“Bir Kez Yüzünü Gören Ömrünce Unutmaya”

      Allah izin verirse  pazarı pazartesiye bağlayan gece “MEVLİT KANDİLİ” dir.  Bu sebepten, bu yazım bu mevzu ile ilgili olacak. Bu makaleyi sabırla  okuyacak olan tüm kardeşlerimden ricam, yazıyı okumaya başlarken, Peygamber Aşığı,  Anadolu’muzun en büyük şairi Yunus Emre’nin  şu  güzel şiirini şu linkten, (https://www.youtube.com/watch?v=NoFoVNDrVU0)   (Semih Sergen’den )  dinlerken, gözleri de aşağıdaki mısralarda  olsun inşallah!

Bir kez yüzünü gören ömrünce unutmaya,

Tesbîhi sen olasın, ol ayrık din tutmaya.

Tâat eden zâhidnazarın erer ise,

Unuda tesbihini, mihrâba secdetmeye.

Ağzına şeker alıp gözü sana tuş olan

Unuta şekerini, çiğneyip de yutmaya.

Ben seni sevdiğime, bahai derler ise,

İki cîhân mülkünü verip baha bitmeye

İki cihan dopdolu bağ-ı  bostân olursa,

Senin kokundan yahşi,gülü reyhân bitmeye.

Sekiz uçmak  hûrîsi bezenip gelir ise,

Senin sevginden artık gönlüm kabul etmeye.

Gül ve reyhân kokusu âşık ile mâşuktur,

Âşıkın mâşukası, hiç gözümden gitmeye.

İsrâfil sûr urucak, mahlûk yerden duracak,

Senin ününden artık kulağım işitmeye.

Zühre gökten inüben sazın nevvaht iderse,

İşretim sen olasın, gözüm senden gitmeye.

Niderler hânümânı, sensiz cân- u cihânı,

Yeğsin iki cihandan,kimse güman tutmaya.

Yûnus seni seveli, beşaret oldu canı,

Her dem yeni dirlikte ömrünü eskitmeye”

                                                 Yunus Emre

KUR'AN'IMIZDA  PEYGAMBERİMİZİN YERİ

       Dinimizin en temel 6 (altı) esası alimlerimiz tarafından "İmanın şartları" olarak isimlendirilip ümmete öğretilmiştir.  Aslında İmanın bir çok şubesi vardır: Peygamberimiz, " İman yetmiş (veya altmış) küsur şu’bedir. En yükseği, ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ demek; en aşağısı ise, eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imanın bir bölümüdür.” (Müslim, Îmân 58. Ayrıca bk. Buhârî, Îmân 3; Ebû Dâvûd…) buyurmuşlardır.İmanın  Bu altı esasının en önemli üçü ise  “ Vahdet , Nübüvvet ve  Ahiret” dir..

TEVHİD AHİRET NÜBÜVVET 

        Biz Müslümanlar,  asırlardır dinimizden, O'nun kaynaklarından, (Kur'an, sünnet, İcma…) önderlerinden (alimler, ümeralar, mürşidler, arifler, mücahitler,…) kurumlarından (medrese, tekke, aile….) uygulamalarından (yani Muemalatta fıkıhtan, ahlakta  tasavvuftan...) ırak düştüğümüz için,  başı kesilmiş tavuk gibi bir o yana bir bu yana acı içinde şuursuzca savrulup durmaktayız. Bu savrulmalar ve şuursuz çırpınmalar o hale geldi ki, dinimize göre  peygamberlik makamının gerçek vechesini bile unuttuk.  Kimimiz haşa  onu bir postacı gibi görmeye,  bu yüzden de ;”O bir elçi idi. Vazifesini yaptı ve gitti. Biz elçiye değil onu gönderene, onun getirdiklerine tabi oluruz..” demeye başladı. Kimisi de O’nu (sav) öyle bir tefritle sevmeye başladı ki neredeyse bu sevgi şirke yaklaştı. Halbuki biz vasat ümmetiz. Her konuda olduğu gibi peygamberimizin ve peygamberlik makamının  dinimizdeki yerini, konumunu iyi bilmeli ve  ona duyduğumuz sevgi ve bağlılığın ölçüsünü de dinimize göre belirleyip ayarlamalıyız.

          Peygamberimizi çok sevmeliyiz, ona büyük hürmet göstermeliyiz, yolumuz onun yolu, ölçümüz onun ölçüsü olmalı. Lakin bu sevginin miktarını ve bu yolun mihengini Kur’andan almalıyız. Selefimiz, şanlı atalarımız böyle yapmışlar. O mübarek insanlar, Peygamberimizi (SAV)   öyle sevmişler,  öyle sevmişler ki, çocuklarına en çok O’nun adını ( Muhammed, Mehmet,  Mustafa, Mahmud…) veya çocuklarının (Fatıma Zeynep…) veya  torunlarının (Hasan Hüseyin) veya sahabelerinin (Ebu Bekir,  Ömer,  Osman,  ALİ, Ökkeş …) koymuşlar. Her caminin duvarlarına " Allah, Muhammed" 4 halife" Hasan Hüseyin..."  adlarını yazmışlar.

"ALLAH'IMIZI SEVİYORUZ PEYGAMBERE TABİ OLUYORUZ" 

       O şanlı Ceddimiz, Cihan padişahı olmuşlar lakin Peygambere saygıları, sevgileri öyle büyükmüş ki taçlarını onun ayağının tozunun altına sermişler. Osmanlı atalarımız kurdukları orduların karargahlarına¸ O’nun davasını bayraklaştırdığından ötürü “Peygamber Ocağı”  demişler. Devletlerine ad olarak  “Devlet-i Âliye-i Muhammediye’ yi uygun görmüşler.  Peygamber müjdesine mazhar olan atamız Fatih Sultan Mehmet Han Hz.leri Rumeli Hisarı’nı¸ O’nun güzel ismi “Muhammed ”in Arapça yazılışına göre inşa etmiş.. Atalarımız, O kutlu peygamber için binlerce güzel naat, mevlit, şiir yazmışlar.

            İslam’ı tam anlayan,  asırlar boyu İslam’ı ve adaleti dünyaya hakim kılan anlayış,  bu ölçüyü ( yani  peygambere duyulan saygıyı ve sevgiyi)  Rabbimizin Kitabı olan Kur'andan almıştır:

  “…De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Ali İmran 31 " 

“Allah’a ve peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Al-i İmran, 132)

“Kim Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 80)

             Bu babtan olmak üzere bizler şunu bilelim ki bu dünyanın ve sonsuz Âlemin sahibi olan, gücüne, kudretine, ilmine, merhametine sınır olmayan Rabbimizin ölçüsüne uyarak bizler peygamberimizi çok seviyor ve ona itaat ediyoruz: Ey Şanı yüce peygamberimiz! Yolun yolumuz, sözün ölçümüz, sünnetin tacımız, Ehl-i Beytin efendilerimiz, sahabelerin  kılavuzlarımızdır. Salat ve Selam sana olsun Ya Resulallah 

   Not 1: Peygamberimizi  ayet,  hadis, sahabe, sosyoloji, psikoloji, tarih…Işığında   en iyi anlatan videolardan biri de CNN TÜRK te  Hayati İnanç ve Yasin Pişgin Beylerin katıldığı Serdar Tuncer’in sunduğu  programdır. Bendeniz bu sohbetten çok müstefid oldum.  https://www.youtube.com/watch?v=LBkMoDTerjs

Not:2  Mevlit Kandiliniz Mübarek olsun. "Tüm dünyaya rahmet olarak gönderilen" peygamberimize, bu hakikate  uygun olarak 8 Milyar salavat çeken kardeşlerimizden  Allah Razı olsun. Allah’ın (cc)rahmeti,  peygamberimizin (sav) şefaati onların üzerine osun.  Amin (https://www.8milyarsalavat.com/#/

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum