Afrika’da Bir Küçük Anadolu TUNUS (I)

Tarihi, dini ve kültürel mirasların ülkelere, şehirlere ayrı bir ruh kazandırdığını, yıllar, asırlar sonra da olsa kendilerini ziyarete gelenlere bu ruhu iliklere kadar hissettirdiğine hepimiz şahit olmuşuzdur. Günümüzde bir İstanbul, bir Kahire, Şam, Buhara buna misal teşkil sayılı şehirlerden. Bununla birlikte, asırlar öncesinden başlayarak birbirinden farklı, pek çok medeniyetlere beşiklik yapmış olması hasebiyle  ziyaretçilerini aynı ruhu fazlasıyla hissettiren bir ülke daha var ki, o da Tunus.

Tunus bir medeniyetler ülkesi. Berberiler, Fenikeliler, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar ve Fransızlar tarafından büyük bir kültür mirası bırakılmış bağrına. İşte bu küçük fakat çok değerli hazineleri barındıran bu ülkeyi bize bakan yönüyle başka bir ülkeye benzetmek gerekirse “Afrika’da Bir Küçük Anadolu” demek her halde doğru olacaktır. Tunus tüm bu farklılıklarıyla Afrika kıtasının gidilip de görülmesi gereken ülkelerinden biri.

Kısaca Tarihi

Tunus’un en eski tarihi M.Ö. 3000 yılına kadar uzanmakta. K.Afrika’nın en küçüğü olan ülke tarihte adını ilk kez önemli bir Fenike kolonisi olan Kartaca şehriyle duyurmuş. Fenikeliler 1200’de Tunus’a yerleşip Kartaca Şehrini kurmuşlar. Roma İmparatorluğuna kafa tutacak hale geldiğinde yapılan savaşlar neticesinde -Romalılarla yapılan son savaşta- ünlü komutan Anibal yenilince ülke Romalıların eline geçmiş.

Bir dönem Kartaca’ya bağlı bir banliyö, Romalılar döneminde ise Tirtiş adında bir köy olan Tunus’un İslam toprağı olması 7.yüzyılda 670’de meşhur İslam komutanı ve fatihi Ukbe bin Nafi zamanına rastlamaktadır. Bu tarihten itibaren Tunus Emevi Devleti’nin K.Afrika’da bir eyaletidir olmuş.  Ağlabiler dönemi (800-909) ise, İslam uygarlığının zirveye çıktığı dönem. O dönem Tunus şehrinin başkenti olan Kayrevan, K. Afrika’nın en önemli ilim, kültür, endüstri ve ticaret merkezi olmuş. 1534’e kadar  bir çok hanedanların da yönetimi altında kalan Tunus bu tarihte ilk defa Barbaros Hayrettin Paşa tarafından Türk hakimiyetine girmiş, bir dönem Osmanlı topraklarına  katıldıktan sonra 1574 yılında İspanyollarla uzun süren mücadelelerden sonra  Serdar-ı Ekrem Koca Sinan Paşa ile Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasındaki  Osmanlı donanması Tunus'u tekrar fethetmiş. Yaklaşık on bin şehit verilerek kazanılan bu zaferden sonra, Cezayir ve  Trablusgarp’ta olduğu gibi  bir Osmanlı Bahriye eyaleti haline getirilen Tunus’ta, üç asırdan fazla sürecek olan Türk dönemi başlamış. Ülke, daha sonraları 17. yüzyılda Muradî, 1705’den itibaren ise Hüseyin bin Ali et-Türkî’nin  kurduğu  Hüseynî   hanedanları  tarafından verâset ile  Osmanlı  padişahı  namına yönetilmeye devam etmiş.

1881-1957 arasında Fransızlar’ın hakimiyeti altında kaldığı dönemse, Fransız kültür ve bazı geleneklerinin Tunusluların hayatına karıştığı, tesiri altına aldığı bize göre talihsiz bir dönem olarak bilinmekte.

İlk İzlenimler

İstanbul’dan başkent Tunus’ a her gün uçak seferi var. Tunus Havayolları ile İstanbul Atatürk Havaalanında başlayan,rotası Yunanistan  ve Sicilya üzerinden Tunus olan yolculuk yaklaşık 2,5 saat sürüyor.

Tunus Havayollarının amblemi Ceylan.Arapça “Al- Gazâle”. Aynı isimle bir de dergisi var. Tunus Havayolları diğer hava şirketleri gibi bu dergiyi yolcularına hediye olarak veriyor.Fransızca ve Arapça basılmış.Fransızca bilmediğimizden okurken tercihimiz Arapça oluyor. Türk vatandaşlarından vize istemeyen ülkelerden biri de Tunus.

Tunus Kartaca havaalanına inmeden gökyüzünde gözlere çarpan hakim renk beyaz. Evler,çatıları ve duvarları hep beyaz. Havaalanından çıkıldığında şehir merkezine kadar ki güzergahta son derece düzgün ve yeni asfalt yollar, geniş, ışıklı, palmiyeli caddeler,beş yıldızlı oteller,banka ve devlet  dairelerinden oluşan yüksek ve modern binalar, ziyaretçilerin  bu şehre karşı hayranlığını arttıran ilk görüntüler.Tüm bu binalarda en çok göze çarpan şey ise Tunus bayraklarının çokluğu.Uzaktan bakıldığında al bayrağımızın tıpkısı.Hatta aynı diyesi geliyor insanın. Kırmızı zemin üzerinde beyaz bir dairenin içerisine yerleştirilmiş kırmızı ay yıldızlı bayrak. Yabancı bir ülkede değil de; sanki ülkemizin güney sahillerinde bir yerdeymişiz gibi.

Aynı zamanda ülkenin başkenti olan Tunus şehri, tarihi ve moderni bir arada birleştirmiş bir şehir. Şehir merkezine doğru giderken ekseriyetle deniz kenarından devam eden yolculuğun  bitiş yeri bir meydan.Meydanın (7 Kasım Meydanı) hemen ortasında yükselen,ülkeyi ziyaret edenlerin oldukça ilgisini çeken,meydanla aynı ismi paylaşan  bir de saat kulesi var.

7 Kasım 1987, bir önceki devrik devlet başkanı Zeynelabidin bin Ali’nin Habib Burgiba’dan yönetimi devraldığı tarih.Hemen bitiminde ise Habip Burgiba Bulvarı başlıyor.2000 yılında hayata veda eden Burgiba, seksenli yılların sonlarına kadar televizyon ekranlarında çokça gördüğümüz,ismini sıkça duyduğumuz,Tunus’un bağımsızlık (20 Mart 1956) sonrası ilk devlet başkanı.Türkiye hayranı bir insan olarak biliniyor.

Bulvarın ortasında geniş kaldırım ve kaldırımın ortasında insanların yürüdüğü etrafı ağaçlarla kaplı bir yol, yol kenarlarında ise çiçekçiler,kitapçı dükkanları yer almakta. Bulvar,Fransız mimari özelliklerini yansıtmakta.Dört yıldızlı modern oteller, yakın civarlardaki kafeler ve görkemli bir katedral, Fransa’dan bir bulvar  manzarasını gözler önüne seriyor adeta.Katedral Fransız hakimiyeti döneminde  inşa edilmiş.

Bulvarın hemen bitiminde ise meşhur İslam sosyoloğu ve tarihçisi İbnü Haldun’un heykeli bulunmakta. Etrafı kısa demir parmaklıklarla çevrili, küçük bir çim alanının içerisinde korunmuş.

 

ulvi_sevecen@hotmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum