İstanbul Sözleşmesinin Gölgesinde Cuma Hutbesi

Eski yazılarımdan birinde ‘Diyanet İşleri Başkanlığının özerk olması ve imamlara kürsü/minber dokunulmazlığı’ getirilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu gün bir adım daha ileri gidip camilerin de bu kapsamda değerlendirilmesini teklif ediyorum.

Eğer laik bir devlet anlayışıyla yönetiliyor, seküler bir hukuk sistemini benimsemişsek bu bir talepten ziyade haktır ve elzemdir. Laikliğin o en meşhur tarifini hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılır.

Bugün cumaya giden arkadaşlar hatırlayacaktır hutbenin konusunu. Hutbenin girişinde okunan ayet-i kerime ve hadis-i şerifi dinleyince daha bir dikkat kesildim. Aktüel bir konuyu seçmişler diye sevindim birazda. Ama hutbe ilerledikçe moralim bozuldu, camiyi terkedesim geldi. Pandemiden beri terk ettiğim zühr-ü ahiri de kıldım. İmam kar altında kalan cemaati düşünerek hutbeyi kısaltmak istemiş olabilir diye hüsn-ü zan ettim. Ama çıkınca ilk iş olarak diyanetin sayfasında hutbeyi incelemeye karar verdim.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü sayfasında bugün (15.01.2021) tarihli ‘Miras: Her Hak Sahibine Hakkını Vermek’ başlıklı hutbede Nisa suresinin yedinci ayet-i kerimesi konu alınmış, camide dinlediğimiz hutbenin aynısı.

“(Ölen) ana-baba ve akrabanın bıraktıklarından erkeklere hisse vardır. Yine ana- baba ve akrabanın (geride) bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Gerek azından gerek çoğundan (ne varsa), farz kılınmış bir hisse olarak (her ikisine de) verilir.” (Nisa 7)

Hutbenin can alıcı kısmı şurası: “Kadınlara miras verilmemesine yönelik örf ve âdetler, dinimize göre adaletsizliktir, zulümdür, asla meşru değildir. Allah’a ve O’nun indirdiği Kur’an’a iman eden her Müslüman, mirastan payına düşene rıza göstermeli ve kardeşlerinin hakkına el uzatmaktan sakınmalıdır.”

Buraya kadar tamam. Yukardaki ayette mirasın varisler için bir hak olduğu tesbit ediliyor ve bunun taksiminin farziyeti ilan ediliyor.

İlim ve hikmet kaynağı kitabımız hiçbir konuyu öyle ortaya atıp ta kenara çekilmez. Onu, ilerde gelecek bir ayetle, ya da başka bir surede, başka bir ayetle veya peygamber efendimizin tâhir sünnetinde yer alan hadis-i şeriflerle açıklamıştır. Bu, tefsir ilminin konusudur. Bu da; kuranın kuranla tefsiridir ki, bu ilmin zirvesidir.

Yukarıdaki ayette tesbit edilen hakkın, yani mirasın kimlere nasıl dağıtılacağı da takip eden ayetlerde teker teker, açık seçik anlatılmıştır. Ama benim de pür dikkat dinleyip duyamadığım, benim gibi birçok insanın duyamayınca tepki gösterdiği, on birinci ayette yer alan o husus hutbede konu edilmemişti. Oysa bu konu Anadolu’da birçok aile içi kavganın, kan dökülmesinin, kardeş katlinin, küsmenin, kopmanın sebebidir.

Kanaatimce burada bu ayetin zikredilmemiş olması, Allah (cc)’ın taksimiyle medeni hukukun taksiminin örtüşmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bu konu aynı zamanda feministlerin ve din düşmanlarının Kur’an’a tahaccüm için sarıldıkları en büyük silahları. Modern Müslüman kadının aklını bulandırıp, dininde şüpheye düşürmek için buldukları en kestirme yol. 

İşte o ayeti kerime: “Allah, size çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının/kızın hissesinin iki misli (miras vermenizi) emreder.…. (Bu hisseler) Allah tarafından konulmuş farzlar (paylar)dır. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa 11)

Biz biliyoruz ki hutbeler en az bir ay önceden uzman bir heyet tarafından seçilir, hazırlanır ve silsile-i meratib ile sayın başkanın da onayı alındıktan sonra yayınlanır.

Yıl olmuş bilmem kaç, İmam Hatip mezunu bir Cumhurbaşkanı yirmi yıldır ülkeyi yönetirken; eğer hala statüko ve vesayet korkusu, devletin ali menfaatleri, konjonktür, kadem, İstanbul sözleşmesi vs hesap ederek Allah’ın ayetlerini, Allah’ın kullarına, Allah’ın evinde açık seçik okuyamıyorsak, daha çok aşılacak menzilimiz, çok delinecek dağımız var demektir.

Diyanet işlerinde çok değerli ilim adamlarının, çok samimi, muttaki hocalarımızın olduğunu biliyorum. Onların affına sığınarak, ehli kitabın dinlerini nasıl ifsat ettiklerini, hayat membaımız Kuran-ı Kerimin ehli kitap âlimlerini nasıl tasvif ettiğini hatırlatmak isterim.

Yüce kitabımız bu örnekleri bize ‘eskilerin masalları’ olarak anlatmıyor.

Son vahyin onları örnek göstererek kıyamete dek bütün insanları, hepimizi ikaz ettiği şu iki ayet i kerime ile müsaadelerinizi arz edeyim.

“Hiç şüphesiz, içinde doğruya rehberlik ve nur (ahkâm ve öğütler) bulunan Tevrat’ı biz indirdik. Kendilerini (Allah’a) teslim etmiş (olan) peygamberler, yahudilere onunla hüküm verirlerdi. Allah’ın Kitabı’nı korumaya memur edilmeleri ve o(nun doğruluğu)na şahit olmaları itibariyle Rabbe gerçek bağlı kullar (ihlaslı bilginler) ve din âlimleri (hahamlar) da (onun gerektirdiği gibi hüküm verirlerdi). Artık siz, insanlardan korkmayın; benden korkun ve benim âyetlerimi az bir değere (rüşvet ve dünya makamına) satmayın. Kim (elinde imkân olduğu halde inkâr ederek veya beğenmeyerek) Allah’ın indirdiği/bildirdiği (hükümleri) ile (ve yeniden tekrar bildirdiği bütün hükümler)iyle (veya ona uygun olarak) hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”(Maide 44)

 “..Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına inanıp geri kalanını inkâr mı ediyorsunuz? İşte içinizden bunu yapanların cezası, dünya hayatında aşağılık (ve rezil olmak)tan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine çarptırılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”(Bakara 85)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum