Nerede Kaybettik?

 

Bugün güçsüz bırakılmış bir İslam Dünyası!

Bugünkü dünyada Müslümanlar neyi ifade ediyor?

Soru bir başka şekilde de sorulabilir: Ne ölçüde Müslümanız?

Bilge Lider Aliya’nın İslami Manifestosu, önce sorunun tespitini yapıyor, sonra reçeteyi yazıyor. Şöyle ki:

Biz eğitimsiz bir toplumuz!

Biz esir durumdayız, bağımsız değiliz!

Biz fakiriz!

Biz bölünmüş toplumuz!

Biz Müslümanlar ,Kuran’ın öğretilerinden uzaklaşmış , sorumluluklarımıza karşı kayıtsız bulunmaktayız!..

Biz eğitimsiz bir toplumuz derken iki dünya savaşı arasında hiçbir Müslüman ülkesinde okuma yazma oranı % 50 yi geçmemekteydi. Ülkemizde yaşanan ‘Harf Devrimi’ aslında kimsenin işine yaramamış, güçsüzlüğümüzün sebeplerine zemin hazırlamaktan öteye geçmemiştir.

Bir örnekle bu yazı harf devrimi konusunun üzerinde duralım.

Basitliği ve sadece 28 harfli olan Arap yazısı (Osmanlıca)bu özellikleri sebebiyle dünyanın en mükemmel yaygın yazısıdır.

Japonya Latinlerin(Romalıların) teklifini reddetmiş, kendi yazısını korumuştu.

Bugün Japonya’da okuma yazması olmayan bulunmamaktadır.

Türkiye’de ise harf inkılabından sonra nüfusun büyük bir bölümü ümmidir. Bu durum bir sonuçtur ve bu konuda âmâ olanlar dahi görmeye başlamalıdır.

Yazı bir milletin tarihteki devamını sağlar ve “akılda tutma ”şeklidir der, Bilgemiz Aliya!

Arap harflerin kaldırılmasıyla Türkiye için yazıda korunan geçmişi bütün nimeti kaybolmuş oldu. Birçok diğer reformlarla beraber, Türk nesli kendini manevi dayanaktan yoksun ve adeta bir çeşit manevi boşluk içinde buldu.

Türkiye kendi hafızasını akılda tutma şeklini kaybetti, bu durum kime gerekli idi?

Bu tespitten sonra hemen şimdi burada bizzat yazan, duyan, gören fert devlet bir sistem ve düzen halinde ilk mesele eğitim olmalı, yeryüzünün öğretmenleri gökyüzünün öğrencileri olarak Allah’ın adına Allah’ın adıyla eğitime terbiyeye başlamalıdır. Nitekim Hz Muhammed sav. “Ben muallim olarak gönderildim. Terbiyemi Allah yaptı ne de güzel terbiye etti demesi, Kur’an’a vahye uygun bir yaşamı seçmiş ve yaşamış olmasıdır.”

Asırlardır halklarımız eğitimli insanlara sahip değildir. Onların yerine aynı derecede istenmeyen iki ayrı tipte insana sahiptir.

Eğitimsiz-yanlış eğitimli.

Hiçbir Müslüman ülkesinde halkın ihtiyaçlarına cevap veren ve İslam ahlakı anlayışına uygun, gelişmiş bir eğitim sistemine sahip değiliz.

Bu hassas kurumu bizim iktidar sahipleri ya ihmal ettiler ya da yabancılara bıraktılar.

Yabancıların para,  kadro ve tabii ki program verdikleri okullar, Müslümanları hatta milliyetçileri eğitmedi okullar da bizim müstakbel aydınlarımıza itaat, teslimiyet yabancıların zenginliğine gücüne karşı hayranlık enjekte edildi.

Sözüm ona aydınlar ile halk arasında bulunan ve bizim genel durumumuzu tasvir eden karanlık işaretlerden biri olan korkunç uçurum başka taraftan derinleşerek büyüdü, büyümeye devam etti.

Müslüman toplumun eğitime ve okula karşı soğuk olduğu yolunda anlamsız ve saçma suçlama ortaya atıldı.

Hakikat ise okula karşı bir ret tavrın olmadığıdır. Tepki sadece İslam ve halk her türlü manevi bağını kaybeden yabancı eğitime, terbiyeye ve okula karşıdır. Eğitim sistemi nasıl olmalı, belki biz burada bu konunun basit birkaç noktasına dikkatleri çekebiliriz.

Bölünmüşlük, parçalanmışlık doğru yürümenin toplumsal güzelliklerini hayata taşımayı zorlaştırdığı muhakkaktır.

Nereden başlamalı dediğimizde ebeveynlerden aileye, çekirdekten çınara kadar geniş ve uzun bir yürüyüş, çalışma çaba ve uğraş gerekiyor.

Devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.