MESCİD-İ AKSA’DA KARŞILAŞMAK

Yaklaşık 30 yıldır MEB’e bağlı okullarda öğretmenlik yapıyorum. Bu kutsal mesleğe sınıf öğretmeni olarak başladım, daha sonra lisans eğitim alanım olan “felsefe”ye geçtim. Yıllardır güzel yurdumun değişik il ve ilçelerindeki değişik okullarda her biri diğerinden kıymetli öğrencilerle beraber olmaktan son derece mutluyum. Eğitimci olanlar bilirler, eğitimcilik derse girip çıkmakla bitmiyor. Sınıfta belirli bir sürede ünsiyet kurduğunuz öğrencilerin çözebileceğiniz bütün dertlerine ortak olursunuz. Bu ünsiyet bazı öğrencilerle bir ömür sürer gider.

Kerim Yeşil de işte bu ünsiyetin, derslerden sonraki dönemde de devam ettiği öğrencilerimden sadece biri. 2002 yılında Diyarbakır Yunus Emre Lisesinde görev yaparken öğrencim Kerim Yeşil'in felsefe dersine girmiştim. Kerim Yeşil; o zaman da sorumluluk sahibi, fedakâr, örnek biriydi. Dolayısıyla o sınıftan Kerim dışında birkaç mezun öğrenciyle halen irtibatımız devam ediyor.

Yazar Sadık Yalsızuçanlar’ın “BAŞÇARŞI’DA KARŞILAŞMAK” adlı kitabındaki meşhur cümle şudur. “Derler ki, Türkiye'de uzun süre yüz yüze görüşemeyen dostlar, bir gün mutlaka, Başçarşı'da karşılaşırlar.” Bu yazımın hikâyesi de aynen böyledir.

2 Şubat 2015’te dört günlük Kudüs ve Mescid-i Aksa seyahatine katıldım. O dönemde sosyal medyayı daha aktif kullanıyordum. Mescid-i Aksa ziyaretimi “olur ki buralarda bir tanıdık vardır veya tanıdıklarımın iletmek istediği önemli bir notu vardır” düşüncesiyle sosyal medyada paylaştım. Derler ya “kalbi temiz”,aynen öyle bir durumla karşılaştım.

 Kerim Yeşil, Türkiye Cumhuriyeti Tel Aviv Büyükelçiliğinde güvenlik görevlisi olarak çalışıyormuş. Kudüs şehrinde olduğumu görünce sosyal medya üzerinden buluşmak üzere mesajlaştık. Rehberimiz Mehmet Esmer Bey’in telefonu ile konuştuk. Nihayet Cuma namazı sonrası Mescid-i Aksa da buluştuk. On üç yıl sonra hasretle birbirimize sarıldık. Elimi öpmek istediğini ama yaşına hürmeten öptürmediğimi söylememe gerek yok sanırım.))

1.jpg

Kerim altı ay önce evlenmiş. Eşi Sema hanımla tanıştırdı. Sema hanımın bi konuşmalarından nazik, kibar, kültürlü ve uyumlu bir eş olduğu hemen anlaşılıyor. Kerim ve eşi aynı bölgenin insanlarıdır. Kültürleri gelenek ve görenekleri aynıdır. Eşler arasındaki iletişim ve uyumda bunların ne kadar önemli olduğunu anlamak mümkün değil elbet ama evlenince insan daha iyi anlıyor.  Bu nedenle anne-babaların evlenecek yaşta çocukları için “yanımızdan, yöremizden olsun. Huyunu suyunu bildiğimiz biri olsun yavrum, bizi uzaklarda uğraştırma” demelerini insan bu yaşa gelince daha iyi anlıyor. Bu arada evlenecek yaştaki okuyucularımıza da bir çırpıda hayat dersi vermiş olduk.

Kerim ve hanımına Rabbim iki cihanda mutluluklar versin diyorum. Kerim ve hanımı ile yaklaşık bir saat hasbihal ettik. Yazılarımı okuyanlar bilirler, bu tür fırsatları başka fırsatlara çevirmeye çalışırım. Ayrılmadan önce “Kerim, yarın Akka şehrine gitmek mümkün mü?” diye sordum.  Her zamanki gibi içten, samimi, vefakâr eski bir öğrenci yetişkin bir dost olduğunu ispatladı ve  "Tabi ki ne demek hocam." dedi.

Ertesi gün sabah namazında tekrar beni almak üzere Tel Aviv şehrinden 85 km uzaklıktaki Kudüs'e geldi. Namaz sonrası valizimi arabasına yerleştirdim. Gezi grubumuzla havaalanında buluşmak üzere vedalaşarak Tel Aviv şehrine geri döndük.  Kerim "Hocam 20 dakika müsaade edin. Eşimle akşamdan hazırlanan yiyecek, içecekleri arabaya yükleyeyim. Siz de deniz kenarında yürüyüş yaparsınız." diyerek müsaade istedi. Tabii olur, dedim. Bu arada etrafı keşfederim diye düşündüm. Deniz kenarına geldim.

2.jpg

Tel Aviv

İlk izlenim olarak Tel Aviv gayet planlı, düzenli, deniz kenarında yürüyüş yolları ve parklarıyla yaşanabilir bir şehir olduğunu gösteriyor. Deniz kenarında trafiğe kapalı yolda yürüyüş yaparak etrafı seyrediyorum

Tel Aviv şehri hakkında bilgi vermek gerekirse; 1909 yılında Yafa kentinin yanında kurulan kent, zamanla büyüyerek Yafa’dan ayrılmaya başlar. 1910 yılına gelindiğinde şehir için isim bulma arayışları başlar ve birçok seçenek arasından, ‘‘bahar tepesi’’ anlamına gelen Tel Aviv kelimesi seçilir. 1948’de İsrail devleti kurulmasının ardından 1950 tarihinde Tel Aviv ve bir liman kenti olan Yafa birleşme kararı alır ve şehrin adı Tel Aviv-Yafa olarak birleştirilir.

 Yazının bu kısmında “İsrail’in nasıl kurulduğu, kurulma aşamasında kimlerin kimlere arka çıktığı, kimlerin kimleri sırtından bıçakladığı vb.” konularda sizleri kafa yormaya davet ediyorum. Bu konuları gerçekten derinlemesine düşünmemiz, her aşamasından ibret almamız gerekiyor. Benim bu yazıda bahsettiğim cümleler, o beldelerin fiziki yönüyle ilgilidir. Yoksa bir İslam beldesinin bu günkü mahzun halinden hiçbir Müslüman’ın memnun olması düşünülemez, böyle bir davranış hiçbir Müslüman’dan elbette beklenemez.

3.jpg

            Şehrin sahil şeridi gerçekten görülmeye değer. Temiz ve geniş caddeye eşlik eden uzunca kumsalı, parkları, palmiye ağaçları ve yürüyüş yoluyla güzel görünüyor.

Sabah erken saatler olduğu için çok fazla denize giren yok. Bir yandan çeşitli sporları yapanları izliyorum diğer yandan da deniz kenarından yavaş yavaş yürüyorum.  

Yirmi dakika sonra geri dönerek Kerim’in arabasının yanına geldim. Kerim ve eşi ellerinde poşetlerle göründüler. Sağ olsun eşi benim için pasta, börek yapmış. Duygulanmamak elde değil. “Niye zahmet ettiniz.” diyorum.  Kerim “Hocam uzun zaman sonra görüşmek nasip oldu. Bize şeref verdiniz.” diyor.

            Tel Aviv’den 130 km uzaklıktaki Akka şehrine giderek hem kahvaltı yapacağız hem de Akka’yı ve yol üzerindeki şehirleri ziyaret edeceğiz. Akka şehrine varmadan önce Netanya şehrinin kıyısından geçerek Hayfa şehrine geldik.

Hayfa

 Hayfa, 300 bini aşan nüfusu ile İsrail’in üçüncü büyük şehridir. Hayfa şehri, Karmel Dağı’nın yamacına doğru yaslanan evleri, parkları, Bahaî bahçeleri ve alışveriş merkezleriyle görülmeye değer bir yerleşim yeridir.

Hayfa’da Yahudi, Süryani, Dürzî ve Filistinli Araplar bulunur. Akdeniz kıyısındaki Carmel Dağlarının eteğindeki bu şehrin en büyük gelir kaynağı ticaret ve turizmdir.

Sıcak iklim olmasına rağmen yeşili ve parkları bol bir şehir olma özelliği taşır. Geniş caddeleri ve tarihi binaları ile turistlerin ilgi odağı olmaktadır. İnce kum plajları ile oldukça ün yapmıştır.

Limanı sayesinde ticaret ve endüstri de gelişmiştir. Hatta kendilerini en üretken şehir olarak gören Hayfa halkı “Kudüs dua eder, Tel Aviv oynar, Hayfa çalışır.” sözünü sıkça kullanmaktadırlar.))

4.jpg

Bahai Bahçeleri

Bahai Bahçeleri, yalnız Hayfa’nın değil İsrail’in en turistik yerlerinden biridir. 200 dönümlük alana sahip Bahaî Bahçeleri’nin içindeki kutsal mekânlarla birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir. Karmel Dağı’nın eteklerine yapılan bu muazzam bahçeler oldukça fazla turistin ilgisini çekmektedir. Hayfa’da çok Bahaî bulunmasa da Bahai Garden’ın burada bulunmasının tarihten gelen sebepleri vardır.

Dünya üzerine dağılmış halde bulunan Bahailerin 1986 yılında yapılan istatistiğe göre 4 milyon civarında olduğu söylenir. İran’da ortaya çıkan Bahailer zamanla tehlikeli bulunduğundan İran’dan sürgün edildiler. 1844 yılında Mirza Ali Muhammed ilk olarak kendisini Bab yani kapı olarak ilan etti. Bab demesindeki mana ise kendisinin Mehdi’ye açılan kapı olduğunu söylüyordu. Daha sonra ise kendisinin Bab değil bizzat Mehdi olduğunu söylemeye başladı. İran’ın büyük şehirlerinde Bahaîliği anlatmaya başladı. Bu hareket giderek tehlikeli bir hal aldığından 1850 yılında İran Şah’ı Nasireddin Şah tarafından idam edildi.

Bahaî Bahçeleri’nde biraz yürüdük, birkaç fotoğraf çekimi yaptık. Bahaî bahçeleri mutlaka görülmesi gereken düzenli yürüyüş yolları, Yeşilin her tonunun bulunduğu ağaçları ve rengarek çiçeklerden oluşan dünyanın en güzel ve bakımlı parklarından biridir. Meraklısına not: Bahaî Bahçelerini haftanın her günü sabah 9’dan akşam 16.00’ya kadar ziyaret edebilirsiniz.

x.jpg

Vaktimiz sınırlı olduğu için Akka şehrine yol aldık. Akka şehrinde büyük ve geniş bir parkta sabah kahvaltısı yaparken Kerim’in dersine girdiğim yıllara ait öğrencilik yıllarından aklımızda kalan ilginç anılardan özellikle sınıf başkanı Osman Kaplan, Fatma Aktaş, Mahir Sağdıç, Murat Emre Kayacık ile yaşanan komik olaylardan bahsettik. Kahvaltı sonrası sohbette ise, Kerim’in İsrail’deki çalışma ofisinden ve İsrail genelindeki sosyal hayattan, evlilikten, sınıf arkadaşlarının şimdiki durumlarından konuştuk. Bizim için neşeli, güzel bir vakit geçti. Sıra geldi Akka şehrini gezmeye.

Akka

Akka şehri, 1517 yılında Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiş ve 1918 yılına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş kabul edilmesi üzerine İngiliz mandasına geçen şehir daha sonra İsrail’in kurulmasıyla İsrail şehri olmuştur. Akka’ya dair bildiklerimi, okuduklarımı fazlasıyla ilginç olan tarihini Akka Limanı’nda düşlemek, hissetmek ne güzel diye düşünüyorum. Büyük minareli camiler, kiliseler ve Yahudi sinagogları şehrin siluetine hâkim durumda.

y.jpg

Her ne milletten olursa olsun buraya gelen turistlerin yabancılık hissetmeyeceği çok aşikârdır. Şehrin büyük minareli camilerini geriden seyrederken içimin burkulduğunu söylemem gerekiyor. Camilerin adeta “siz neredesiniz, biz niye burada melül, mahzun duruyoruz?” dediğini duyuyorum.

Cezzar Ahmet Paşa

Akka şehrinin etrafı halk arasında halen “Osmanlı Surları” diye anılan yüksek surlarla çevrilidir. Cezzar Ahmet Paşa, 80 yaşlarında iken bu surların inşası görevi üstlendi ve başarıyla yerine getirdi. Ahmet Paşa kimdir derseniz hayatı hakkında kısaca bilgi verelim. Bosna’da doğan Cezzar Ahmet Paşa Akka’da vefat etmiştir. Halk arasında sertliği ile tanınır. Cezzar “Deve kasabı” demektir. İsyan eden Bedevileri develeriyle birlikte kestiği için bu unvanla anılmaktadır.

Bizim kültürümüzde meşhur bir laf vardır: “Yiğit lakabıyla anılır.” Tarihi olayları, tarihi dönemin şartları altında değerlendirmek gerekiyor. Şimdiki nesil, rahat koltuklarında oturup, bilgisayardan “youtube” videolarıyla Cezzar Ahmet Paşa hakkında “müsteşrik”lerin veya o zihniyetteki tarihçilerini hazırladığı belgeseli izlerse elbette “olmaz ama öyle bir şey” diyecektir. Paşa sertti ama Şark’ta sert ve adil yöneticiyi halk sever. Cezzar Ahmet Paşa’nın ne kadar adil birisi olduğunu da keşke anlatabilseydik.  Nitekim ürkülen ama saygı duyulan bu komutan, Fransız Napolyon Bonapart’ı durdurmuştu.

z.jpg

 Tarih kitaplarından edindiğimiz bilgiye göre Ahmet Paşa, Osmanlı’da en alt basamaktan devlet memurluğuna başlayan biridir. Paşaların hizmetkârlığı sırasında “cesareti, dürüstlüğü, çalışkanlığı, iş yapışı” ile dikkatleri çekerek, göze girmiş ve yükselmeye başlamıştır. Cengaver ruhlu bir savaşçı olmuş ve Bedevilere karşı savaşırken büyük başarılar kazanmıştır.  Akka’nın savunması ona emanet edilmiştir. Akka muhafızı iken vezirlik unvanı verilmiş ve beylerbeyliğine yükselmiştir.

Bosnalı Cezzar Ahmed Paşa’nın stratejileri ilginçti. Akka ve Hayfa’nın engebeli coğrafi yapısını çok iyi kullandı. Bonapart 1799’un 11-21 Mayıs tarihleri arasında süren son harekâtta daha başka engellerle de karşılaştı. Mesela muharebenin bir kesiminde Fransızların karşısına aniden yükselen bir duvar inşa edilmişti. Diğer yandan Paşa, İngiliz donanmasının yardımını da çok iyi kullandı. General Bonapart’ın âdeta takati kesilmişti ve Mayıs’ın 20’sinde Akka şehri ve Filistin kuşatmasını bırakmak zorunda kaldı.

Napolyon’un şöyle bir söz söylediği rivayet olunur; “Akka’da durdurulmasaydım, bütün doğuyu ele geçirebilirdim”.

Cezzar Ahmet Paşa ve oğlu  Süleyman Paşa’nın türbesi Akka’dadır.

a.jpg

Bu büyük kuşatma ve savunmanın yaşandığı 1799 yılında Ahmet Cezzar Paşa’nın 91 yaşında olduğunu da not edelim. Akka şehrini ziyaret amacımda tarihe mal olmuş kudretli paşanın yönettiği tarihi şehri görmek istememdir.

Akka Çarşısı

            Müslümanlar Akka şehir merkezinde, Yahudiler ise şehrin dış mahallerinde yaşıyor. Akka tam bir Osmanlı şehri. 1800’lerde nasıl bırakılmış ise halen öyle duruyor.

             İsrail bu tarihi dokuyu “inançlara ve kültüre saygıdan” değil, gelecek turistlerin bırakacağı paraya olan sevgilerinden dolayı korumuştur diye düşünüyorum. Aksini düşüneniz varsa beri gelsin.))

              Surlar içinde kalan bölümün özgün dokusu hiç bozulmamış. Daracık sokakları, çarşıları, limanı, surları, hamamı, evleri, esnafı, seyyar satıcıları bizleri yüzyıllar öncesine götürüyor.

   1-001.jpg

           Şehrin en büyük çarşısının ismi “Türk Çarşısı”. Renk cümbüşü, sakinliği, dükkânlarının farklılığı, çeşitliliği ile dünyanın en güzel çarşılarında biridir. Çarşı işyerlerinde hediyelik eşyalar, baharatlar, incik boncuklar… Ziyaretçileri adeta bir rüyada hissettiriyor desem yanlış olmaz. Akka çarşılarında zamanda yolculuk yapıyorsunuz.))

Meydanlardaki kargaşa ise inanılmaz; atlı arabalarda gezinenler, klakson sesleri, her türlü trafik kuralının sıfırlandığı, her isteyenin istediği yöne gidebildiği trafik kurallarının işlemediği bir düzensizlik hâkim. Kısacası tam bir Ortadoğu klasiği dersek doğru olur sanırım.

Akka çarşılarında kendinizi eski Anadolu şehirlerindeymiş gibi hissediyorsunuz. Daha önce de belirttiğim gibi attığım her adım, soluduğum her nefes beni biraz daha “sorumlu” tutuyor.

 Gördüğüm ve bana ait olan her yapı, her nesne, her taş, her ağaç “neredesiniz, niye bizi terk ettiniz, niye bizi unuttunuz?” diyor. Üstad Necip Fazıl diyor ya “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” böyle bir durum işte.

2-001.jpg

Akka merkezde yer alan Cezzar Ahmet Paşa Camisini ve Türbesini de ziyaret ettim elbette. Belki suçluluğum bir nebze hafifler temennisiyle onlardan özür dilemek mahiyetiyle de türbede ve cami haziresinde medfun bulunan cümle Müslümanlar için dua ettim.

Cezzar Ahmet Paşa Camii, 1781 yılında kubbeli bir cami modeliyle inşa edildi. Caminin içine rokoko tarzını yansıtan bir merdiven ile girilmekte ve avlusunda, bir zamanlar hac için gelen İslam âlimlerinin konaklamasına ev sahipliği yapan odalar yer almaktadır.

 Buradan şunu da anlıyoruz: Camilerin fonksiyonu sadece içinde namaz kılınması değildir. Bizim kültürümüzde bunun örnekleri saymakla bitmezken, neden şimdilerde bunları tamamen unuttuk anlamak mümkün değil.

Cami bahçesinin bir köşesinde Cezzar Ahmet Paşa ve Oğlu Süleyman Paşa’nın kabri bulunmaktadır. Cezzar Ahmet Paşa Camisi ve Türbesi’nin fotoğrafını çektim. Cezzar Ahmet Paşa Camisi’nin uzun ince minaresi ve iç bölümünde yer alan süslü mavi, beyaz ve kahverengi renkler, Türk mimarisinin önemli etkilerini yansıtan özellikleridir.

Tel Aviv Havaalanı’ndan Türkiye’ye dönecek olan uçağımızın kalkış saatine 3 saat kaldı. Arabayla Akka’dan Tel Aviv şehrine doğru yola çıktık. Mihmandarım Kerim, yol boyunca gerek sorularımla gerekse kendi görüşüyle İsrail’deki sosyal hayat şartları hakkında bana daha geniş bilgiler verdi.

3-001.jpg

            Nihayet Tel Aviv Havaalanı’na geldik. Bir günlüğüne olsa da unutulmaz bir ev sahipliği yapan Kerim Yeşil ailesine canı gönülden teşekkür ederim. Artık vedalaşma zamanı. Diplomatik pasaportu olduğu için Kerim havaalanında yardımcı oldu. Sıra beklemeden arama noktalarını geçtim. Kudüs ziyaretine gidenler hatırlayacaktır. İsrail polisi özellikle havaalanı kontrollerinde özellikle Türkiye’den Mescid-i Aksa ziyareti için gelenlere zaman zaman zorluk çıkartmaktadır.

Türkiye'den birlikte geldiğimiz gezi grubu arkadaşlarla havaalanında buluştuk. Türkiye’ye dönecek uçağa bindik. Sömestr tatilinde çok sayıda Türk vatandaşı tatilini bizim gibi yurtdışı seyahati olarak değerlendiriyor. Bu yüzden kaptan pilotumuz İstanbul havalimanında yoğunluk olduğu için bir saat gecikmeli olarak uçağımızın havalanacağını anons ediyor. Arkadaşlarımızla Kudüs seyahati hakkında görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bir saat sonunda uçağımızın kalkışına izin verildi. Artık dönüş vakti geldi. Rotamız Türkiye.

4-001.jpg

            Kudüs Mescid-i Aksa ziyaretini ne zaman yazmayı düşünüyorsunuz derseniz önümüzdeki haftalarda üç günlük Kudüs gezi notlarını yazacağım inşallah.

Meraklısına not: Kerim Yeşil ertesi yıl görev süresi dolduğu için Türkiye’ye döndü ve hâlen Kerim ile görüşmeye devam ediyoruz. Son söz “Dostlar devamlı hatırlanandır.”

   İrtibat ve her türlü görüşleriniz için: salimfethiye@hotmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum