Aşkı Yüklenmek!

Yük ağır…

Hamallık yapmaktayız isteklerimize… Baş edemediğimiz dürtülerimizin yükü var üzerimizde…

Çoğunlukla da pişmanlık içeren hamallıklar bunlar…

Düşmelerimiz, sendelemelerimiz, çamura bulanmalarımız hiç bitmiyor…

Bugün bizi uçurduğunu sandığımız kimi heveslerimiz tam da çakıldığımızın belgesi…

Ruhumuz ızdırap içinde…

Düşlerimiz düş/me halinde hep…

Gecelerimiz güzel sevdalarla örülen, serin uykulara açılmıyor nedense…

Kâbus kâbus üstüne, düğüm düğüm üstüne…

Hıçkırıklar içindeyiz, sebebini bile bilemediğimiz…

Hamallık mı? Evet..

Sevginin, sevdanın, aşk yolculuğunun hamalı olabilmek…

Hamallıklarımız ne için olmalı?

Yaban ve kaba duyguların değil, güzelliklerin, dostlukların, tadına doyulmaz sevdaların, bizi bizden alan değil, kendimize getiren aşklar için olmalı…

Kolay mı? Hayır.

Hem zahmetli, hem de uzun bir süreç…

Tuna boyunda gördüğün sunanın peşinde olmak gibi…

Ardı sıra “ıhh” demeden hem kuzeye, hem güneye iz sürmek gibi…

Aynı dağı kırk kez dolaşıp bir serin rüzgara “Eyvallah” çekmek gibi…

Açlıktan ölecek kadar halsiz düşmüşken sevgiliyi hatırlayarak tok sabahlamak gibi…

“Dün gece yâr hanesinde yastığım bir taş idi

Altım çamur, üstüm yağmur yine gönlüm hoş idi”kıvamında bir ruh hali içinde olabilmek gibi…

Bencil doğarız ilkin… O nedenle çocukluk yıllarımız hep istemekle ve istediklerimizi elde etmekle geçer! Dünya etrafımızda döner… Her şey bize göre planlanır… Bizim sağlığımız, bizim uykumuz, bizim keyfimiz…  Kısacası, her şey büyük bir ihtimamla gerçekleşir…

Dünyanın kıymetli bir misafiriyizdir.

Özeliz. Önemliyiz…

Çoğumuzun böyledir hikayesi…

 

İnsan için “evrenin göz bebeği” diyor arifler… Öyledir… Evrenin “merkez varlığı” insandır.

İnsan büyütüldüğünde evren, evren dürüldüğünde insan olur…

Yani; evren küçük bir insan, insan büyük bir âlem…

Okudukça açılan, açıldıkça içinde ummanlar bulunan bir âlem… Bitmeyen bir keşif yolculuğu…

Bir yanda ise hamlıklarımız vardır. Haramlıklarımız, yontulmamışlıklarımız var. Hırslarımız, kavgalarımız, doymayan açlıklarımız…

Bu açıdan baktığımızda bütünüyle ham haller içreyiz…

Çoğumuz farkında bile değilizdir, yolun neresinde olduğumuzun, nerede düştüğümüzün.

Az sayı da insan bu durumu bilir. Hamlıklarını olmuşluklara çevirmek için gayret eder.

Eşiğe gider, eşik olur. Ekşiliklerini tatlandırır… Aşıklar geçer üstünden… Silinir benliği… Düzlenir ego dağları…

Hamlıklarını olgunluğa dönüştürür…

Kaç imbikten süzüle, süzüle geçer ve şeffaflaşır… Dupduru olur.

Ayna olmaya hak kazanır ardından…

Kendine ve başkalarına…

Hamlıklarımız kolay olgunlaşır mı? Hayır!

Olgunlaşmak mümkün mü?Evet

Ne gerekir derseniz, önce yürek, ardından niyet…

Sonra da bitmeyen bir gayret…

Ve elbette usta bir el… “El ele, el Hakka” diyebileceğimiz…

Kendinden geçerek “Sevda yüklü kervanlarda” gönüllü hamallıklar yapmak gerek…

Ne diyordu türkümüz;

 

Sevdan İle Düştüm Yaban Ellere
Dalıp Çıktım Ateşlere Küllere
Giyin Demir Çarık Gel Ardın Sıra
Dağlara Yollara Çöllere

Diyardan Diyara Bir Yol
Sor Beni Yarim Yarim
Bul Beni Yarim Yarim
Gör Beni Yarim Yarim

 

Sen Kalem Ol Ben De Kağıt
Yaz Beni Yarim Yarim
Çiz Beni Yarim Yarim
Çöz Beni Yarim Yarim

Kurban Olam Mızrap Tutan Ellere
Yanık Yanık Türkü Diyen Dillere
Dertli Dertli Name Çalan Tellere
Dağlara Yollara Çöllere
Diyardan Diyara Bir Yol
Sor Beni Yarim Yarim
Bul Beni Yarim Yarim
Gör Beni Yarim Yarim

Sen Kalem Ol Ben De Kağıt
Yaz Beni Yarim Yarim
Çiz Beni Yarim Yarim
Çöz Beni Yarim Yarim”

 

Ne diyelim?

Aşkı yüklenmek gerek… Aşkın yükü gerek bize… Aşk gerek!

Aşkta yanmak, kül olmak gerek!...

Sevdanın hamallarına, aşkın kağıdına, kalemine, külüne, mızrabına bin selam…

Yürekten… Sımsıcak… 

canbolatugur@gmail.com / https://twitter.com/ugurcanbolat 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum