Ne Haldeyim Sorma? Söylemem!

 

Ne haldeyim sorma?

Söylemem, söyleyemem. Aşkın burcundayım. Sevdanın zirvelerinde. Kendimi bilişimin, buluşumun müjdesiyle şâdım.

Merak etme beni?

Elvermez yüreğim hâlimi söylemeye!

Mahremim değilsin artık. Açamam sana sînemi.

Gözüne değmez gözüm.

Senden yana değildir nefesim de, sözümde.

Mahremimsen, canımdan öte cansan eğer sorma. En iyi sen bilirsin şahin bakışlarımı. Aydan aydınlık yüzümü.

Özlediğim ellerini!

Kalbime dokunan sözlerini en iyi sen bilirsin.

Bilirsin mahremimsen.

Değilsen sorma. Hiç sorma.

Ellerin diyordun hani. Pamuk ellerin. Benim için şefkatten örülmüş ipekten bir yuva olan ellerin diyordun.

Unutmaz diyordun ellerim ellerini.

Ellerim unutsa bile kemiklerim unutmaz derdin belli belirsiz… Unutmaz derdin yutkunurdun hani. Başını öne eğerdin sonra ve dilinden ‘Allah özletecek ayrılık vermesin’ niyazı çıkardı. Amin derdim bende, amin.

Duymazdın sen ve yine ‘Vermesin ayrılık’ derdin… Ben yine amin derdim.

Anladım ne senin niyazın niyaz, ne benim aminim amin değilmiş.

Tutamadık aşkı aramızda.

Kaydı elimizden.

Kalmadı ellerimizde o sıcak tutuşların izleri…

Bir tatlı hayal şimdi o günler! O sıcak günler.

Sorma onun için!

Dün seni okudum bir yazıda biliyor musun?

‘Sokma araya ağyar ey yâr’diyordu şair…

Nasıl sıcaktı.

Ah nasıl yakıcıydı seslenişi.

Belli o da yanmıştı. Yanık izi taşıyordu kelimeleri.

İşte onun için tutuşmuştu kelimeler.

İşte onun için alev alevdi cümleler.

İşte onun için düşmüştü susturduğum yüreğime. Düşmüştü de yeniden alev almıştı silindi sandığım hatıralar.

Hayır sorma. Onun için sorma.

Tutuşturan sen değilsen eğer sormaya ne hakkın var?

İstemem, sorma ne haldeyim?

Ben şimdi o kelimelere tutundum.

Yanan kelimelerle yanık kalbime teselli buldum.

Gözlerim doldu…

Gözyaşlarım sevdadan bir inci oldu, billurlaştı.

Sevdadan tekavüt olan ne bilsin yanan yüreğin közünü? Özünü!

İşte onun sorma. Ne haldeyim sorma hiç? Söylemem!

Ne kendini yor ne beni…

Ne haldeyim sorma?

Ne rüzgarla dansımı anlatırım sana, ne de kıvır kıvır altın sarısı saçlarımda sakladığım güneşi?

O güneşin beni nasıl aydınlattığını?

Kitaplarda kendimi nasıl bulduğumu da söylemem. Kelimelere nasıl dost olduğumu? Onlara nasıl yürek verdiğimi?

Ve aldığımı.

Sorma hiç boşuna! Sorma.

Duymadın yüreğimden geçen kelimelerin çığlığını!

Sevdadan başına kurduğum gök kuşağını da fark etmedin defalarca altından geçtiğin halde!

Bilme o zaman artık. Aya nasıl serenat yaptığımı da bilme. Gerekmez.

Söndürme yıldızlarımı.

Bilirsen kararır ışığım. Ne haldeyim sorma! Onun için sorma.

Bakışım daha derin şimdi… Çok derin…

Aynayı kendime tuttum. Suretime değil artık sîretime bakmaktayım…

İyi ki bakmaktayım.

Kendimi gördüm o can aynasında.

Kendimi sevdim orada görünce.

Ben kendimi sevdiğimde sevmediğini anladım senin.

Benim için üzülme. Onun için üzülme.

Sevmeyi bilmeyen üzülmeyi ne bilsin? Merakı ne bilsin? Hatır sormayı, gönül almayı ne bilsin?

İlle de üzüleceksen ve kalmışsa bu özelliğin kendin için üzülebilirsin.

Vermese de bir teselli…

Doldurmasa da arta kalan boşluğu!

Bir sen bilirsin heyecanımı. Kalbimin ritmini…

Sana dönük olduğunda ne fırtınalar kopardığını yüreğimin.

Böyle derdim. Buna inanırdım. Bilmesen de böyle düşünürdüm ellerim ellerini tuttuğunda.

Ne haldeyim sorma. Bunun için sorma.

Söyleyemem hüznümü sana.

Fırtınamı hissedemeyene kelimelerim kapalıdır!

Çığlığını duyamayan, kalp atışlarımı hissedemeyene ben kapalıyım.

Kapalı!

21.10.2012 canbolatugur@gmail.com/https://twitter.com/ugurcanbolat https://www.facebook.com/iyibakkendine7

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum