Dr. Mehmet AYKAÇ

Dr. Mehmet AYKAÇ

SELAM ve SELAMLAŞMAK

Medenî insan topluluklarının hemen bütününde, insanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman görüşmeye ve konuşmaya başlangıç olarak bir kısım kelimeler ve deyimler kullanır veya bir takım hareketler yapar ve ardından asıl konuya geçerler. Bu bir tür, kısaca insanların birbirini karşılama ve kabul törenidir. İslâm dininde bunun adı, “Selâmlaşmaktır”.

Selâm, İslâm’ın sevgi ve rahmet kapılarının anahtarıdır. Müslüman gönüllerdeki sevgi hazinelerine bu anahtarla girilir. Allah (c.c.)’ın rahmet ve mağfiret deryalarına bu gemi ile dalınır. Selâm, müslümanların bir diğeri üzerindeki karşılıklı haklarından biridir. Selâm, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerinden de biridir. Her türlü belâ ve afetten, her türlü eksiklikten, her fenâ (yok olma) ve zevalden salim ve münezzeh olan Allah Teâlâ’nın (es- Selâm) ismidir. Bunun için müslümanlar Abdü’s-Selâm= Abdüsselam (Selâm’ın kulu) ismini çocuklarına isim olarak da verirler. Selâm, aynı zamanda cennet bahçelerinden birinin adıdır. Bu bahçenin adı Dârü’s-Selâm’dır.

Selâm, kelime ve söz olarak çok kısa olmasına rağmen anlamı geniş olduğundan, gönüllerdeki kini, şiddeti, kızgınlığı söndürüp bunun yerine ülfet, ünsiyet ve sevgi yerleştiğinden dolayı çok kolay gerçekleşen bir dini törendir. Selâm, aynı zamanda bir zikirdir. Selâmla birlikte Allah’ın ismi anılmaktadır. Bu da Allah’ın rızasını kazanmaya, büyük mükafat ve sevaba vesile olmaktadır.

Selam, bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşi için hayır temennisinde bulunmasıdır. Müslümanın önemli ahlâkî, toplumsal ve sosyal görevlerinden birisi de gerek akraba, dost ve tanıdıkları ve gerekse tanımadığı diğer müslüman kardeşleriyle karşılaştığı zaman, Allah (c.c.)’ın selâmı, yardımı, bereketi, ihsanı ve esenliği sizin üzerinize olsun, anlamına gelen “es-Selâmü Aleyküm” diyerek selâm vermek; kendisine selâm verilen kimselerin de “Ve Aleykümü’s-Selâm” diyerek veya daha güzelini “ve rahmetullahi ve berakatühu” ilave ederek selâmlarını almaktır. İmrân bin Husayn -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatıyor:
Resûlullâh’a -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir adam geldi ve:
– es-Selâmü aleyküm, dedi. Efendimiz onun selâmına aynıyla(“Ve aleykümü’s- selam” diyerek) karşılık verdikten sonra adam oturdu. Allâh Resûlü:
“– On sevap kazandı.” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da:
– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla (“Ve aleykümü’s- selâm ve rahmetullâh” diyerek) mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Resûl-i Ekrem:
“– Yirmi sevap kazandı.” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:
– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Fahr-i Kâinât o kişiye de selâmının aynıyla (“Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diyerek) karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz onun hakkında da:
“– Otuz sevap kazandı.” buyurdu (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131-132).

Selamın karşılığını daha güzeliyle vermek, tam anlamıyla alçak gönüllü, hoşgörülü olmanın ve büyüklenmemenin ifadesidir. Cahiliyyenin kötü ahlak modelinde ise, verilen bir selamı almamak, duymazdan gelmek gibi tavırlar karşı tarafa bir üstünlük gösterisi olarak yapılır. Sosyal statü olarak kendinden daha küçük gördüğü kimseleri ezmek, haddini bildirmek gibi çirkin niyetlerle bu tarz davranışlara sık sık başvurulur. İslam'da ise müminler arasında bu tarz bir üstünlük anlayışı, değerlendirme modeli kesinlikle yoktur. Konumu ne olursa olsun, kendisine verilen bir selamı almak her mümin için Kuran'da bildirilen bir emirdir. İnsani bağların ve iletişimin anahtarı olan selamlaşma, Allah’ın, insana emrettiği bir davranıştır “Size selâm verildiği vakit, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık veriniz. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapar” (Nisâ Suresi, 4/86).

 

SELAM TOPLUMUNU OLUŞTURMAK

Müslümanın görevi; içerisinde Allah’a layık bir kul olarak yaşayabileceği bir dünyayı kurmaktır.  “Allah dilediğini selam yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir” (Yunus Suresi, 10/25) ayet-i kerimesinde bu görevi müslümana hatırlatılmaktadır. Cennetteki huzur ve mutluluğu andıran “Selam yurdunun” sırrı ve paraolası da selamdır.

İslâm, hangi ırk, cins ve renkte olursa olsun herkese ve kıyamete kadar bütün zamanlara hitap eder. Bu sebeple selâm, Allah’a (c.c.), Resûl’üne ve O’nun getirdiklerine inanan bütün mü’minlerin selâmıdır. Uzakdoğu’da, Japonya’da ve Endonezya’daki bir müslüman, batıda Amerika’daki bir müslümanla veya Kırım’daki bir müslüman,  Güney Afrika’daki bir müslümanla karşılaştığı zaman aynı selâmı vermektedir. Evrensel din olmanın doğal gereği de budur. Nitekim sevgili Peygamberimiz, “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Onu yaptığınız taktirde  birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız” buyurmaktadır. (Tirmizî, “Kıyâmet”, 42; İbn Mâce, “İkâmet”; 174, “Et’ime”, 1; Müslim, “Îmân”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131; Tirmizî; “İsti‘zân”, 1; İbn Mâce, “Edeb”, 11).

Dinimize göre selâm vermek sünnet, selâm almak ise selâm verenin muhatap üzerindeki bir hakkıdır.

Yakınlaşmanın ilk işareti, iletişimin ilk adımı, giriş kapısı, selam vermek ve almaktır. Selamlaşma, kişisel iletişimimizde gerekli, önemli ve şart olduğu gibi toplumun genelinde kullanılması halinde, güçlü toplumsal bağlar oluşturan ve insanların birbirlerine yaklaşmalarını sağlayan, iletişimi kolaylaştıran, insanı karşısındaki insana karşı rahatlatan bir etkiye sahiptir. 

Meskun mahalle (içinde insanların bulunduğu mekana) girerken izin istenmeli ve selam verilmelidir. Müminlerin kendi evlerine girerken eşlerine ve çocuklarına, iş yerlerinde arkadaşlarına ve çalışanlara, yolda karşılaştıklarına selâm vermeleri, güzel ahlaklarının göstergesidir ve Rabbimizin rızasını kazanmaya vesile olur. Evde veya girilen diğer kapalı mahalde kimse yoksa, “es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denmelidir! Çünkü müslümanın evinde melekler bulunur. Onlara selâm verilmiş olur. Câmiye, mescide girince de aynı şekilde, “es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denilmelidir! Yüce Allah (c.c.) Kuran’da şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere izin istemeden ve (ev) sahiplerine selâm vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır” (Nûr Sûresi,  24/27).   “... Evlere girdiğiniz vakit, Allah(c.c.) tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah(c.c.) size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız” (Nur Suresi, 24/61). “O Rahman (olan Allah(c.c.))ın kulları, yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler (Furkan Suresi, 25/63).

Hadîs-i Şerif’te: “Ailenizin yanına girdiğiniz zaman selâm verin ki, size ve ev halkına bereket olsun” buyurulmaktadır (Tâc Tercümesi, 5/727). Her türlü iyilik ve esenliğin birbirimizin üzerine olmasını dilemek ve bunu karşı tarafa Allah (c.c.)’ın istediği deyimlerle bildirmek olan selâmlaşmayı hiçbir zaman ihmal etmemek gerekir. Nitekim, Resûlullah’ın en yakınlarından Enes b. Mâlik’in anlattığına göre Peygamber Efendimiz, sokakta oynayan çocuklara bile selâm verirdi.

Müslümanlar birbirlerine selâm verdikçe, Cenâb-ı Hakk’ın nûrû, feyzi, rahmeti, bereketi üzerlerinde tecellî eder. Bundan dolayı da aralarında ülfet, muhabbet (sevgi), tesânüd (dayanışma) hayır ve bereket, mutluluk ve esenlik meydana gelir. Allah (c.c.) ‘ın adının anılmadığı yerde ise hayır ve bereket olmaz.

Selam dilimizde de çok önemlidir. Arkadaşlığın, dostluğun ve samimiyetin ifadesidir. Oysa günümüzde selamlaşmak neredeyse yok denecek kadar azdır. Kur’an ahlakının tam olarak yaşanmadığı toplumlarda, bir çok ifadenin dejenere olduğu gibi, Allah(c.c.)’ın en güzel sıfatlarından biri olan Selam’ın anlam ve önemi de gereği gibi anlaşılmamaktadır. Günümüzde büyük ölçüde ihmal edilen selamlaşmaya parmak basan Milli şairimiz Mehmet Akif: "Bir selâm ver be herif; ağzın aşınmaz ya... hayır ne selâm vermeyi bilir hayvan, ne de sen versen alır"der. Bu durum önceleri büyük şehirlerde hızlı ve hareketli yaşantının sonucu olarak düşünülürdü. Fakat şimdi küçük köy ve kasabalardaki, eski samimi selamlaşmalar da aranır hale geldi. Hatta yıllarca aynı binada oturup da, kapı komşuları olanlar bazen birbirlerini hiç tanımazlar, bazen karşılaşsalar da, birbirlerini görmezlikten gelirler. Birinin diğerinden belki maddi anlamda, veya eğitim anlamında kendince üstün olması gibi asılsız gerekçelerle selamlaşılmıyor. Dinimizde komşunun önemini ayrıca din, dil, ırk ayrımı olmaksızın herkese güzellikle davranmayı Allah(c.c.), Kuran ayetleriyle bizlere şöyle haber vermektedir:

“Allah(c.c.)'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah(c.c.), her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 4/36). 

SELAMLAŞMA ADABI

Selâm verirken yüksek sesle selâmlamak evladır. Kalplere sürür vereceği düşünülerek cehren (duyulur bir sesle) mukabelede bulunmak da iyi görülmüştür. Mesafe uzak değilse işaretle selâmlaşmak uygun olmaz. Muhatabın yüzüne bakmadan kaba bir sesle "Selâmün aleyküm" demek, selâm vermek değildir. Bilâkis güler yüzle muhataba dönüp tebessüm göstermek yerinde bir davranış olur. Hıristiyanlar ellerini ağızlarına koyarak, Yahudiler de parmağıyla işaret ederek, Mecusiler (ateşperestler) ise eğilerek (reverans ederek) selâmlaşırlardı.

Selâmı önce vermek Allah (c.c.) katında daha faziletlidir. Resûlullah (s.a.v.): “İnsanların Allah katında en makbul olanı, önce selâm verenlerdir” buyurarak bunun önemine işaret etmişlerdir (Tâc Tercümesi, 5/722).

Herhangi bir vasıtada olanın yaya yürüyene, yürüyenin oturana, yukarıdan aşağı gelenin, aşağıdan yukarıya  gidene, azlık çokluğa, arkadan gelen önden gidene, gençlerin yaşlılara, babanın çocuklarına ve eşine selâm vermesi de Resûlullah (s.a.v.)’ın adetlerindendir. 

Bazı ortamlarda kalabalık gibi sebeplerle her rastladığına selâm verme imkânı azalabilmektedir. Bu takdirde çarşı pazar gibi kalabalık yerlerde işi gereği dolaşan bir kimsenin bazı şahıslara selâm vermesiyle sünnet yerine getirilmiş olur.

Müslümanlar kardeş oldukları için birbirlerini ister tanısın, ister tanımasın, karşılaştıklarında veya iletişim araçlarıyla görüştüklerinde selâmlaşırlar.Topluluklar karşısında veya medya programlarında da söze yine selâm ile başlamak gerekir.  

Bir topluluğun yanına girerken selâm verildiği gibi, onların yanından ayrılırken de selâm vererek ayrılmak gerekir. Resulü Ekrem (SAV); "Biriniz meclise geldiği zaman selâm verdiği gibi, ayrılırken de selâm versin. Çünkü birinci selâm sonrakinden daha üstün değildir" buyurmuştur (Tâc Tercümesi, 5/744).

Uzaktaki birine selâm göndermek, ulaştırmak veya gelen selâmı almak da sünnettir. 

Selâm vermek ve almak çok önemli bir ahlâk, disiplin ve iletişim olayı olduğu için, dünyanın en düzenli ve disiplinli ordularından biri olan bizim silahlı kuvvetlerimizde, emniyet teşkilâtımızda, okullarımızda ve kurumlarda mensupları karşılaştıkları zaman belli kurallar ve şekillerde birbirlerine selâm verir ve alırlar.

Aynı hava koridorunda karşılaşan iki uçak pilotunun yerden binlerce metre yüksekte selâmlaşmasından, telefonda, internette elektronik olarak karşılıklı sohbet yapan insanların selâmlaşma ve tanışmalarına kadar bütün selâmlaşmalar insanlara mutluluk vermektedir. Elbette bunu Allah (c.c.)’ın istediği şekilde yapmakta insanlarımız için sayısız faydalar vardır.

Bu toplumda Müslümanlarla birlikte gayr-ı Müslimler de bulunabilir. Onlarla karşılaşıldığı zaman elbette selamlaşmadan geçmek olmaz. Bu durumda Resulallah'ın (SAV) tavsiyesine uyarak, önce onların selâm vermesini bekleyip selâmlarından sonra da "Ve aleyke" diyerek cevap vermek gerekir. Eğer Müslüman önce selâm verme pozisyonunda bulunursa "Vesselâmu ala menittebeal hüdâ" selâm hidayete tâbi olanlar üzerine olsun şekilinde selâmlamak uygun olur. Nitekim Resulallah (SAV) gayr-ı müslim devlet başkanlarına yazdığı mektuplarda bu tabiri kullanmıştı.

Selâma karşılık veremeyecek durumda olanlara; yemek yiyene, Kur’ân okuyana, hutbe dinleyene selâm verilmemelidir. Ayrıca işlediği günahları açıkça söylemekten çekinmeyen fâsık kimselere de selâm vermek mekruhtur.

SON SÖZ

Selamlaşma, iletişimin başı, ilişkilerimizin mimarıdır. Selam vermeden hiçbir insana yaklaşamazsınız. Selamsız bir yaklaşım, karşımızdaki insanda tedirgin edici, rahatsız edici etkiler ve duygular oluşturacak, yaklaşmanızı tereddütle karşılayacaktır. Çünkü insanlar arasındaki selamlaşma; karşılıklı ön yargıları kaldıran, dostluk ilişkilerini, sevgi ve muhabbeti geliştiren ilk eylemdir.

Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiğine göre, cennete girecek müminlere, meleklerin ilk hitabı “Selâmün aleyküm” şeklinde olacaktır. Söz konusu âyette şöyle buyuruluyor: “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevkedilirler. Oraya vardıklarında kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle derler: Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi, ebedi kalmak üzere girin buraya!”( Zümer Suresi, 39/73). Cennette cennet ehlinin en çok işiteceği söz "Selâmdır. "Onlar orada ne bir boş söz, ne de insanı günaha sokacak bir şey işittiler, işittikleri söz sadece karşılıklı "Selâm selâmdır" (Vakıa Suresi, 56/25-26). "Allah'a kavuştukları gün onlar: "Selâm" diyerek selâmlaşırlar. Allah onlara güzel bir mükâfat hazırlamıştır" (Ahzab Suresi, 33/44).

Selâm, millî kültürümüzde, sanat ve edebiyatımızda lâyık olduğu yeri almış, binlerce şiir, öykü, roman, tiyatro ve diğer eserlerde sayısız olayda ifadesini bulmuştur.

Büyük mutasavvıf ve Allah dostu Yunus Emre de dünyaya veda şiirinde şöyle demişti:

Şu dünyadan gider oldum,                                             Ben gideyim gelen gelsin

Kalanlara selâm olsun,                                                   Şu dünyada kalan kalsın,

Acep halim n’olur? Diye                                                Ahret hakkım helal olsun,

Soranlara selâm olsun.                                                    Diyenlere selam olsun. 

..... Ve selâm hidayet üzere olanlara olsun.           

Dr. Mehmet AYKAÇ

İlahiyatçı-Yazar

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.