Namazgâh : Yıldızlar Altında Namaz…

2009 yılında bir İstanbul seyahatinde ansızın karşıma çıkan Lâdikli Ahmet Ağa Çeşmesi isminden dolayı (Konya’nın meşhur manevi önderlerinden Lâdikli Ahmet Ağa çağrışımı yapmıştı. Sonrasında farklı bir Ahmet Ağa olduğunu öğrendim) dikkatimi çekmiş ve çevresindeki binalar, asırlık ağaç dahil perişanlık beni üzmüştü. Zaten akmayan Çeşmede ateş yakılmış her yeri is, pis içerisindeydi. 

 

Sonrasında 1997 yılında Kadıköy Belediyesi “Lâdikli Ahmet Ağa Çeşmesini Yıkıyor” haberleri ve Belediyenin tekzibiyle konuyu tekrar hatırladım. 

 

Ben karşılaştığımda orada bir de “Namazgâh” olduğu dikkatimi bile çekmemişti.

 

Osmanlı’da hanedan ailesi dışında Padişaha yakın devlet büyüklerinin de çeşitli Sadaka-i Cariye (Cami, Çeşme, Köprü, yol vs) eserler yaptırması güzel bir gelenekti. Tüm Osmanlı coğrafyasında bu şekilde binlerce eser vardır. 

 

III. Selim’in Çuhadarlarından Ahmet Ağa’da 1793’de Haydarpaşa Çayırının kenarına bir çeşme ve namazgâhtan oluşan bir Sadaka-i Cariye yaptırır. Bugün Rasimpaşa Rıhtım Caddesinde yer alan bu Çeşme maalesef 1980 yılında çeşmeye su getiren kanalın kırılması sonrasında susuz kalmıştır. 

 

Suyu akmayan Çeşme harap haldeyken iyi niyetli bir Cami yaptırma Derneği 1996’da Çeşme ve namazgâhı “onarma”ya çalışmış ve ehil olmayan ellerde çeşme orijinal halinden uzaklaşmıştır. İşte Kadıköy Belediyesi bu değişimi eski haline getirme müdahalesiyle “tarihi eseri yıkıyor” şeklinde gündeme gelmişti. Bu güncel tartışmayı burada bırakmak istiyorum.

 

İngilizlerin Paten Kaydığı Namazgâh…

 

“İstanbul’un Yaşayan Efsanesi” söyleşi kitabında Semavi Eyice çocukluğunun geçtiği sokağı anlatırken içimizi sızlatan bir hatırasına yer verir: “ 1933 yılında bizim yokuşun adı Düz Sokak yapıldı…Bu sokağın bir ucunda Haydarpaşa Bahçesi, diğer ucunda tarihi Ahmet Ağa çeşmesi, namazgahı ve çınarı vardı. İngilizler İstanbul’u işgal ettikleri yıllarda beton döktükleri bu namazgâhta paten kaymaya başlamıştı. Çocukken bu beton üzerinde oynardık.”

img_6591.jpg

(Kadiköy Belediyesi Müdahalesi Öncesi. Çeşme modifiye, Namazgah ve Anıt Ağaç Yok Olmuş)

Namazgâh tarihi süreçte Hz. Peygamber’e kadar giden “Açık Havada Namaz Kılmaya Yarayan” özel belirlenmiş alanlara verilen isimdir. İslam tarihinde ilk mescidlerin çoğunun bu şekilde yapıldığını ve Hz. Peygamberin Kuba’da yaptırdığı ilk mescidin ve cuma namazı kılınan Beni Salim Mescidi’nin de bu şekilde yapıldığı ve Hz. Peygamberin seferlerinde dinlendiği yerlerde temizlenip çevresi taşlarla işaretlenen namazgâhlar oluşturulduğu ve Peygamberimizin Mekke Medine arasında da çeşitli namazgâhlar edindiği kaynaklarda yer almaktadır.

 

İslam coğrafyasında giderek yaygınlaşan namazgâhlar genellikle abdest alacak bir kuyu ya da çeşme ile birlikte yapılırdı. Bugün halen bir kısmı ayakta olan sadece İstanbul’da tespitli 150’nin üzerinde namazgâh olduğunu biliyoruz. Namazgâhlar zaman içerisinde 

 

  • Mihraplı-Minberli Namazgâhlar,
  • Çeşmeli Namazgâhlar, (Bir yüzü mihrap, bir yüzü çeşme)
  • Bir çeşme yanına inşa edilen Namazgâhlar,
  • Musalla taşlı namazgâhlar,

 

Şeklinde farklı şekillerde tarihte yerini almıştır.

 

Zaman içerisinde sahip çıkamadığımız pek çok değer gibi namazgâhlar ya tamamen yok olmuş. Ya da eski işlevi ile alakası kalmamıştır. Tıpkı Lâdikli Ahmet Ağa çeşme ve namazgâhı gibi. İngilizlerin üzerinde paten kaydığı, çeşmesini kuruttuğumuz, asırlık ağacını yok ettiğimiz büyük bir kısmı da yola giden namazgâh ve Çeşme…

 

Tarihte Cuma, Teravih, Bayram ve Cenaze namazlarının açık havada kılınması amacıyla düşünülen ve inşa edilen Namazgâhlar yaşadığımız Kovid-19 eksenli pandemi sürecinde tekrar gündemimize gelmiş oldu. Maalesef çok sıkıntılı süreçlerden geçiyoruz. İngilizler işgal ettiklerinde bile cuma namazı kılınan İstanbul’da ve tüm ülkemizde cuma namazı kılamıyoruz. Salgının ilk anında bilinmezlik ve yaygınlaşma endişesi sebebiyle hızlıca ara verilen cemaatle namaz ve özellikle Cuma namazı konusunda çok geç kalındığını düşünüyorum. 

 

Hastalık Neşeden Kaçar…

 

Pazarların hiç kapanmadığı, marketlerin sürekli açık olduğu, berberlerin ve AVM’lerin bilahare açıldığı süreçte bu kadar uzun süre cuma namazı kılınmaması çok acı. Başta Saraybosna olmak üzere pek çok yerde tedbirlere uyarak cuma kılınmaya başladığını biliyoruz. Şimdi diyebilirsiniz ki zaten bizde de Cuma kılınmaya başlayacak tarih öne alındı. Bu gündem eskimedi mi? Bunun cevabını da son paragrafta vereyim.

 

İbni Sina’nın insandan insana bulaşan salgın hastalıklara karşılık sirke ile temizlenme, kalabalıktan kaçınma gibi tavsiyeleri yanında “Salgından korkmayın, hastalıktan sakının, hastalarınızı terk etmeyin. Evinizde oturun ve NEŞELİ olun, Hastalık Neşeden Kaçar” dediğini unutmayalım. Virüs ’ün özellikle bağışıklık sistemi zayıf olanlarda etkili olduğundan bahisle süreçte bu konuda sağlıklı beslenmeden, spora ve hijyene kadar pek çok konuda tavsiyeler yapılıyor. 

 

İbni Sina’nın yüzlerce yıl öncesinden seslendirdiği gerçeği unutmayalım. “Neşe” li olmak moral olarak iyi durumda olmayı gerektirir. Moral değerlerinin başında inanç dünyası ve ibadetler gelir. Manen güçlüysek her şeyle daha iyi mücadele ederiz. Bu süreçte camiler kapalıyken, cumaya gidemezken manevi ve moral olarak nasıl güçlü olacağız.

 

300 Bin Kişi Teravih Kılınan Yenikapı’da Cuma Namazı Neden Olmasın…

 

İçinde bulunduğumuz yaz aylarının verdiği imkânlardan yararlanarak Cami bahçeleri, eski namazgâhlar, şehir meydanları ve miting alanları gibi uygun olan her yeri “Namazgâh” olarak (Açık Hava Mescidi) belirlemeli ve Cuma namazlarına ivedi başlamalıyız. Geçtiğimiz yıl 300 bin kişilik katılımla “Teravih” kıldığımız Yenikapı’da sınırları belirlenmiş şekilde neden Cuma namazı kılmayalım !!!

f10e281a-c5b3-4e23-8349-7b261bd669ab.jpg

 

Namazgâh kültürünü kalıcı olarak tekrar ihya etmek durumundayız. Bu salgın biter mi? İkinci, üçüncü yeni dalgaları gelir mi? Bilmiyorum. “Deliler Irmağı Kıvamında Bir Dünya” başlıklı yazımda aynen şunları ifade etmiştim.

 

“Artık Dünya küresel bir köy. Dünyanın en uzak iki mesafesi arası 13 saat civarında. (Ve günde  Dünyanın her yerinden 100 binin üzerinde uçuş ve her yıl 1,5 milyar insanın sadece turizm sebebiyle seyahat ettiği) Yani insanların kıtaları, okyanusları aşarak yaşadığı ve çalıştığı bir dünyadan bahsediyoruz. İnsanların bu kadar kolayca ulaştığı yerlere Corana Virüs ya da herhangi bir bulaşıcı hastalık nasıl ulaşmaz? Vizyona giren bir film, ya da popüler her şey hangi hızla yayılıyorsa tabii ki hastalıklar da o hızla yayılacaktır.”

 

Bu süreç geçebilir ancak yeni dalgalar ve yeni salgın hastalıklara maruz kalmayacağımızı kim garanti edebilir. Tıpkı virüsle mücadele döneminde yaptığımız ve kalıcı olmasını hedeflediğimiz binlerce yataklı hastaneler gibi Kriz dönemi ihtiyacı mantığıyla kalıcı “Namazgâh” alanları belirlemeli ve buraları korumalıyız. Yoksa her benzeri sıkıntıda Cuma’dan Cami’den ve manevi olarak güçlü ve birlik içerisinde olma durumundan kolayca vazgeçmek durumunda kalırız. 

 

Namazgâhları ihya edelim kesintisiz “manevi iletişim” içerisinde olalım.

 

#CumaİçinYeryüzüMesciddir

 

Bu yazı toplam 3262 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum