SEVGİ TAPINAĞINA GİREBİLME ARAYIŞI...

İnsanlar hep birine güvenmek, destek almak ve bir dost arar ve ister..

Oysa öyle birini bulmak hiç de kolay değildir...

Tıpkı sonbahar geldiği zaman bir ağaçta mevsimi tamamlayan bir yaprağın istemediği halde yere düştüğü gibi, aslında bilir mevsimi geldiği zaman yere düşeceğini işte biz insanlarda biliriz aslında birine güvenmeden önce yıkılacağımızı büyük bir ihtimal veririz kendimize üzüleceğimizi bildiğimiz için...

İşte o yaprakta bilir bir gün yere düşeceğini ve rüzgarın onu alıp ağacından uzaklara götüreceğini yaşar o hüznü, acıyı ama yoktur yapacağı bir şey..

Ne kadar güvense de ağaca sarılsa da sımsıkı güzellik katsada dallarına bilir acı çekeceğini bizde insanlara güvenmeden önce tahmin ederiz üzüleceğimizi ama bazı şanslı yapraklar vardır yere düşse bile rüzgar alıp götürmez bütün mevsim boyunca ya yerde durur yada bir kaldırım kenarına çekilir peki neden?

Sırf insanlar rahatsız olmasın diye...

Bizim de güvendiğimiz insan terkeder bizi sanki o rüzgar şanslı yapraklı alıp götüreceği yerde bizim dostlarımızı ikinci kendimizi alıp götürmüş...

Peki tek suç rüzgarda mı yoksa sımsıkı sarılmayıp kendini rüzgara bırakan onlarda mı?

Suç ikisinde ama fayda yoktur. Rüzgar ne kadar ters yönden esse de gidenler sarılmıştır artık anlamıştır rüzgarın verdiği ayrılık acısını...

Tekrar yaşamamak için o acıyı sarılırlar kim olursa olsun karşılarındaki...

Biz ise bekleriz orada mevsimimizin gelmesini...

Bize kalan sadece anılar hatıralar ve yüzümüze çöken bir hüzün olur ve o gidenlerin bıraktıkları gözlemci güvensizlik duygusu, güvenemeyiz en yakınımızdaki insanlara güvenmek istesekte o yaşananlar gelir akla ve o ayrılık rüzgarının ürpertisi, soğukluk çöker üstümüze üşürüz sıcaklık bekliriz karşıdakinden ama ne kadar sıcaklık hissettirsede insanlar o içimizde hüzünün soğukluğu sarar vücudumuzu...

Biliriz yalnız yaşanmaz bütün insanlar böyle değildir deriz ama hele o giden çok sevdiğimiz biri ise hiç ısınmaz vücudumuz hiç değişmez düşüncelerimiz...

Düşünürüz gece gündüz, hiç durmayız aklımız karmaşıktır aslında öle bir düzen içindedirki beynimiz bir farkedemeyiz..

Düzen ise acıdır güvenirsin yaşarsın kaybedersin ve unutursun biz unutma aşamasında acıların kendi yalnızlığımızın düşüncelerimin acısıyla geçiririz..

Bir kısmımız unuturken acılarını bir kısmımız ise yaşar uzun bir dönem...

Hep yaşadık bütün hüzünleri, acıları unutmayı seçtik ama kader aldı bizi götürdü kaybolduk düşüncelerimizde bu bizi daima üzmek isteyen dünyanın kibirinde...

Aslınsa kim isterki acı çekmeyi ama yazılmıştır çoktan insanın kaderi ne kadar dirensekde yoruluruz en sonunda, kaybederiz hayat savaşını, sevdiklerimizi...

Bütün bunlardan sonra düzenin son aşamasını geçeriz...

Anlarız o zaman hayatın bizden beklediklerini, anlarız o zaman yaşamanın güzelliğini, başarı duygusunu, güldüğümüz zaman o bir zamanlar sıcaklık aradığımız soğukluğun bir gülmeyle sımsıcak olduğunu..

O zaman biraz güvensizlik olsada insanalra karşı hissederiz ama görmez istemez gözlerimiz...

Çıkar karşımıza birileri ilkbahar mevsiminde yaşarız en güzel günlerimizi ama bu sonbahar mevsiminde ise eskisi gibi acılarla geçmektense alırız kolumuza o insanları bırakmayız zalim rüzgarın esintisine...

Geçerken ağaçların arasından dökülmüş yapraklarından arasında gülümseriz hep çünkü biliriz onların da kaderi bizim gibi...

Sonra çömeliriz yere alırız bir yaprağı elimize koyarız bir ağacın tepesine eskisi gibi olmasa yeri en azından hisseder kalbinin derinliklerindeki birleşim duygusunun sıcaklığını...

Böyledir bütün sonbaharlar gelir geçerler.. Geriye kalan kimi zaman bir ayrılık acısı kimi zaman ise gelmiş geçirmişlik duygusunun verdiği mutluluktur ve kimi zaman o zalim rüzgara sevdiğimiz kişileri kaptırmamanın mutluluğu..

Yaşarken güleriz hep kimi zaman yorulsakta direnemesekte yanımızda kimse olmasada yanlış kişilere güvensekte, hayatın güzelliklerini yaşayamasakta anlarız elimizde kalanların değerini ve duyarız sanki gidenlerin arkasında değmezmiş değişimizin verdiği anlamışlık hissini...

Bundan sonra meydan okuruz hayata o ne kadar yıldırsada bizi hayattan, düşürsede sürekli yerlere biz hep şükür der ve kalkarız büyük bir gülümsemeyle anlarız biz yerden kalkarken elimizden tutanların verdiği GÜVEN duygusunu...

Siz siz olun gidenlerin arkasından çok fazla acı çekmeyin çünkü gitmek istemeyen o rüzgara kapılmak yerine elinizden tutar meydan okurdu...

Bunları yaşamak yaşatmak zor mu? İnsan çeşit çeşit olunca zor oluyor evet zor. Herkesin kendine göre bir doğrusu olduğu sürece çeşitlilikte çok oluyor ve güvensizlik, korkaklık, içine kapanıklılık vs vs. bir sürü iç sıkıcı şeylerr yaşantımıza giriyor.

Ve çoğu zaman kırılacağımızı, üzüleceğimizi bile bile lades deriz.

Evet bazen acıyorum kendime.

Yaslanıp yürüdüğüm doğrularımla, yanlış omuzlara baş koymuşum meğer. Ben verdikçe isteyen hep “fedakarlık gerek” diye sineye çektiğim insanlarla kesişti  yollarım...

Hani yüreğimde taşıdıklarım ağır gelmedi bana, yorulduğumda umutlarımı tazeleyecek bir yüreği karşımda bulamadığımdan tükendim.

Evet bazen acıyorum ve kızıyorum kendime, ruhumdaki bu kanayan yaraları dindiremiyorum ve aynaya bakınca yüzümdeki DEĞDİ Mİ? diye o acı tebessümü bir türlü içime sindiremiyorum

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.