahıslar itibarsızlaşmış ve zaman içerisinde geniş toplum kesimleri sekülerleşmiştir. Sağlıklı din anlayışı ise bütün tehdit ve cezalandırmalara rağmen sorumluluk üslenen ilim ve irfan erbabının öncülüğünde, yani çok sayıda ‘cemaat’ eliyle günümüze taşınmıştır.

Hasılı kelam laiklik esasen dini, sosyal ilişkilerden bertaraf etme projesi olup bu anlamda ‘tanrıya’ İslam hukuku bakımından ‘Allah’ın kurduğu düzene müdahale, Allah'ı hayattan çıkarma, kişi ve toplum hayatına karıştırmama, karşı durma gibi anlamlar taşır. Elbette mülkün sahibi olan Allah için böyle bir şey söz konusu olmaz ama, mevcut durum hak-batıl davasının insana yansıyan yüzüdür. Dolayısıyla da muarızlarla çeşitli düzeyde mücadeleyi, karşı durmayı gerektirir (devamı var).


*tırnak içinde ve küçük yazılması, ‘Allah’ kasdı olmadığındandır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.