Fatma Ç. KABADAYI

Fatma Ç. KABADAYI

Sevdiklerinizi İhmal Etmeyin!

Daktilo kursundayken ‘Tuş’ isminde sınıfta olan biteni anlatan bir gazete çıkarıyordum. Her hafta fotokopiyle çoğaltılır ve arkadaşlar evlerine götürüp hatıra olarak saklarlardı.

Lale de onlardan biriydi. Benden bir iki yaş küçük uzun suratlı, kıvırcık saçlı süslü bir kızdı. Canayakındı. Yüzünü çok anımsayamıyorum aradan yirmi yıl geçti ne de olsa.

Birgün Lale edebiyat öğretmenlerinin gazetemi gördüğünü ve benimle tanışmak istediğini söylemişti.
Ağzımın kulaklarıma vardığını tahmin etmişsinizdir herhalde.

Çağrılan yere erinme derler, hem heyecanlı, hem ürkek, hem sevinçli gittim tanışmaya.
Kayseri Endüstri Meslek lisesi’nin içinde bir lojmanda oturuyormuş. Hüseyin Ertaş. Beyaz saçlı orta yaşlarda güler yüzlü, sevimli, cana yakın ve de çok kültürlü…

Evinin girişinde koca bir kitaplık. Sade, gösterişsiz mütevazı bir ev. Hatırlamakta zorlanmadığım bir ev.

Kapım her zaman açık deyimini ondan öğrendim ben, kapısı daima açıktı, hırsızlık için gelen olmadı hiçbir zaman.

Bir kış günü okul bahçesinde kayıp düşmüş ve ayağını sakatlamış. Tekerlekli sandalye ile yaşamına devam ediyor, derslere öyle giriyordu.

İlk gidişimde de sonrakilerde de hep tıklım tıklımdı evi. Ne kadar çok sevilirdi akıl sır erdiremezdim o yaşımda.
Erkek kardeşiyle beraber yaşıyorlardı. Ahmet, biraz peltek konuşan, evde olduğu sürece hem abisine bakan hem de ev işleriyle meşgul olan, o zamanlar yirmili yaşlarda genç bir delikanlı. Karayollarında çalışan disiplinli bir şahıs. Ev işlerinde de benden becerikli emin olabilirsiniz.Bir keresinde çok bilirmişim gibi onlara kuru fasulye yapmaya kalkmıştım, yanmıştı. Önceden haşlamak gerekiyormuş meğer. Öyle anlayışlı davrandılar ki o gün.

Hüseyin Hoca’yla çok iyi anlaşmıştık. Kendimi geliştirmemi söyledi. İlk kitabımda düzeltmeleri o yaptı, ondan esinlenerek yazdığım romanı da eniştemle gidip gösterdiğimizde hemen bunu bahçede yak dedi.

Noktalama, okuma, eleştirme vs konularda hep bilgilendirdi.
Üniversite yıllarımda memlekete geldikçe ziyaretine gittim. Sonralarda da.

Evlendikten sonra eşimle tanıştırdım onu. Onu tanımak benim için bir gururdu. Sonralarda telefon açmaya başladım.
Son birkaç yıl ise hiç arayamadım, belki de çoluk çocuğa karışmış olmak, haberlerini uzaktan da alıyor olmak yetti bana.

Ramazan bayramında aradım, beni hemen hatırladı, sitem etti, evlenenler unutuyor bizi, Lale de koluna taktı birini, gelmiyor artık dedi.
Emekliliğinden falan konuştuk.
Anlatacak çok şey vardı da yarım saatte ancak özetleyebildik.

İnsan özlüyor geçmişindeki güzel insanları.
İki gün önce Ahmet aradı. Beni ilk arayışı. "Nasılsınız" dedi, "uğraşıp duruyoruz Ahmet, siz ne yapıyorsunuz Hüseyin Hocam" nasıl dedim.

“Onu pazartesi defnettik,” dedi.

Şaşkındım, nasıl olurdu durup dururken, meğer kalp yetmezliği varmış. Pazar günü vefat etmiş.
Düşünüyorum da aslında O hiç gün görmedi gibi geliyor, hiçbir yere gidemezdi zaten. Emekli olup Kayseri’de Talas’tan ev almıştı. Rahat olduğunu düşünüyordum.
Ahmet’le konuşamadım bile. Yutkundum, onu sonra arayacağımı söyledim.

İnanmak zor ama ölüm var gerçekten.

Bu yüzden sevdiklerinizi ihmal etmeyin, sonra benim gibi üzülürsünüz diyorum. Günler sanıldığından daha çabuk geçiyor, değil mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum