Aşınızın muz mu, domates mi olmasını istersiniz

İnfeksiyon hastalıkları ile mücadelede günümüzde en aktif korunma yollarından biri de aşılardır. Bu yüzden yeni aşı geliştirme çabaları özel bir önem arz etmektedir. Önceki yazımızda da bahsettiğimiz gibi aşılar geliştirilme şekline göre farklılıklar gösterse bile, temelde hepsi “vücudun savunma sistemini” uyarıp, hastalığa karşı koruyucu moleküllerin vücudca yapılmasını sağlayıp, hastalığa karşı tam bir koruyuculuk sağlarlar.  

Günümüzde kullanılan iğne ile yapılan aşılama biçimi, hepimizin çocukluktan hatırladığı gibi, çocuklar için son derece korkulu ve ağrılı olmaktadır. Bu yüzden çok sayıda çocuk aşı olmak istememektedir. Peki muz, çilek, marul  gibi sevdiğiniz meyve veya sebzeyi yerken bu arada aşılanmış olmak istemez misiniz? Böyle bir aşılamaya hiçbir çocuğun itiraz edeceğini düşünemiyorum. Yenilebilen bitkileri kullanarak aşı üretimi ve aşılama koruyucu hekimlikte kullanımı yeni bir çağın başlangıcı olacaktır.

Infeksiyon hastalıkları gelişmekte olan ülkelerde ölümlerın %45’ni teşkil etmektedir. Bu hastalıkların çoğu aşılarla önlenebilen hastalıklardır. Aşılama infeksiyon hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemidir. Dünyadaki çocukların büyük bir kısmı aşı ile korunulabilen hastalıklara karşı aşılanmakla birlikte on milyonlarca çocuk hala aşılanamamıştır ve sürekli bu sayı artmaktadır. Mevcut aşı teknolojileri ve aşılama yöntemleri bu geniş kitleye ulaşmaya engel oluşturmaktadır. Aşı üretimi için gerekli olan teknoloji son derece karışık ve pahalı olup, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerin yapabilecekleri ve üretebilecekleri bir ürün değildir. Ayrıca canlı hücre kullanılarak üretilen aşı üretimi sırasında oluşabilecek ve aşılar vasıtası ile insanlara da geçecek olan zehirli maddeler ve mikroorganizmalar da bu tür aşıların sakıncalarındandır. Ayrıca aşı üretimi sonrası, aşının paketlenme, muhafaza, taşıma ve son noktaya kadar nakil ve korunması son derece masraflı ve büyük organizasyonlar ve eğitilmiş insanlar gerektiren bir süreçtir. Tüm bu süreç aşıyı ve aşılama çalışmalarını özellikle gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler için her geçen gün daha da zor bir hale getirmektedir. Bu yüzden hem üretimi, hem dağıtımı ve uygulanışı kolay olan yeni aşı üretim ve yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. 1980’li yıllardan itibaren moleküler biyoloji ve genetik mühendisliğinde olan gelişmeler, aşı üretiminde de yeni teknolojilerin gelişimine yol açmıştır.

Yenilebilen bitkilerin, özellikle yenilebilen sebze ve meyvelerin, değişik genetik mühendisliği ve moleküler biyoloji tekniklerin kullanılarak aşı olarak kullanma çalışmaları umutlu sonuçlar vermiştir. Bu aşılar henüz deney safhasında olmakla birlikte, geleneksel aşılara ve aşılama yöntemlerine göre kullanımları çok daha kolay, çok daha ucuz, depolaması ve nakli son derece basit ve ucuzdur. Ayrıca vücutta oluşturduğu koruyucu mekanizma diğer aşılama yöntemlerine göre daha güçlüdür.

Aşılama için kullanılacak yabancı DNAnın bitki içine yerleştirilmesi,ya gen tabancası gibi çok daha ucuz ve kolay tekniklerle gerçekleştirilir. Bundan sonra yapılacak olan sadece yenilebilen bitkinin büyümesi ve gelişmesini beklemek olacaktır. Bitki büyüdüğü ve gelişimini tamamladığında artık aşı ve gıda olarak tüketime hazır demektir. Yenilebilen bitki aşıları diğer aşılara göre çok büyük miktarlarda ve çok daha ucuz şekilde üretilebilir. Şöyleki dünyadaki çocukların tümünü Hepatitis B aşısı ile aşılamak için gerekli olan sadece 800 dönüm arazidir. Bu dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin için ise sadece160 dönüm arazidir. Aşılama için ilk kullanılan bitkiler tütün, patates, muz, domates, pirinç, marul ve soya fasulyesi bitkisidir. Bu bitkiler kızamık, HIV-1, kolera ve diğer bir sürü hastalığa karşı aşı gelişimi için kullanılmaktadır. Tüm bu aşılar günümüzde henüz deneme aşamasında olup, yakın gelecekte insanlığın hizmetinde olacaktır.

Yenilebilen bitki aşılarının bir diğer avantajı ise ağız yoluyla alınması, çocukların sevdiği meyvelerin aşı formunda olması ve iğneyi ortadan kaldırmasıdır. Sıcağa karşı dayanaklı oldukları için yenilebilen bitki aşıları için soğuk zincir gerekli değildir. Bu aşıların en büyük sakıncası ise aşıların dozunun bitkiler içinde farklı miktarlarda olabilmesidir. Ayrıca yenilebilen bitkiler (muz, domates, vs) raf ömürleri çok fazla değildir ve çabucak bozulması diğer problemdir. Diğer önemli problem ise aşılama gereken çok küçük çocuk ve bebeklerin katı yiyecekleri yiyememesi ve bunlara yedirilmesi gereken miktarın koruyucu etkinin sağlanması için çok fazla olmasıdır. Bu yüzden yenilebilen aşılar ilaç firmalarının ticari olarak ilgisini çekmemektedir. Fakat yenilebilen aşılardaki bu mevcut problem ve sakıncalar, immunologlar, molecular biologistler ve bitki uzmanlarının ortak çalışmaları ile kısa sürede çözülüp, yenibilen aşıların insanlığın hizmetine sunulacağı günler yakındır.

Yenibilen aşıların etik olarak tartışıldığı nokta ise yenilebilen bitki aşılarının genetiği değiştirilmiş bitkiler tanımına girmiş olmasıdır. Genetiği değiştirilmiş bitkilerle ve gıdalarla ilgili tüm sakıncalar ve etik sorunlar bu anlamda yenilebilen aşılar için de geçerlidir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum