Mehmet Y. ULUTAŞ

Mehmet Y. ULUTAŞ

Çok İyi Bir İnsan Ama...

Hepimiz çok kez duymuşuzdur bu ve benzeri cümleleri: “Adam çok iyi bir insan ama beceremedi” veya “Adam çok iyi niyetli ama bir türlü olmadı”. Hepsinde de senaryo hemen hemen aynıdır. İşe yeni birisi alınmıştır. İyi bir insandır ama liyakatine ya bakılmamıştır ya da yeterince ehemmiyet verilmemiştir. Neticede o kişi başarısız olmuş, işler aksamış ve fatura o başarısız kişiyi işe alana çıkmıştır.

Bu sorun ne yazık ki bizim toplumumuzda sıkça görülen bir yanlışlık ve ülkenin yeterince hızlı ilerleyememesindeki en büyük engellerden biri. Hakikaten liyakati olmasına rağmen iş bulamaması insanları umutsuzluğa sürükler. “Ne bildiğin değil kimi bildiğin önemlidir” deyimi aklından çıkmaz. Torpili olmadığı için iş bulamayacağı kanaatı hasıl olur, psikolojisi bozulduğu için de yetenekleri körelebilir ve hayata küsme noktasına gelebilir.

Liyakatli kişi illa ki diplomalı veya ünvan sahibi kimse değil, o işi hakkı ile yapabileceğine inanılan kişidir. Buna da o kişinin geçmişine, tecrübesine, kapasitesine ve kabiliyetine bakılarak kanaat getirilebilir. Adam kayırmak, adama göre iş vermek yanlıştır. İşe göre adam seçmek gerekir. Sizlere bu konuda tarihten iki örnek vermek isterim.

Mekke fethedilmiş ve Efendimiz (SAV) içindeki tüm putları kırmak için Kabe’ye gelmiştir. Kabe’nin o sıralarda muhafazası ve sorumluluğu müşrik bir aileye aittir. O ailenin reisinden Kabe’nin anahtarı istenir. Adam gelir ve anahtarı Hz. Muhammed’e (AS) teslim eder. Rivayet odur ki Efendimiz (SAV) anahtarı alıp Kabe’ye yönelmişken birden tökezler ve tam bu esnada şu ayet nazil olur: “Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. (Nisa Suresi 58. Ayet)”. Bunun üzerine Efendimiz (SAV) döner, anahtarı o müşrik adama geri verir ve ondan Kabe’yi muhafaza etmeye devam etmesini ister. Bu hiç beklemediği müthiş jestten çok etkilenen müşrik kelimeyi şehadet getirerek müslüman olur.

Abdülezel Paşa Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında yetişmiş ve II. Abdülhamid’in en kıymetli paşalarından biridir. 1843’te daha 16 yaşındayken er olarak girdiği orduda paşalığa kadar yükselmiş Konyalı bir köylü çocuğudur. Eğitimi yoktur. Torpili de yoktur. Kabiliyeti ve gayretli hizmetleri neticesinde hakkıyla ve liyakatiyle yükselmiştir. 70 yaşına dek hizmet etmiş, kahramanlıklar göstermiş ve 1897 yılında yapılan Yunan Harbinde şehit olmuştur.

Nesiller hızla değişiyor ve yaşadığımız yüzyılda artık Z kuşağı var. Z kuşağı için çaba harcamak, öz verili olmak, emek vermek gibi kavramlar pek geçerli değil çünkü bunlar çok hırslı bireyler değiller. Milenyum çocukları olarak teknolojinin içine doğan bu nesil bilgiye çok çabuk ulaşmaya alışık olduğundan hızlı yaşamayı da istiyorlar ve bu sebeple çok çabuk sıkılabiliyorlar. Yani bu nesilden Abdülezel Paşa gibi sadık, sabırlı ve gayretkeş bireylerin çıkma ihtimali zayıf. O yüzden az da olsa çıkacak olanları haksızlığa maruz bırakmayalım.

Hemen her ülkede ve toplumlarda liyakate bakılmaksızın işe alımlar olur. Ama bu durum ülkemizde zirve yapmış görünüyor çünkü herkes bundan şikayetçi. Şikayetçi olmasına şikayetçiyiz ama kendimize bir torpil yapıldığında bunu kabul etmeyecek kadar da hakşinas mıyız? Unutmayalım ki, liyakatin önemsenmediği ve iltimasın cirit attığı bir toplum gelişemez ve hatta geriler. İyi bir insan olmak da tek başına yetmez çünkü iyi birisi olmak zaten ön koşuldur. İşbu sebeple en kıymetli değerlerimiz olan kabiliyetli, liyakatli, gayretli, çalışkan gençlerimize sahip çıkalım ve önlerini açalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum