Anlamalısın Beni!..

Sâde olmak en güzeli…

En anlamlısı…

Ve en rahatı…

Sade yaşamak insanı külfetlerden kurtarıyor!..

İnsanın ne gönlünü ne de maddesini yokuşlara sürmüyor! Gereksiz bedeller ödetmiyor!

Hayatın çarklarında acımasız öğütülmekten kurtarıyor insanı...

‘Anlamalısın beni’dedirtmiyor!

Kavgalarda nefes tüketmeye itmiyor kişiyi…

Dinmeyen yorgunluklarda ömür törpületmiyor…

Sâdelik insan ruhuna iyi geliyor kısacası…

Hayat karmaşık hâle döndükçe, çarklar hızlı dönmeye başladıkça dikkat ettiniz mi bilmem dilimizde ‘Anlamalısın beni’ cümlesi de artıyor…

Artıyor artmasına ama işlevsel olmaktan da bir o kadar çıkıyor.

Zira bu sözü sarf ettiğiniz kişilerde bu cümleyi sizler için kurmaya başlıyor!

Kim kimi anlıyor derseniz aslında kimse kimseyi anlamıyor!

Anlamak istiyor mu? Sanmıyorum.

Herkes kendisini anlatmak derdine düşmüş!

Kendisine odaklanmış. Kendisini hayatın öznesi hâline getirmiş. Her şeyi kendi etrafında döndürmek gibi anlamsız bir çabanın içine girmiş.

O nedenle de sürekli kendisinin ‘Anlaşılmadığı’ gibi bir yargı oluşturmuş.

Tüm düşünce ve davranışlarını da bu kabulden sonra oluşturmaya başlamış.

Bu tutum insana başkalarını anlama kapısını kapatıcı… Yorucu...

Bitirici… Yıkıcı hatta…

İnsan kendine kötülük yapar mı demeyin! Yapıyor işte.

Annem beni anlamıyor, babam beni hiç anlamıyor.

Kardeşlerim mi? Onlar zaten ne zaman anladi ki!...

Öğretmenlerim, öğrenci arkadaşlarım anladı mı? Hayır.

Patronum anlıyor mu? Yok.

Sevgilim anladı mı sorusuna cevabımız herhalde ‘Anlıyor sandım’ şeklinde olacaktır. Evlendik, biraz zaman geçti onun da beni anlamadığını gördüm diyenler artık azınlık değil!

Herkes kendi açısından baktı. Kimse beni ciddiye almadı, değer vermedi. Beni anlamak bir yana fark etmediler bile…

Bu duygular giderek yaygın hâle gelmeye başladı… Kişi âdeta kendini bir anlaşılmazlıklar dünyası içine gönüllü olarak hapsediyor!

Sıkıntılı bir durum mu? Kesinlikle…

Kişiyi ‘Kötü Dünya Sendromu’na sürükleyecek bir duygu…

‘Anlamalısın beni! Evet anlamalısın…’ cümlesini tekrarlayıp duruyoruz.

Peki bu tek taraflı bir eylem midir?

Anlamalısın beni cümlelerini kurarken hemen alt metin olarak; neden kendimi anlatamıyor, doğru ifade edemiyorum sorusunu da sormamız gerekmez mi?

Gerekir kuşkusuz.

Bunu başarabiliyor muyuz? Her zaman değil!

Ama bu sorulara biraz daha işlerlik kazandırmalıyız. Bu hususlara biraz daha ciddi eğilmeliyiz.

Bunu nasıl başarabiliriz?

Önce kendimizi anlayarak başlayabiliriz. Biz kendimizi anlıyor muyuz?

Tanıyor muyuz kendimizi? Güçlü ve zayıf yanlarımız hakkında hakikatli bir bilgiye sahip miyiz?

Kendimize ne zaman canımızı acıtan sorular sorduk? Bunların peşinden gidebildik mi?

Bulduk mu cevaplarımızı?

Bu cevaplar bizi mutlu etti mi? Tatmin olabildik mi? Sorulara verdiğimiz cevapları düzeltmek hususunda gayrete gelebildik mi?

Evet ‘Anlamalısın beni’ cümlesinden önce bu soruları sormalı, cevaplar almalı!

Doğru cevaplara sevinmeli, yanlış cevapları ise doğru hâle getirmek için zora talip olmalıyız!

Bu yeterli midir? Asla!

Etrafımızdaki kişileri anlamak için ne yaptığımızı da açık yüreklilikle masaya yatırabilmeliyiz.

Özellikle yakın ilişki içinde olduklarımıza bu konuda özel bir yer ayırmalıyız.

Onları yüce kudretin bize özel olarak ışınladığını, bizim onlarla yanmamız, aynı kazanda kaynayıp pişmemiz gerektiğini kabul etmeliyiz.

Bu bizi suçlama cümleleri kurmaktan uzak tutacaktır.

Sâdeleştirecektir. Durulaştıracaktır. Kıvama getirecektir. Karmakarışık olmaktan kurtaracak saydam bir noktaya ulaştıracaktır.

Dahası zihin dünyamızı yeniden inşa etmemizi sağlayacaktır. Duygularımız tekrar yapılanacak, üzerine doğru düşünceler kurmaya başlayacağız.

Davranışlarımız da buna göre değişecek.

Kelimelerimiz, üzen, bunaltan, kaçıran, kötü hissettiren bir yapıdan çıkacak ışıltılı hâle gelecektir.

Göz aydınlatacaktır sözlerimiz ondan sonra.

Gönül alacaktır. Yürek yapacaktır.

Kulakların bayram ettiği kalplerin el ele tutuştuğu bir âhenge gelecektir.

‘Anlamalısın beni’yerine ‘Seni anlıyorum’ demeye başlayacağız. Cümlelerimiz empatik olacak.

Sâde olmayı seçtiğimizde, kendimizi anlaşılmayan bir noktada görmemeye başladığımızda durum düzelecektir.

Bu bile anlaşılmamızı kolaylaştıracaktır. Duru akan bir su gibi olacağız. Kısalacak cümlelerimiz duygularımız berraklaştıkça…

Sevgi kokar hâle gelecek.

Papatyalar taktığımızı görecek sevdiklerimiz bizim… Sende bir farklılık var diyecekler içten içe… Güvenmeye başlayacaklar. Onlar da cümlelerini gözden geçirme gereği duyacaklar.

Sâde olmak onlara da iyi gelecektir.

Sizden görüp fark edecekler ve ne kadar çok gereksiz yük çektiklerini hissedip bunları taşımaktan onlar da vazgeçecekler.

Kendimizi yormadığımız gibi onları da yormayacağız sâdeleştiğimizde…

Gönül sahibi olacağız.

Ve gönül veren…

İşte o zaman işler yoluna girecektir.

‘Beni anlamadın ya ona yanarım’cümleleri gibi sitem içeren türküler çığırmayacağız artık.

‘Seni anlıyorum’ diyeceğiz. Senin farkındayım. Yükünün farkındayım. İyi niyetinin farkındayım. Yorgunluğunun farkındayım demeye başlayacağız.

… Ve işte bunu yürekten söyleyebildiğimiz zaman inanın bu cümleleri aynı sıcaklıkta biz de duyacağız.

 Biz ne kadar sâde ve anlaşılır olmayı başarabilirsek sevdiklerimiz de o kadar bunu başarmayı hedefleyecekler.

‘Anlamalısın beni’cümleleri düşünce dünyamızın kıyılarından çekilecekler. ‘Seni anlıyorum’ cümlesine bırakacak yerini…

Duymak istediğimiz bu değil mi zaten?

 HABER NAME/ 28.05.2012 canbolatugur@gmail.com/ https://twitter.com/ugurcanbolathttps://www.facebook.com/iyibakkendine

 

  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum