Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın!..

Kutlu Doğum Haftasını yaşıyoruz… Tebrik ederim…

Efendime aşk-ı niyaz ederim…

Önemli bir hafta…

Tazeler bizi bu hafta… Yenileniriz…

İçimizdeki kurtları dökeriz… Günah kurtlarını… Ruhumuzun kemirgenlerinden kurtuluruz.

Yaralarımızı iyileştiririz. Çünkü onun aşkıyla sararız yarayı…

Merhemimiz muhabbetimizdir.

Muhabbetimiz Muhammedimiz’dir (sav) …

Efendimize döner dilimiz daha fazla… Salavatlarla güzelleşir… Çiçek açar…

Bakışımız değişir…

Sözümüz başkalaşır… Dokunuşumuz, oturuşumuz, kalkışımız… Hepsi Onun rengine bürünür. Nurlanırız.

Ona yöneliriz… Her şeyimizle…

Aşkımız yinelenir bu günlerde… Tekrar gerçek aşkın fırtınasına tutulur yüreğimiz…

Hayatımızı hayatına raptetmemiz gerekiyor Efendimizin…

İşte bu amaca ulaşmak için bugünleri tekrar vesile yapabiliriz… Altın bir fırsattır eğer kıymetini bilirsek…

Alemlerin Fahr-i Ebedisi Efendimizin gölüne gitme mecali için çırpınıyoruz…

Bir topal karıncayız belki… Ne çıkar!

Yolumuz Evrenlerin iftiharına gidiyorsa…

Her yanımız yara bere içindeyse ne gam! Yaramız Onun tarafından sarılacaksa…

Sebebi Ona olan hasretimizse!.. Ziyanı yok gözümüz uykuya hasret kalsın!..

O hasreti dile döken eserlerden birini hatırlatacağım size…

Bildiğiniz bir eser aslında… Bu bestenin Efendimizi anlattığını duyunca şaşıracaksınız belki…

Zira biz bu eseri Türk Sanat Musîkisi’nin meşhur bestelerinden birisi olarak biliyoruz. Gelin önce dizeleri okuyalım:

 Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kim bilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kim bilir hangi gönüldür durağın

 Şaşırdınız mı bilmiyorum ama ben okuduğumda pek şaşırmıştım. Severek dinlediğim bu eseri artık daha farklı dinler olmuştum.

Hem de sık sık!... Farklı seslerden… Bıkmadan…

 

Değerli bestekar Amir Ateş kendisiyle röportaj yapan Nursel Tozkoparan’ın sorularına cevap veriyor:

“-Amir ateş denilince eminim benim gibi birçok insanın aklına “Bir kızıl goncaya benzer dudağın” şarkısı gelir. Aynı şekilde bu parçayı dinleyenlerin de aklına ilk gelecek isim Amir Ateş’tir. Bu şarkının hikayesi nedir?

-“Bu şarkı Resulullah Efendimize ithaftır. Şarkının sözlerini yazan Melek Hiç Hanım, şiirlerinde O’na olan aşkını, sevdasını, ona olan minnet ve şükranını dile getiren sözler yazardı. O başkasına değil Ya Yüce Mevla’ya, ya Cenab-ı Pir’e, ya da Resulullah Efendimize yazardı. Ama siz bir kıza ya da herhangi bir delikanlıya yazdığını zannedersiniz” dediler.

 - Yani bu şarkı Peygamber Efendimiz için mi yazılmış?

-Evet O’na ithafen yazılmış. Ben de, “Elhamdülillah abdestsiz beste yapmadım” dedim. O benim 5 dakikada yaptığım bir şarkıdır. Böyle bir şey olacağını ummamıştım. Bunda bir esrar var ama nedir? diye düşümdüm. Sonra bir gün televizyonda, “Amir Hocamızın o şarkıdan başka şarkı yapmasına gerek yok. Bu şarkı bin tane şarkıya bedel. Çünkü bunun Resulullah Efendimize ithaf bir şiir, güfte olduğunu biliyoruz” dediler.”

Seven sevilir diye inanmışımdır hep…

Siz sevgililer sevgilisine yürekten kırık dökük iki samimi cümle kurun…

Bu yeter…

Başka şeye gerek yok…

Zaten Onu hakkıyla anlatmak mümkün müdür? Asla…

Fahr-i Kainat Efendimizin aşıklarından Dr. Haluk Nurbaki hazretleri Efendimizi bütünüyle yansıtmak mümkün değildir diyordu.

Her gönül sultanı velinin Efendimizin bir hususiyetini ancak baskın olarak gösterebileceği, Onun isminden bir harfi güçlü olarak temsil edebileceğini anlatırdı.

Kendisi de ne zaman Efendimizin adını ansa hemen sesi titrer, gözleri yaşarırdı…

Yüreği ağzına gelirdi…

Peygamber nasıl sevilir, Ona nasıl aşık olunur somut şekilde görürdünüz.

Sizin de sesiniz titrerdi.

O atmosfere girerdiniz. Dizinizin bağı çözülürdü…

Nuru baki bir elin yüreğinize dokunduğunu hemen hissederdiniz…

Demek sevmeden sevdirmek mümkün değil… Hissetmeyen duygu transferi yapamaz. Fişini aşkın merkez trafosuna takmadan aşk cereyanı gelmez yüreğe...

Yeter ki, aşksız kalmayın!..

Onun sevgi kıvılcımlarından gönlünüzü uzak tutmayın!

Güzeller güzeli Efendimizin aşk dolu şefkatli sinesine sığınmaktan daha güzel ne olabilir?

Gönlünüz Onun zevkine tutulduğunda kelimeleriniz kırık olabilir ama içinden sevgi geçer!

Bende Kutlu Doğumun hazzını aldığım şu dakikalarda kelimelerimi toparlayamadım…

İpe dizemedim tespih tanesi gibi…

Kırık dökük oldu…

Olsun!.. İçinden sevgi geçiyor…Bu bana yeter!..

Bir niyazdır!...

Aşk-ı niyazıdır…

Aşkımın niyazıdır!

Kabul etmesi dileği ile…

Kutludur doğumun Efendim!…

Mutluluktur…

Saadet getirensin…

Âleme neş’e katansın… Muhammedî neş’endir gönlümdeki fırtına…

Sevince gark edensin…

Varlığın künhüne götürensin…

Can Efendim…

Canımsın Efendim…

Candan öte cansın Efendim…

Cansın ruhumuza Efendim…

Ruhusun ruhumuzun… Özüsün özümüzün…

Özdemsin… Öznemsin Efendim…

Kandilim senin aşkınla yanar. Gönlüm senin sevginle çarpar.

Heyecanım sensin Efendim…

Çarpansın kalbimde…

Durmaksızın…

Burcum sensin Efendim!...

Senin bayrağındır dalgalanan vicdanımda…

Özgürleştirdin bizi…

Kurtardın ruhumuzu karanlık kuyulardan… Girdaplardan…

Dindirdin ızdırabımı Efendim!...

Sevgilisin!..

Sevginin kutbusun Efendim…

Seni sevmektir tüm arzum…

Sevilmektir tek muradım… Lütfundur sevgine mazhar olmak…

Keremin olmasa nasıl severim ben seni…

Tenezzül et Efendim…

Sev beni...

Sev beni…

Kutlu doğum kutlu doğumlarımıza sebep olsun!

İnşallah…

HABER NAME/ 15.04.2012 canbolatugur@gmail.com/ https://twitter.com/ugurcanbolathttps://www.facebook.com/iyibakkendine

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum